وَ مِنْ خُطْبَةٍ لَهُ (عليه السلام)
بَعدَ غارَةِ الضَّحّاکِ بْنِ قَيْسٍ صاحِبِ مُعاويَةَ عَلَى الْحَاجِّ بَعْدَ قِصَّةِ الْحَکَمَينِ، و فِيها يَسْتَنْهِضُ أصْحَابَهُ لِمَا حَدَثَ فِي الاْطْرافِ
Hz. Ali (a.s) h. 38 yılında Zahhak b. Kays ile savaşta ihmalkârlık ve müsamaha gösteren ashabını kınayarak şöyle buyuruyor:
أَيُّهَا النَّاسُ، آلْمُجْتَمِعَةُ أبْدَانُهُمْ، اَلْمُخْتَلِفَةُ أَهْوَاؤُهُمْ، کَلامُکُمْ يُوهِي الصُّمَّ آلصِّلابَ، وَ فِعْلُکُمْ يُطْمِعُ فِيکُمُ آلاْعْدَاءَ! تَقُولُونَ فِي الْمَجالِسِ: کَيْتَ وَکَيْتَ، فَإذَا جَاءَ آلْقِتَالُ قُلْتُمْ: حِيْدِي حَيَادِ! مَا عَزَّتْ دَعْوَةُ مَنْ دَعَاکُمْ، وَ لاَ آسْتَرَاحَ قَلْبُ مَنْ قَاسَاکُمْ، أَعَالِيلُ بِأَضَالِيلَ، وَ سَأَلْتُمُوني التَّطْويِلَ، دِفَاعَ ذِي آلدَّيْنِ الْمَطُولِ.
Ey bedenleri bir araya gelip toplanmış, heva-hevesleri muhtelif/farklı insanlar, sözleriniz sert kayaları bile parçalar, ameliniz, düşmanlarınızı hakkınızda ümitlendirir. Meclislerde şöyle böyle diyorsunuz (erkeklik taslıyorsunuz), ama savaş zamanı gelince düşmandan kaçış çığlıkları atıyorsunuz.
Sizleri (yardıma) davet edenin daveti, güç bulmaz, sizler için zahmet çeken kimsenin kalbi rahat/huzur yüzü görmez. Bahaneleriniz; borcunu saptırıcı bahanelerle erteleyen borçlunun bahanelerine benzer.
Ey bedenleriyle bir araya gelip toplanmış dilekleriyle, istekleriyle darmadağın olmuş insanlar, sözünüzle sert kayalar erir gider; yaptığınız işle düşmanlar size tamah eder. Meclislerde dersiniz: Var mı bize yan bakacak; savaş gelip çattı mı, dersiniz: Bizden uzak ol, uzak. Çağıranın çağırışı, size bir şeref, bir gayret vermedi; yüreğini sıktığınız kişi, huzur rahat görmedi. Bunların hepsi de sapıklıktan doğma bahaneler; hani borçlunun bugün, yarın diye borcunu vermemesine benzer.
لاَيَمْنَعُ آلضَّيْمَ آلذَّلِيلُ! وَ لاَيُدْرَکُ آلْحَقُّ إِلاَّ بِالْجِدِّ! أَىَّ دَارٍ بَعْدَ دَارِکُمْ تَمْنَعُونَ، وَ مَعَ أَىِّ إِمَامٍ بَعْدِي تُقَاتِلُونَ؟
اَلْمَغْرُورُ وَاللهِ! مَنْ غَرَرْتُمُوهُ، وَ مَنْ فَازَ بِکُمْ، فَقَدْ فَازَ ـ وَاللهِ! ـ بِالسَّهْمِ آلاْخْيَبِ، وَ مَنْ رَمَى بِکُمْ فَقَدْ رَمَى بِأَفْوَقَ نَاصِلٍ.
Korkak ve zelil kişi, zulme engel olamaz. Hakk, çabadan/uğraştan başka bir şeyle elde edilemez. Evinizden başka hangi eve düşmanın girmesine engel olacaksınız? Benden sonra hangi imamla (birlikte düşmana karşı) savaşacaksınız? Allah’a andolsun ki aldanmış kişi, sizin aldattığınız kimsedir. Sizinle kurtuluşa eren, kurada boş çekmiştir (asla kurtuluşa ermemiştir). Sizinle düşmana ok atan, gerçekte ucu kırık bir ok atmıştır (hedefe vursa da işe yaramaz).
Alçalmış kişi, horluğu gideremez; hak, çabadan, savaşmaktan başka bir şeyle elde edilemez. Yurdunuzdan başka hangi yurttan düşmanı kovacaksınız; benden sonra hangi imâma uyup savaşacaksınız? Andolsun Allah’a aldanmış kişi, o kişidir ki, size aldanır; sizinle bir şey elde etmeyi uman, en isâbet etmeyecek kumar okunu atar; utulur kalır; sizinle ok atan, yaya dayanağı olmayan, temreni bulunmayan oku atar, perişan olur.
أَصْبَحْتُ وَاللهِ لاَ أُصَدِّقُ قَوْلَکُمْ، وَ لاَ أَطْمَعُ فِي نَصْرِکُمْ، وَ لاَ أُوعِدُ الْعَدُوَّ بِکُمْ. ما بَالُکُم؟ ما دَوَاؤُکُمْ؟ مَا طِبُّکُمْ؟ الْقَوْمُ رِجَالٌ أَمْثَالُکُمْ. أَقَوْلا بِغَيْرِ عِلْمٍ! وَ غَفْلَةً مِنْ غَيْرِ وَرَعٍ! وَ طَمَعآ فِي غَيْرِ حَقٍّ!
Andolsun Allah’a ki sözünüze asla inanmadım, yardımınıza ümit bağlamadım, düşmanı sizinle korkutmadım.
Nedir bu hâliniz, nedir derdinizin ilacı, nedir çareniz? Düşmanlarınız da sizin gibi adam. Tüm söylediklerinizi ilminiz olmadan mı söylüyorsunuz?
Çekinmeden (günahlardan) gaflet mi ediyorsunuz? Haktan başkasına mı ümit bağlıyorsunuz?
Andolsun Allah’a, sözünüze inanmadan sabahladım; yardımınızı ummadım; düşmanı sizinle korkutmadım. Nedir hâliniz, nedir ilâcınız, nedir tedbiriniz? Onlar da sizin gibi adam. Bütün sözlerinizi bilgisiz mi söylüyorsunuz; çekinmeden gaflete mi düşüyorsunuz; hakkınız olmayan bir şey mi umuyorsunuz?