وَمِن خُطبَةٍ لَهَ عَلَيهِ السَّلامُ
وَهُوَ بَعْضُ خُطْبَةٍ طَوِيلَةٍ خَطَبَها يَوْمَ الفِطْرِ، وَفِيها يَحْمَدُاللهَ وَيَذِمُّ الدُّنْيا
Hz. Ali bu hutbesinde dünyayı ve fesatlarını kınayarak şöyle demektedir:
آلْحَمْدُلِلهِ غَيْرَ مَقْنُوطٍ مِنْ رَحْمَتِهِ، وَلاَمَخْلُوٍّ مِنْ نِعْمَتِهِ، وَلاَمَأْيُوسٍ مِنْ مَغْفِرَتِهِ، وَلاَ مُسْتَنْکَفٍ عَنْ عِبَادَتِهِ، أَلَّذِي لاَتَبْرَحُ مِنْهُ رَحْمَةٌ، وَلاَتُفْقَدُ لَهُ نِعْمَةٌ.
Hamdolsun Allah’a ki, rahmetinden ümit kesilmez, nimeti her şeyi kuşatmıştır, mağfiretinden-bağışlamasından ümitsizliğe düşülmez, ibadetinden el çekilmez, rahmetini esirgemez ve O’ndan nimet kesilmez.
Hamdolsun Allah’a ki rahmetinden ümit kesilmez, nimetinden ümitsizliğe düşülmez. Rahmetinden ye’se kapılan olmaz; kulluğundan baş çeken bulunmaz. Öyle bir Mâbuddur ki, rahmeti eksilmez, nimeti yok olup bitmez.
وَالدُّنْيَا دَارٌ مُنِيَ لَهَا آلْفَنَاءُ، وَلِأَهْلِهَا مِنْهَا الْجَلاَءُ، وَهِيَ حُلْوَةٌ خَضْرَاءُ، وَقَدْ عَجِلَتْ لِلطَّالِبِ، وَآلْتَبَسَتْ بِقَلْبِ النَّاظِرِ؛ فَارْتَحِلُوا مِنْهَا بِأَحْسَنِ مَا بِحَضْرَتِکُمْ مِنَ الزَّادِ، وَلاَتَسْأَلُوا فِيها فَوْقَ آلْکَفَافِ، وَلاَتَطْلُبُوا مِنْهَا أَکْثَرَ مِنَ الْبَلاَغِ.
Dünya öyle bir yurttur ki fani-yok olması ve ehlinin de sonunda onu bırakıp gitmesi-ayrılması takdir edilmiştir. (Dünya, ehli nazarında) Pek tatlı, yemyeşildir. Dünya hemen-hızla kendini talep edene gelir ve kendine bakanın kalbine (sevgi) katar-karıştırır O hâlde dünyadan en güzel azıkla göçün-ayrılın. Dünyadan kendinize yeten şeyden fazlasını istemeyin ve size ulaşan-erişenden fazlasını talep etmeyin.
Dünya bir yurttur ki zevâl bulması, yok olması, ehlinin de onu bırakıp gitmesi, göçüp yitmesi mukadder. Pek tatlı-dır, yemyeşil; ama dileyenden tezce kaçar gider; can gözüyle ona bakan varlığından şüpheye düşer. En güzel, en hayırlı bir azıkla göçüp gidin oradan; yetecek şeyden fazlasını istemeyin, sizi götürecek nesneden ziyâdesini dilemeyin ondan.