وَمِن خُطبَةٍ لَهَ عَلَيهِ السَّلامُ وَهِيَ فِي التَّزْهِيدِ فِي الدُّنْيا، وَثَوابِ اللهِ لِلزّاهِدِ، وَنِعْمَ اللهِ عَلَى الْخَلْقِ
Hz. Ali bu hutbesinde dünyanın vefasızlığını ve güvenilmezliğini beyan ederek insanları ahirete yönelmeye, Allah’ın azab, sevab ve nimetlerine teveccüh etmeye teşvik etmektedir:
أَلاَ وَإِنَّ الدُّنْيَا قَدْ تَصَرَّمَتْ، وَآذَنَتْ بِانْقِضَاءٍ، وَتَنَکَّرَ مَعْرُوفُها وَأَدْبَرَتْ حَذَّاءَ، فَهِيَ تَحْفِزُ بِالْفَنَاءِ سُکَّانَهَا، وَتَحْدُو بِالْمَوْتِ جِيرَانَهَا، وَقَدْ أَمَرَّ فيهَا مَا کَانَ حُلْوآ، وَکَدِرَ مِنْهَا ما کَانَ صَفْوآ، فَلَمْ يَبْقَ مِنْهَا إِلاَّ سَمَلَةٌ کَسَمَلَةِ آلْإِدَاوَةِ أَوْ جُرْعَةٌ کَجُرْعَةِ آلْمَقْلَةِ، لَوْ تَمَزَّزَهَا الصَّدْيَانُ، لَمْ يَنْقَعْ. فَأَزْمِعُوا عِبَادَاللهِ الرَّحِيلَ عَنْ هذِهِ الدَّارِ المَقْدُورِ عَلَى أَهْلِهَا الزَّوالُ؛ وَلاَيَغْلِبَنَّکُمْ فِيهَا آلْأَمَلُ، وَلاَيَطُولَنَّ عَلَيْکُمْ فِيهَا الْأَمَدُ.
Bilin ki, dünya yokluk ve fenaya yönelmiş, geçip gitmekte olduğunu ilan etmiştir. İyiliği değişmekte ve (ehlinden) hızla yüz çevirmektedir. Dünya, sakinlerini fena ve yokluğa sürükler ve komşuları ölüme çeker, götürür. Tatlıları acılara dönüştü, saf-berraklar bulanıklaştı. O hâlde, bu dünyadan geriye; matara dibindeki birkaç damlacık veya ancak kabın içindeki küçük çakıl taşlarını ıslatacak ölçüde az birkaç yudum kalmıştır. Dolayısıyla susayan kimse o birkaç damlacığı içse de bu asla susuzluğunu gidermez.
Öyleyse ey Allah’ın kulları ehline zeval-yokluk takdir edilmiş bu yurttan göç etmeye hazırlanın. Arzularınız sizlere galebe çalmasın. Yaşam süresi gözlerinize uzun gelmesin.
Duyun, bilin ki dünya yüzünü çevirdi; geçip gitmekte olduğunu duyurdu; iyisi kötü oldu, hayrı şer kesildi; ardını döndü gitti-gider. İçinde oturanları yokluğa sürer, komşularını ölüme haydar. Ondaki tatlı, acıdı, ondaki berrak su bulandı. Kabın dibine konan çakıl taşlarını ıslatacak, fakat susamış kişinin boğazını ıslatmayacak, susuzluğunu kandırmayacak kadar su kaldı ancak.
Allah kulları, ehline zevâl mukadder olan şu yurttan göç etmeye hazırlanın; şu yurtta dilek, istek, alt etmesin sizi; fazlaca kalıp eğlenmeniz aldatmasın sizi.
