وَ مِنْ خُطْبَةٍ لَهُ (عليه السلام)
و هُوَ فَصْلٌ مِنَ الْخُطْبَةِ الَّتي أوَّلُها «اَلْحَمْدُ لِلّهِ غَيْرَ مَقْنوطٍ مِنْ رَحْمَتِهِ» وَ فِيهِ أحَدَعَشَرَ تَنْبِيهاً
Hz. Ali dünyaya güvenilmeyeceği ve ahirete hazırlanılması gerektiği hususunda şöyle buyurmaktadır:
أَمَّا بَعْدُ، فَإِنَّ الدُّنْيَا أَدْبَرَتْ، وَ آذَنَتْ بِوَدَاعٍ، وَ إِنَّ آلاْخِرَةَ قَدْ أَقْبَلَتْ، وَ أَشْرَفَتْ بِاطِّلاَعٍ، أَلاَ وَ إِنَّ آلْيَوْمَ الْمِضْمَارَ، وَ غَدآ السِّبَاقَ، وَ السَّبَقَةُ آلْجَنَّةُ، وَ آلْغَايَةُ النَّارُ؛ أَفَلاَ تَائِبٌ مِنْ خَطِيئَتِهِ قَبْلَ مَنِيَّتِهِ! أَلاَ عَامِلٌ لِنَفْسِهِ قَبْلَ يَوْمِ بُؤْسِهِ! أَلاَ وَ إِنَّکُمْ فِي أَيَّامِ أَمَلٍ مِنْ وَرَائِهِ أَجَلٌ؛ فَمَنْ عَمِلَ فِي أَيَّامِ أَمَلِهِ قَبْلَ حُضُورِ أَجَلِهِ، فَقَدْ نَفَعَهُ عَمَلُهُ، وَ لَمْ يَضرُرْهُ أَجَلُهُ. وَ مَنْ قَصَّرَ فِي أَيَّامِ أَمَلِهِ قَبْلَ حُضُورِ أَجَلِهِ، فَقَدْ خَسِرَ عَمَلَهُ، وَ ضَرَّهُ أَجَلُهُ.
Şüphesiz ki dünya yüzünü çevirmiş ve ayrılığı duyurmuş, ahiret ise yönelmiş ve aşikâr olmuştur. Bilin ki bugün hazırlık ve idman günüdür ve yarın (ahiret) yarış günüdür. Kim yarışı kazanırsa (ödülü) cennettir ve kim geri kalırsa (cezası) ateştir. Yok mu ölümü gelmeden tövbe eden? Yok mu çetin
günü erişmeden kurtuluşu için (salih ameller) işleyen?
Bilin ki sizler bugün ümit/arzu günlerindesiniz, ardındaysa ecel/ölüm var. O hâlde eceli gelmeden ümit günlerinde (salih ameller) işleyene, şüphesiz ki ameli fayda verir ona, eceli zarar vermez ona. Ama eceli gelmeden ümit günlerinde ihmal ederse (Allah’ın kullarına yardımda, Allah’a ise kullukta kusur ederse) ameli ziyan verir ona, eceli zarar verir ona.
(Allah’a hamdü senâ, Rasûlüne ve soyuna selâtü selâmdan) Sonra, gerçekten de dünya, yüzünü çevirdi, geçip gitmekte olduğunu duyurdu; gerçekten de âhiret yüzünü gösterdi, gelmekte olduğunu buyurdu. Duyun, bilin ki bugün, idman günüdür, yarın koşu var. Kim koşuyu kazanırsa ödülü cennettir; geri kalanaysa cehennem var. Yok mu ölümü gelip çatmadan tövbe eden; yok mu çetin günü erişmeden kurtuluşu için iş işleyen?
Duyun, bilin ki ümit günlerindesiniz; ardındaysa ecel var. Kim ümit günlerinde, eceli gelip çatmadan kullukta bulunur, iyi iş işlerse ameli fayda verir ona, ecelinden görmez zarar; kim ümit günlerinde, eceli gelip çatmadan kullukta kusur eder, iyi işler işlemezse ameli ziyân verir ona, eceli verir zarar.
أَلا فَاعْمَلُوا فِي الرَّغْبَةِ کَمَا تَعْمَلُونَ فِي الرَّهْبَةِ، أَلاَ وَ إِنِّي لَمْ أَرَ کَالْجَنَّةِ نَامَ طَالِبُهَا، وَ لاَ کَالنَّارِ نَامَ هَارِبُهَا، أَلاَ وَ إِنَّهُ مَنْ لاَيَنْفَعُهُ آلْحَقُّ يَضُرُّهُ الْبَاطِلُ، وَ مَنْ لاَيَسْتَقِيمُ بِهِ الْهُدَى، يَجُرُّ بِهِ الضَّلاَلُ إِلَى الرَّدَى. أَلاَ وَ إِنَّکُمْ قَدْ أُمِرْتُمْ بِالظَّعْنِ، وَ دُلِلْتُمْ عَلَى الزَّادِ وَ إِنَّ أَخْوَفَ مَا أَخافُ عَلَيْکُمُ اثْنَتَانِ: آتِّبَاعُ الْهَوَى، وَ طُولُ آلاْمَلِ، فتَزَوَّدُوا فِي الدُّنْيَا مِنَ الدُّنْيَا مَا تَحْرُزُونَ بِهِ أَنْفُسَکُمْ غَدآ.
O hâlde de korku anında nasıl amel ediyorsanız, rahatlık ve eman hâlinde de öylece amel edin.
Bilin ki; Cennet gibi bir şeyi görmedim ki talipleri gaflet uykusuna dalsınlar.
Bilin ki her kime hakk fayda vermezse, batıl ona zarar verir.
Her kim hidayetle doğru yola koyulmazsa, delalet/sapıklık onu helak ve yokluğa sürüp götürür.
Duyun/bilin ki (ahirete) göçe memur oldunuz ve (sefer için) azık almanız istendi.
Sizin için en fazla korktuğum (iki şey var:) Heva ve hevesine uymak ve uzun emellere/ümitlere kapılmak Dünyadayken yarın (kıyamette) sizi (ebedi azaptan) koruyacak/kurtaracak şeyleri azık edininiz/devşiriniz dünyadan.
Duyun, bilin de korku ânında nasıl amel ediyorsanız, amandayken de öyle amel edin. Duyun, bilin ki ben, isteyeni uykuya dalmış bir nimet görmedim Cennet gibi; korkanı uyuyup gaflette kalmış bir azâp, bir mihnet görmedim Cehennem gibi. Duyun, bilin ki, kimi gerçek faydalandırmazsa batıl zarar verir ona ve kimi doğru yol, doğruluğa sevk etmezse, sapıklık sürüp götürür helâke onu. Duyun, bilin ki emredildiğiniz göçü kaldırmaya, azığı hazırlamaya.
Sizin için en fazla korktuğum şu iki şey: Nefse uymak, uzun-uzun, olmayacak ümitlere kapılmak. Dünyadayken yarın sizi kurtaracak şeyleri derin, devşirin dünyada.