وَمِن خُطبَةٍ لَهَ عَلَيهِ السَّلامُ
فِي تَخْوِيفِ أَهْلِ النَّهْرَوانِ
فَأَنَا نَذِيرٌ لَکُمْ أَنْ تُصْبِحُوا صَرْعَى بِأَثْنَاءِ هذَا النَّهْرِ، وَبِأَهْضَامِ هذَا الْغَائِطِ، عَلَى غَيْرِ بَيِّنَةٍ مِنْ رَبِّکُمْ، وَلاَسُلْطَانٍ مُبِينٍ مَعَکُمْ: قَدْ طَوَّحَتْ بِکُمُ الدَّارُ، وَاحْتَبَلَکُمُ الْمِقْدَارُ.
وَقَدْ کُنْتُ نَهَيْتُکُمْ عَنْ هذِهِ الْحُکُومَةِ فَأَبَيْتُمْ عَلَيَّ إِبَاءَ الْمُنَابِذِينَ، حَتَّى صَرَفْتُ رَأْيِي إِلَى هَوَاکُمْ، وَأَنْتُمْ مَعَاشِرُ أَخِفَّاءُ الْهَامِ، سُفَهَاءُ الْأَحْلاَمِ؛ وَلَمْ آتِ ـ لاَأَبَا لَکُمْ! ـ بُجْرآ وَلاَأَرَدْتُ لَکُمْ ضُرّآ.
Hz. Ali, Nehrevan’da Haricîlere son kez nasihat ederek şöyle buyurdu:
Ben sizleri sabahlayınca; Rabbinizden apaçık bir delile de sahip değilken ve elinizde de hiçbir hüccet yokken bu nehrin etrafında öldürülmekten, alçak-yüksek yerlere serilmekten sakındırıyorum. (Oysa) Dünya sizi helak etmiş, Allah’ın takdiri (kaza ve kader), sizi pusuya düşürmüştür.
Sizi bu hakem işinden sakındırmıştım. Ama siz dinlemeyerek isyancı muhalifler gibi geldiniz bana, reyimi bırakıp heva-heveslerinize kapıldınız. Aklı havada ve sefih topluluk, ben sizlere bir kötülük getirmedim. Ey babasızlar, ben sizlere asla zarar-ziyan vermek istemedim.
(Nehrivan’da Hâricilere hitapları:)
Bu nehrin kıyılarında öldürüleceksiniz; bu yörenin çukurlarında yerlere serileceksiniz; hem de Rabbinizden apaçık bir delile sâhip olmadan; yaptığınızın doğru olduğuna dâir elinizde bir hüccet bulunmadan; ben bu hâlden önce sizi korkutmadayım; size öğüt vermedeyim. Dünya sizi şaşırtmada; kader sizi helâk etmede. Sizi şu hakem işinden men etmiştim; düşmanlık edercesine karşı geldiniz bana; reyimi dileğinize bıraktım. Kafasız bir topluluksunuz; aklı kıt bir kalabalıksınız. Bense sizin bir kötü işe düşmemenizi istiyordum; size bir zarar gelmemesini diliyordum.