وَمِن خُطبَةٍ لَهَ عَلَيهِ السَّلامُ
وَفِيْها مَبَاحِثُ لَطِيفَةٌ مِنَ الْعِلْمِ الإلهِيِّ
Hz. Ali bu hutbesinde Allah’ın sıfatlarını şöyle beyan etmektedir:
الْحَمْدُلِلّهِ الَّذِي لَمْ تَسْبِقْ لَهُ حَالٌ حَالا، فَيَکُونَ أَوَّلا قَبْلَ أَنْ يَکُونَ آخِرآ، وَيَکُونَ ظَاهِرآ قَبْلَ أَنْ يَکُونَ بَاطِنآ. کُلُّ مُسَمًّى بِالْوَحْدَةِ غَيْرَهُ قَلِيلٌ، وَ کُلُّ عَزِيزٍ غَيْرَهُ ذَلِيلٌ، وَ کُلُّ قَوِيٍّ غَيْرَهُ ضَعِيفٌ، وَ کُلُّ مَالِکٍ غَيْرَهُ مَمْلُوکٌ، وَ کُلُّ عَالِمٍ غَيْرَهُ مُتَعَلِّمٌ، وَ کُلُّ قَادِرٍ غَيْرَهُ يَقْدِرُ وَ يَعْجَزُ، وَکُلُّ سَمِيعٍ غَيْرَهُ يَصَمُّ عَنْ لَطِيفِ الْأَصْوَاتِ، وَ يُصِمُّهُ کَبِيرُهَا، وَيَذْهَبُ عَنْهُ مَا بَعُدَ مِنْهَا، وَ کُلُّ بَصِيرٍ غَيْرَهُ يَعْمَى عَنْ خَفِىِّ الْأَلْوَانِ وَلَطِيفِ الْأَجْسَامِ، وَ کُلُّ ظَاهِرٍ غَيْرَهُ بَاطِنٌ، وَکُلُّ بَاطِنٍ غَيْرَهُ غيْرُ ظَاهِرٍ.
Hamd Allah’a ki, hiçbir sıfatı diğer sıfatlarından öncelikli değildir. Dolayısıyla ahir (son) olmadan evveldir, batın (gizli) olmadan zahirdir. O’ndan başka hakiki vahdetle nitelendirilenler tanınmamıştır. O’ndan başka her aziz, zelildir.
O’ndan başka her güçlü, zayıftır. O’ndan başka her malik (sahip), memluktur (sahip olunandır) O’ndan başka her âlim, öğrencidir.
O’ndan başka her kudret sahibi bazen güçlüdür ve bazen de güçsüz. Allah’tan başka her duyucu düşük sesleri duymaz, yüksek sesler kulağını sağır eder, uzak sesleri işitmez.
O’ndan başka her gören gizli renkleri ve çok küçük cisimleri göremez. O’ndan başka her zahir batındır ve her batın da zahir değildir.
Hamd Allah’a; sonradan O’na bir hâl târî olmaz ki âhır olmadan önce evvel olsun, bâtın olmadan önce zâhir bulunsun; O, zevâli olmamak üzere her şeyden evveldir, her şeyden âhır, O’ndan başka birlikle vasfedilen her şey azdır, kimsesizdir; üstün denen her varlık zebundur, âcizdir; kuvvetli denen, zayıftır, kuvvetsizdir; bir şeye sâhip denen, köledir, kuldur. O’ndan başka her bilgi sahibi, bilgisini başkasından elde etmiştir;
O’ndan başka her gücü yetenin, gücü yeter de, yetmez de. O’ndan başka her duyan, hafif sesleri duymaz da; çok yüce seslerse kendisini sağır eder, uzaktan söylenenleriyse işitmez de. O’ndan başka her gören, gizli renklere, latîf cisimlere karşı kör olur, görmez de. O’ndan başka her görünen görünmemeyi beceremez de; her görünmeyen, görünmeyi başaramaz da.
لَمْ يَخْلُقْ مَا خَلَقَهُ لِتَشْدِيدِ سُلْطَانٍ، وَ لاَ تَخَوُّفٍ مِنْ عَوَاقِبِ زَمَانٍ، وَلاَاسْتِعَانَةٍ عَلَى نِدٍّ مُثَاوِرٍ، وَ لاَ شَرِيکٍ مُکَاثِرٍ، وَ لاَ ضِدٍّ مُنَافِرٍ؛ وَلکِنْ خَلائِقُ مَرْبُوبُونَ، وَ عِبَادٌ دَاخِرُونَ، لَمْ يَحْلُلْ فِي الْأَشْيَاءِ فَيُقَالَ: هُوَ کَائِنٌ، وَ لَمْ يَنْأَ عَنْهَا فَيُقَالَ: هُوَ مِنْهَا بَائِنٌ. لَمْ يَؤُدْهُ خَلْقُ مَا ابْتَدَأَ، وَلاتَدْبِيرُ مَاذَرَأَ، وَ لاَ وَقَفَ بِهِ عَجْزٌ عَمَّا خَلَقَ، وَ لاَ وَلَجَتْ عَلَيْهِ شُبْهَةٌ فِيمَا قَضَى وَ قَدَّرَ، بَلْ قَضَاءٌ مُتْقَنٌ، وَ عِلْمٌ مُحْکَمٌ، وَ أَمْرٌ مُبْرَمٌ. الْمَأْمُولُ مَعَ النِّقَمِ، الْمَرْهُوبُ مَعَ النِّعَمِ.
