وَمِن خُطبَةٍ لَهَ عَلَيهِ السَّلامُ عِنْدَ المَسِيرِ إلىَ الشَّامِ، قِيلَ: إنَّهُ خَطَبَ بِها وَهُوَ بِالنَّخِيلَةِ خارِجآ مِنَ الکُوفَةِ إلىَ صِفِّينَ
Kufe’den Sıffin’e giderken Nuheyle’de bu hutbeyi irad etmiştir:
Sıffîn’e giderlerken Nuhayle’de buyurmuşlardı ki:
أَلْحَمْدُلِلهِ کُلَّمَا وَقَبَ لَيْلٌ وَغَسَقَ، وَآلْحَمْدُلِلهِ کُلَّمَا لاَحَ نَجْمٌ وَخَفَقَ، وَآلْحَمْدُلِلهِ غَيْرَ مَفْقُودِ آلْإِنْعَامِ، وَلاَمُکَافَإِ آلْإِفْضَالِ.
Gece gelip çattıkça ve karanlığı battıkça hamd Allah’a mahsustur. Yıldız göründükçe ve battıkça hamd Allah’a özgüdür. Hamd Allah’a aittir ki nimetleri bitmez-yok olmaz, hiçbir şey fazlına-keremine eş değer olamaz-mukabele edemez.
Hamd Allah’a gece gelip çattıkça, karanlığı bastıkça. Hamd Allah’a bir yıldız göründükçe, battıkça . Hamd Allah’a ki nimeti, ihsanı eksilmez, bir şey karşılığında lütfetmez.
أَمّا بَعْدُ، فَقَدْ بَعَثْتُ مُقَدِّمَتِي، وَأَمَرْتُهُمْ بِلُزُومِ هذَا آلْمِلْطَاطِ، حَتَّى يَأْتِيَهُمْ أَمْرِي، وَقَدْ رَأَيْتُ أَنْ أَقْطَعَ هذِهِ آلنُّطْفَةَ إِلَى شِرْذِمَةٍ مِنْکُمْ، مُوَطِّنِينَ أَکْنَافَ دَجْلَةَ، فَأُنْهِضَهُمْ مَعَکُمْ إِلَى عَدُوِّکُمْ، وَأَجْعَلَهُمْ مِنْ أَمْدَادِ آلْقُوَّةِ لَکُمْ.
Öncü birlikleri (Ziyad b. Nasr ve Şureyh b. Hani’yi on ikibin atlıyla) gönderdim. Kendilerine buyruğum gelinceye kadar Fırat kıyısında beklemelerini emrettim. Ben Fırat’tan geçerek Dicle etrafında oturan Müslümanların (Medayin halkının) yanına gitmeyi, onları da sizinle birlikte düşmana karşı harekete geçirmeyi ve sizlere yardımcı-destek kılmayı düşünüyorum.
Bundan sonra şunu bildireyim ki öncülerimi gönderdim; emrim kendilerine gelinceye dek Fırat kıyısını bırakmamalarını emrettim. Şu suyu zaptedip oraları korumak, sizden olup Dicle kıyılarında yurt edinmiş azlık bir topluluğu sizinle beraber düşmana saldırtmak, onları size yardımcı etmek istedim.