وَمِن خُطبَةٍ لَهَ عَلَيهِ السَّلامُ
خَطَبَها عِند عِلْمِه بِغَزْوَةِ النُّعْمانِ بنِ بَشِيرٍ صاحِبِ مُعاويَةَ لِعَيْنِ التَمْرِ، وَفِيها يُبْدِى عُذْرَهُ، ويَسْتَنْهِضُ النّاسَ لِنُصْرَتِهِ
Nu’man b. Beşir Muaviye’nin emriyle Irak halkını korkutmak için ikibin kişilik bir güçle Şam’dan harekete geçti. Kûfe yakınlarındaki Aynu’t-Temr denilen bölgede ise Hz. Ali’nin Malik b. Ka’b-i Erhebi adında bir valisi vardı. Bin kişilik bir gücü olan Malik, Nu’man’ın hareketini hemen Hz. Ali’ye haber verdi. Hz. Ali Kûfe halkını Malik’in yardımına çağırdıysa da sadece üç yüz kişi bu davetine icabet etti. Bunun üzerine Hz. Ali üzgün bir hâlde minbere çıkarak şöyle buyurdu:
(Nu’man bin Beşir, Muâviye’nin emriyle Irak’a yürümüş, Ayn’etTemr denen yere yaklaşmıştı. Orda Emir’ül-Müminin’in (a.s) tarafından memur olan ve yanında yüz kişi kadar asker bulunan Mâlik bin Kâ’b hâli bildirdi. Hazret, minbere çıkıp Hamd ve salâvattan sonra Mâlik’e yardım etmelerini buyurdu. Iraklı-lardan ancak üç yüz kişi toplandı Hazret me’yus olup buyurdular ki:)
مُنِيتُ بِمَنْ لاَيُطِيعُ إِذَا أَمَرْتُ وَلايُجِيبُ إِذَا دَعَوْتُ، لاَ أَبَا لَکُمْ! مَا تَنْتَظِرُونَ بِنَصْرِکُمْ رَبَّکُمْ؟ أَمَا دِينٌ يَجْمَعُکُمْ، وَلاَ حَمِيَّةَ تُحْمِشُکُمْ؟ أَقُومُ فِيکُمْ مُسْتَصْرِخآ، وَأُنادِيکُمْ مُتَغَوِّثآ، فَلاَتَسْمَعُونَ لي قَوْلا، وَلاَتُطِيعُونَ لِي أَمْرآ، حَتَّى تَکَشَّفَ الْأُمُورُ عَنْ عَوَاقِبِ الْمَساءَةِ، فَمَا يُدْرَکُ بِکُمْ ثَارٌ، وَلاَيُبْلَغُ بِکُمْ مَرَامٌ.
Bir topluma düştüm ki emrettin mi itaat etmezler, davet ettin mi kabulden sakınırlar. Babasızlar, Allah’ın yardımı için ne bekliyorsunuz? Sizi bir araya toplayan bir dininiz yok mu? Sizi sarsan bir gayretiniz-himmetiniz yok mu? Aranızda durmuş feryat ediyor, yardım diliyorum. Sizlerse sözlerimi dinlemiyorsunuz, emrime itaat etmiyorsunuz. Sonunda kötü olayların ortaya çıkacağını göreceksiniz. Sizinle kan istenmez, sizinle hiçbir hedefe varılmaz.
Bir topluma düştüm ki emrettim mi, tutmazlar; çağırdın mı gelmezler. A babaları geberesiceler, ne diye beklersiniz Rabbinizin yardımını? Dininiz mi yok ki sizi bir araya toplasın, gayretiniz mi yok ki sizi kızdırsın, kızıştırsın. Aranızdan kalkmışım, bağırıyorum, yardım istiyorum; içinizde dinelmişim, çağırıyorum; gelin diyorum size. Ne sözümü duyuyorsunuz, ne emrimi dinliyorsunuz. Sonunda işleri örten perde kalkacak; kötü sonunuz meydana çıkacak; ama sizin bu haliniz de o zamana dek sürüp gidecek. Size kasteden, size yardım etmez; onlar sizi merâmınıza eriştirmez.
دَعَوْتُکُمْ إِلَى نَصْرِ إِخْوَانِکُمْ فَجَرْجَرْتُمْ جَرْجَرَةَ الْجَمَلِ الْأَسَرِّ، وَتَثَاقَلْتُمْ تَثَاقُلَ النِّضْوِ الْأَدْبَرِ، ثُمَّ خَرَجَ إِلَيَّ مِنْکُمْ جُنَيْدٌ مُتَذَائِبٌ ضَعِيفٌ (کَأَنَّمَا يُسَاقُونَ إِلَى الْمَوْتِ وَهُمْ يَنْظُرُونَ).
Sizleri kardeşlerinize yardıma davet ettim göbek ağrısına tutulmuş deve gibi sızlandınız, (yük taşımaktan) sırtı yaralanmış deve gibi ağır davrandınız. Sonra sizden bana per-perişan, zayıf mı zayıf bir bölük çıka-geldi ki (onlar da) gözleriyle ölümü görürce sine ölüme sürükleniyor gibiydiler.
Sizi kardeşinizin yardımına çağırdım; göbek ağrısına tutulmuş deve gibi sızlandınız; yükten sırtı yaralanmış deve gibi ağır davrandınız. Sonra sizden per-perişan zayıf mı zayıf bir bölük çıkageldi; sanki gözleri göre göre ölüme sürükleniyorlardı.