فَوَآللهِ لَوْ حَنَنْتُمْ حَنِينَ آلْوُلَّهِ آلْعِجَالِ، وَدَعَوْتُمْ بِهَدِيلِ آلْحَمَامِ، وَجَأَرْتُمْ جُؤَارَ مُتَبَتِّلِي الرُّهْبَانِ، وَخَرَجْتُمْ إِلَى آللهِمِنَ آلْأَمْوَالِ وَآلْأَوْلاَدِ، آلْتِمَاسَ آلْقُرْبَةِ إِلَيْهِ فِي آرْتِفَاعِ دَرَجَةٍ عِنْدَهُ، أَو غُفْرَانِ سَيِّئَةٍ أَحْصَتْهَا کُتُبُهُ، وَحَفِظَتْهَا رُسُلُهُ، لَکَانَ قَلِيلا فِيمَا أَرْجُو لَکُم مِنْ ثَوَابِهِ، وَأَخَافُ عَلَيْکُمْ مِنْ عِقَابِهِ.
Allah’a andolsun ki, yavrusu ölmüş hüzünlü develer gibi de bağırsanız, güvercinler gibi de ötseniz, dünyayı terk eden rahip gibi feryat da etseniz veya O’nun nezdinde yüce makamlara ermek için bir yakınlık dilemek veya ilâhî kâtiplerin yazdığı ve elçilerin (meleklerin) kaydettiği günahların bağışlanmasını istemek için Allah yolunda mal ve evlatlarınızdan da geçseniz (bu amelleriniz karşılığında ümit ettiğiniz sevab) benim sizler için Allah’tan vereceğini ümit ettiğim sevab ve mükâfattan çok daha az ve değersizdir. (Hakeza) sizin sürekli kurtuluşunuzu istediğiniz günahlarınızın azab ve cezaları da benim sizler için korktuğum (günahlarınızın neticesi olan) azab ve cezadan çok daha az ve değersizdir. (Allah’ın sevab ve azabı sizin aklınızın derk ettiğinden çok daha büyük ve çetindir.)
And olsun ki gevşeğini yitirmiş, sağa-sola koşan develer gibi bağırsanız, güvercinler gibi dem çekseniz, dünyadan kesilmiş râhipler gibi feryat etseniz, mallarınızı, evlâdınızı bırakıp Allah’a yönelseniz, katındaki yüce derecelere ulaşmayı, ona yaklaşmayı dileseniz, yahut kitaplarında yazılmış suçlarınızın örtülmesini meleklerinin yazdıklarının silinmesini isteseniz, gene size, onun vereceğini umduğum sevâptan pek azı verilir sanırım. Gene de azâba uğrayacağınızdan korkar dururum.
وَتَاللهِ لَوِ آنْمَاثَتْ قُلوبُکُمُ آنْمِيَاثآ، وَسَالَتْ عُيُونُکُمْ مِنْ رَغْبَةٍ إِلَيْهِ أَوْ رَهْبَةٍ مِنْهُ دَماً، ثُمَّ عُمِّرْتُمْ فِي الدُّنْيَا، مَا الدُّنْيَا بَاقِيَةٌ، مَا جَزَتْ أَعْمَالُکُمْ عَنْکُمْ ـ وَلَوْ لَمْ تُبْقُوا شَيْئآ مِنْ جُهْدِکُمْ ـ أَنْعُمَهُ عَلَيْکُمُ آلْعِظَامَ، وَهُدَاهُ إِيَّاکُمْ لِلْإِيمَانِ.
Allah’a andolsun ki, Allah’a şevkinizden veya Allah korkusundan kalbiniz erise, gözleriniz kan ağlasa ve dünya baki kaldığı müddetçe de bu durum/minval üzere yaşasanız, yine de bu amelleriniz ve çabalarınızın nihai derecesi bile Allah’ın sizlere ihsan ettiği nimetler ve sizi imana hidayete erdirmesiyle eşit sayılmaz, kıyaslanamaz.
Andolsun Allah’a, yürekleriniz yanıp erise, onun dileğiyle, onun korkusuyla gözleriniz kan ağlasa, sonra da dünyada bu hâl ile yaşayıp gitseniz, boyuna da çalışıp dursanız gene de Allah’ın size verdiği nimetlerin şükrünü yerine getiremezsiniz; gene de sizi îmana hidâyet etmesinin karşılığınıödeyemezsiniz.