وَمِن کلامٍ لَهَ عَلَيهِ السَّلامُ
وَقَدْ أشَارَ عَلَيْهِ أصْحَابُهُ بِالْإِسْتِعْدَادِ لِحَرْبِ أهْلِ الشَّامِ بَعْدَ إرسالِهِ
جُرَيْرَ بنِ عَبْدِاللهِ البَجَليِّ إلى مُعاوِيَةَ وَلَمْ يَنْزِلْ مُعَاوِيَةُ عَلى بَيْعَتِهِ
Hz. Ali Cerir b. Abdullah el-Becelî’yi biat almak için Şam’a Muaviye’nin yanına gönderdi. Hz. Ali Muaviye’nin biat etmeyeceğini bildiği için bir yandan da ashabına Şam ordusuyla savaşa hazırlanmasını söyleyerek şöyle buyurdu:
(Cerir b. Abdullah’ı Muâviye’ye gönderdikten ve onun gelmemesinden sonra savaşa hazırlandıkları sırada buyurdular ki:)
إِنَّ آسْتِعْدَادِي لِحَرْبِ أَهْلِ الشَّامِ وَجَرِيرٌ عِنْدَهُمْ، إِغْلاَقٌ لِلشَّامِ، وَصَرْفٌ لِأَهْلِهِ عَنْ خَيْرٍ إِنْ أَرادُوهُ. وَلکِنْ قَدْ وَقَّتُّ لِجَرِيرٍ وَقْتآ لاَيُقِيمُ بَعْدَهُ إِلاَّ مَخْدُوعآ أَوْ عَاصِيآ. وَالرَّأْيُ عِنْدِى مَعَ آلْأَنَاةِ فَأَرْوِدُوا، وَلاَأَکْرَهُ لَکُمُ آلْأِعْدَادَ.
Cerir daha (Şam’da) onların yanındayken, benim savaşa hazırlanmam, onların yüzüne kapıları kapatmak ve eğer irade etmişlerse (ki etmezler), Şam ehlini hayırdan (biat etmekten) vazgeçirtmek-yüz çevirtmek içindir. (Zira onların biatinin de hayrı yoktur.) Üstelik ben Cerir için bir süre tayin etmişim ki o süreden sonra orada kalması ya (Muaviye’ye) aldandığı, ya da (bana) isyan ettiği içindir. Ben onlarla iyi geçinmek istiyorum, siz de iyi geçinin (Aynı zamanda) onlarla savaş hazırlanmayı da kötü görmüyorum.
Cerir Şam’da, onların yanında; fakat belli beyan bir haber elde edememiş; ona bir vakit tayin etmiştim; ondan sonra da orda kalması, ya aldanmasına delâlet eder, ya isyânına. Bu yüzdendir ki Şamlılarla savaşa hazırlanmaktayım. Ama reyim, acele etmemenizdir; hazırlanmanız için sizi zorlamıyorum;
وَلَقَدْ ضَرَبْتُ أَنْفَ هذاَ آلاَْمْرِ وَعَيْنَهُ، وَقَلَّبْتُ ظَهْرَهُ وَبَطْنَهُ، فَلَمْ أَرَ لِي فِيهِ إِلاَّ آلْقِتَالَ أَوِ آلْکُفْرَ بِمَا جَاءَ مُحَمّدٌ صَلّى اللّهُ عَلَيْهِ. إِنَّهُ قَدْ کَانَ عَلَى الاُْمَّةِ وَالٍ أَحْدَثَ أَحْدَاثآ، وَأَوْجَدَ النَّاسَ مَقَالا، فَقَالوُا، ثُمَّ نَقَمُوا فَغَيَّرُوا.
Şüphesiz ki, ben bu işin burnunu ve gözünü vurdum (bu konuyu defalarca inceledim), içini dışını alt-üst ettim. Kendim için (Muaviye’yle) savaş veya Muhammed’in (s.a.a) getirdiklerini inkâr etmekten başka bir çare göremedim. (Zira Kâfir ve münafıkların sapıklıklarına karşı lakayt olmak ve Allah ve Resulü’nün emrine itina göstermemek bir çeşit küfürdür.) Bu ümmetin başında bir vali (Osman) vardı ki birtakım şeyler çıkardı. Bu işiyle de halkın söz söylemesine sebep oldu. Sonunda da onun hakkında söyleyeceklerini söylediler, intikam aldılar ve değiştirdiler.
yalnız şu muhakkak ki ben, bu işin gözüne, burnuna vurdum; ardına önünü evirip çevirerek baktım; bu işe iyice dikkat ettim; bu hususta iyiden iyiye düşündüm taşındım; sonunda şu karara vardım: Benim için ya bunlarla savaşmak var, ya Muhammed’e, sallallahu aleyhi ve âlihi, kâfir olmak var. Gerçekten de önce halkın başında bir Emir vardı; olmayacak şeyler yaptı; halkın ağzını açtırdı; sözler söylenmesine sebep oldu, dediler, söylediler; kızdılar, köpürdüler; onu ortadan kaldırdılar.1
…
1 – Muâviye, Cerir b. Abdullah’a hüsn-i kabûl göstermiş, fakat kesin bir cevap vermemişti. Hazreti Emir (a.s) dört ay kadar bekledikten sonra Cerir’e, kesin bir cevap alması hakkında mektup gönderdiler. Muâviye, Amr b. Âs’la danıştı. Amr, Mısır hükümetinin kaydi hayat şartıyla kendisine verilmesini şart koştuktan sonra Osman’ın kanlı gömleğinin mescitte teşhirini, Osman’ı, Ali’nin öldürttüğüne halkı kandırma-sını tavsiye etti. Bir yandan da Ömer’in oğlu Abdullah’ı, Sa’d b. Ebi-Vakkas’ı, Mahammed b. Selme’yi isyâna teşvike başladı. Medineliler, gönderdiği mektuba, Muâviye’nin, tulekaadan, yâni Mekke’nin fethinde bağışlanıp azad edilenlerden olduğunu, bu yüzden de hilâfete lâyık olmadığını bildirmek sûretiyle cevap verdiler. İsyana teşvik için çağrılan Abâde b. Sâmit’se, Muâviy’eyle Amr otururlarken gelmiş, ikisinin arasına oturmuştu. Muâviye, Osman’ın şehâdetinden bahsedip Abâdeyi kendi tarafına imâle için sözler söylerken Abâde, neden aranıza girdim, anladınız mı dedi. Muâviye, neden deyince Abâde, siz dedi, Tebük gazasından gelirken yanyana yürüyordunuz; Hz. Rasûl (s.a.a) bunların ikisini bir arada gördünüz mü, aralarını ayırın; çünkü bunlar, ebediyen hayır üzere birleşmezler buyurmuştu; onun için aranıza girdim. Cerir dört ay kadar bekledikten sonra Kûfe’ye gelip Muâviye’nin savaşa hazırlandığını bildirdi. Mâlik’ül-Eşter, vaktin ziyânına sebep olduğundan Cerir’e çıkıştı; O da Fırat kıyısındaki Karsisâ şehrine gitti; sonradan da Muâviye’ye iltihak etti; fakat savaşa katılmadı. Hz. Emir, bu zâtın Kûfe’deki evini yıktırmıştı. Hicretin elli birinci, yahut elli dördüncü yılında ölen Cerir b. Abdullah, Hz. Rasûl’ül (s.a.a) vefâtından kırk gün önce Müslüman olmuştu (Tenkih, 1, s.210; Fetret’ül-İslâm, s.107- 111).