وَ مِن خُطبَةٍ لَهُ عَليهِ السَّلامُ
وَ هِيَ مِنْ أفْصَحِ کَلاَمِه (عليه السلام)
وَ فِيها يَعِظُ النَّاسَ وَ يَهْدِيهِمْ مِن ضَلاَلَتِهِمْ وَ يُقالُ: «أنَّهُ خَطَبَها بَعْدَ قَتْلِ طَلْحَةَ و الزُّبَيرِ»
Hz. Ali bu hutbesini Talha ve Zübeyr’in öldürülmesinden sonra irad etmiştir:
بِنَا اهْتَدَيْتُمْ فِي الظَّلْماءِ، وَ تَسَنَّمْتُمْ ذُرْوَةَ الْعَلْياءِ، وَ بِنا اَفْجَرْتُمْ عَنِ السِّرارِ، وُقِرَ سَمْعٌ لَمْ يَفْقَهِ الْواعيَةَ، وَ کَيْفَ يُراعِي النَّبْاَةَ مَنْ اَصَمَّتْهُ الصَّيْحَةُ؟ رُبِطَ جَنانٌ لَمْ يُفارِقْهُ الْخَفَقانُ.
Karanlıklarda doğru yolu bizimle buldunuz, üstünlüklere bizimle eriştiniz, akşam sonu karanlıklarında bizimle sabah aydınlığına erdiniz. Sağır olsun apaçık öğüdü duymayan kulak! Yüksek sesin sağır ettiği kulak, fısıltıyı nasıl duysun? (Allah korkusundan) Boyuna çarpan titrek yürekler yatışsın/itminana ersin.
Karanlıklarda doğru yolu bizimle buldunuz; yüceliklere, üstünlüklere bizimle ağdınız; ayın sonlarındaki karan-lıklarda bizimle aydınlığa çıktınız. Sağır olsun o kulak ki yüksek sesi duymaz; bağırışı duymayan, hafif sesi nasıl duyar? Yatışsın o yürekler ki boyuna titrer, boyuna çarpar.1
…
1 – Zübeyr ve Talha’ya hitâben söylemişlerdir. Bağırış, yüksek ses, Allah’ın âyetleri, Hz. Peygamber’in (s.a.a) hadisleridir. Onları duymayan, onlara uymayan, benim sözleri- mi hiç duymaz, benim sözlerime hiç uymaz demek istiyorlar.
ما زِلْتُ اَنْتَظِرُ بِکُمْ عَواقِبَ الْغَدْرِ، وَ اَتَوَسَّمُکُمْ بِحِلْيَةِ الْمُغْتَرِّينَ، حَتّى سَتَرَني عَنْکُمْ جِلْبابُ الدِّينِ، وَ بَصَّرَنِيکُمْ صِدْقُ النِّيَّةِ. اَقَمْتُ لَکُمْ عَلى سُنَنِ الْحَقِّ فِي جَوادِّ الْمَضَلَّةِ، حَيْثُ تَلْتَقُونَ وَ لا دَليلَ، وَ تَحْتَفِرُونَ وَ لا تُميهُونَ.
İşin sonunda haksızlığa sapacağınızı bekliyor, üzerinizde hileciler ve aldanmışların özelliklerini görüyordum. Niyetimin doğruluğu (gönül sefam) bana sizin gerçek hâlinizi gösterdiği hâlde din perdesine büründüğünüz için bunu görmezlikten geldim.
Batıl yol üzerinde toplandığınızda, sizin için hak yolun başında durdum. Her yana şaşkınca bakıyordunuz, kılavuzunuz yoktu, kuyu kazıyordunuz su bulamıyordunuz.
Sonunda hileye sapacağınızı biliyordum, bekleyip duruyordum; sizde aldanmışların nişânelerini görüyordum. Fakat îman perdesi bürümüştü beni; yüzünüze vurmuyordum; özümün ve niyetimin doğruluğu, sizin hâlinizi göstermişti bana; açıklamıyordum.2
Her yana sapan yollar arasında, durdum sizin için doğru yolun başında. Her tarafa bakıyordunuz; yoktu kılavuzu-nuz. Her yeri kazıyordunuz; yoktu suyunuz.
…
2 – “Müminin anlayışından sakının; çünkü o, Allah nûruyla görür” hadisine işaret buyurarak (Câmî’, 1, s.7) bu olayları daha önceden bildiklerini, onların yapacaklarını anladıklarını bildiriyorlar.
اَلْيَوْمَ اُنْطِقُ لَکُمُ الْعَجْماءَ ذاتَ الْبَيانِ! عَزَبَ رَأْيُ امْرِىءٍ تَخَلَّفَ عَنّي! ما شَکَکْتُ فِي الْحَقِّ مُذْ اُرِيْتُهُ! لَمْ يُوجِسْ مُوسَى عَلَيْهِ السَّلامُ خيفَةً عَلى نَفْسِهِ، بَلْ اَشْفَقَ مِنْ غَلَبَةِ الْجُّهالِ وَ دُوَلِ الضَّلالِ! اَلْيَوْمَ تَواقَفْنا عَلى سَبيلِ الْحقِّ وَ الْباطِلِ. مَنْ وَثِقَ بِماءٍ لَمْ يَظْمَأْ.
Bugün artık beyan sahibinin konuşmayan/sessiz dilini konuşturuyorum. (Hâlimi beyan eden bu sır dolu hutbeyi irad ediyorum.) Bana muhalefet eden kimselerin reyi/görüşü yerin dibine batsın!
Bana gösterildiğinden beri hak konusunda şüpheye düşmedim. Musa nefsi için değil, cahillerin ve sapık/batıl devletlerin hâkimiyetinden/galebesinden korkmuştu. Bugün hak yolla batılın karşı karşıya geldiği yerde bir araya gelmiş bulunuyoruz.
Suya kavuşacağından emin olan (bana itaat eden) kimse hiç susamaz (sapıklığa düşmez).
Bugün sessiz-dilsiz söylüyorum: Yiter-gider ayrılan benden, bana göste-rildiği andan beri gerçekte şüphe etmedim ben. Mûsâ, kendisi için korkmamıştı; korkmuştu bilgisizlerin üst olmasından; sapıklığın hükmetmesinden. Bugün ben ve siz, durmuşuz hak yolla batıl yolun üstünde; suya kavuşacağından emin olan susamaz bir an.3
…
3 – 20. sûrenin (Tâhâ) 65-66. âyetlerinde, “Büyücüler dediler ki: İstersen sen at önce sopanı, istersen biz atalım yâ Mûsâ, siz önce atın, dedi. Derken büyüleriyle ipleri ve sopaları, Mûsâ’ya doğru koşuyormuş gibi göründü. Mûsâ’nın içine bir korku düştü. Korkma dedik; hiç şüphe yok ki sen daha üstünsün” buyurulmaktadır. Bu korkunun kendisinin, yahut mûcizesinin üst olmayacağı için olmayıp, bilgisizlerin üst olmaları, sapıklığın hükmetmesi düşüncesiyle olduğunu bildiriyor ve Mûsâ’yı, nefsi için, yâhut buna benzer, kötü bir şüphe yüzünden korkmaktan tenzih ediyorlar.