Yarattığı varlıkları; saltanatını güçlendirmek için veya zamanın akıbetinden korktuğu için yaratmamıştır. (Hakeza yarattığı varlıkları) Kendisiyle ayrılığa düşen bir ortağı (reddetmek) için yardım dilemek veya ortağının-çelişiğinin galebesi ve büyüklenmesini önlemek için de yaratmamıştır.
Bütün hepsi, (O’nun) terbiye edilmiş yaratıkları, hakir kullarıdır. Bir şeye hulul etmemiştir ki “ondadır.”denilsin. Hiçbir şeyden uzaklaşmamıştır ki onlardan ayrı olduğu söylensin. (Her şeyi ihata etmiştir.)
Yaratıklarını yaratması, tedbir ve ıslahı O’nu yormamıştır.
Yaratıkları yaratmak O’nu aciz kılmamıştır. Emrettiği-takdir ettiği hükümlerde hiçbir şüpheye kapılmamıştır. Hükmü muhkem, ilmi payidar ve emri sabit ber-karardır. Yaratıkları, cezası-azabı olduğu hâlde O’na ümit bağlar ve nimetleri-bağışı olduğu hâlde O’ndan kaçınır, sakınır.
yarattığını, kudretini sağlamak yüzünden, zamanın sonundan korkmak yönünden, bir benzerinin yardımını dileyerek, bir eşinin emeğini isteyerek, yahut
yaptığını istemeyen bir zıdda üstünlük göstererek yaratmamıştır. Fakat bütün yaratıklar, O’nun yarattıklarıdır; O’nun lütfüyle gelişip yetişmededirler; kullardır; O’na karşı alçalmadadırlar.1
Eşyaya hulûl etmez 2 ki ordadır densin; eşyâdan ayrı değildir ki aykırıdır, ayrıdır denebilsin. yaratmak ağır gelmez O’na; yarattığını tedbîr ve tasarruf, yormaz O’nu. Hüküm ve takdirinde şüpheye düşmez; takdiri yerindedir, bilgisi tamdır, muhkemdir, emri mutlaka yerine gelir. Azâb eder, kahreder; ama gene de bağışlaması, lütfü umulur. Nimetler verir, lütuflar eder; ama gene de azâbından korkulur.
…
1 – “O’dur evvel ve âhır ve zahîr ve bâtın ve O’dur her şeyi bilici.” (57, Hadid, 3) Kadîm olması, kendisinden başka her şeyin sonradan yaratılmış bulunması bakımından, vakit mefhumu düşünülmeksizin evveldir; her şey fenâ bulunduğundan ve bâki yalnız kendisi olduğundan âhırdır; evveline bir evvel tasavvur edilemediği gibi zevâli de yoktur. Her şey O’nun tasarrufu altındadır; O’ysa her şeyden üstündür, bu bakımdan zâhirdir; her şeyi künhiyle, yaratmadan ve yarattıktan sonra bildiğinden ve O’ndan başka bilen olmadığından bâtındır; delilleriyle zâhir, yarattıklarının duygularından bâtındır; hiç bir şeye, zâhirî yakınlığı olmamak üzere zâhir kudreti, her şeyde göründüğü cihetle bâtındır diyenler, yaratış bakımından evvel, rızık veriş bakımından âhır, hayat veriş bakımından zâhir, öldürüş bakımından bâtındır tarzında tefsir edenler de olmuştur. Ezelî oluşuyla evvel, ebedî oluşuyla âhır, birliğiyle zâhir, hiç bir şeye ihtiyacı olmamakla da bâtındır da demişlerdir. Evveline evvel olmaması dolayısıyla kadîmdir; yâni evveldir; iman edenler âhirette rahmeti şâmil olmakla âhırdır; hikmetiyle zâhirdir; bilgisiyle bâtındır da denmiştir.
2 – Hulûl, bir şeyin başka bir şeye girmesidir; iki şey birleşirse buna ittihâd denir. Allah tebâreke ve Teâlâ hiç bir şeye hulûl etmediği gibi ‘Onun için ittihâd da mümkün değildir, bu çeşit bir inanç beslemek, Müslümanlığın esasına aykırıdır.