وَ مِنْ خُطْبَةٍ لَهُ (عليه السلام)
وَ قَد تَواتَرَتْ عَلَيهِ الاْخبارُ باسْتِيلاءِ أصْحابِ مُعاوِيةَ عَلَى الْبِلادِ، وَ قَدِمَ عَلَيْهِ عامِلاهُ عَلَى الْيَمَنِ، و هُما عُبَيدُاللهِ بنَ عبَّاسٍ و سَعِيدُ بْنَ نَمْرَانَ لَمّا غَلَبَ علَيهِما بُسْرُبْنَ أبيأَرْطاةٍ، فَقَامَ (عليه السلام) عَلَى الْمِنْبَرِ ضَجِرآ بِتَثاقُلِ أَصْحَابِهِ عَنِ الْجِهادِ، و مُخَالفَتِهِمْ لَهُ فِي الرَّأيِ، فَقالَ:
Sürekli Muaviye’nin askerlerinin şehirleri birbiri ardınca ele geçirdiği haberleri geliyordu. Muaviye’nin gönderdiği Busr b. Ebi Ertat komutasındaki askerler Yemen’e girince Hz. Ali’nin Yemen valileri Ubeydullah b. Abbas ve Said b. Nemran şehri terk ederek Kufe’ye Hz. Ali’nin yanına vardılar. Yemen’de Osman’ın taraftarı olan bir grub, birtakım maslahatlar üzere Hz. Ali’ye biat etmişlerse de Irak halkı muhalefete kalkınca, Hz. Ali’nin Mısır valisi Muhammed b. Ebi Bekir öldürülünce ve Şam ehlinin zulmü artınca, bu olayları fırsat bilerek Hz. Ali’nin bu iki valisine muhalefet ettiler. Hz. Ali bunu duyunca hemen bir mektup yazarak onları tehdid etti. Onlar ise, Hz. Ali’den bu iki valiyi azletmesini, aksi takdirde kendisine biat etmeyeceklerini söylediler ve Hz. Ali’nin gönderdiği mektubu Muaviye’ye göndererek durumu ona da bildirdiler. Muaviye de hemen bu durumu değerlendirerek fitneci ve
kan dökücü birisi olan Busr b. Ebî Ertat’ı onların yardımına gönderdi. Busr San’a şehrine girince Hz. Ali’nin iki valisi Ubeydullah ve Said, Abdullah-i Sakafî’yi yerlerine geçirerek oradan kaçıp Kûfe’ye doğru yola koyuldular. Busr ise Abdullah-i Sakafî’yi katletti. Hz. Ali San’a’yı bırakıp kaçan bu iki valisini Busr ile savaşmadığı için kınadı. İki vali birtakım özürler, bahaneler ileri sürdüler. Hz. Ali ashabının cihat hususundaki tembelliği ve emrine muhalefeti nedeniyle oldukça üzgün bir hâlde minbere çıkarak şöyle buyurdu:
(Muâviye ordusunun, şehirleri aldığı ve Büsr bin Ebi- Ertât’ın gelmesi üzerine, Yemen’de, memurları bulunan Abbasoğlu Ubeydullah’la Nümran oğlu Said’in ülkeyi bırakıp Kufe’ye gelmeleri üzerine minbere çıkıp buyurdular ki:)
مَا هِيَ إِلاَّ آلْکُوفَةُ، أَقْبِضُهَا وَ أَبْسُطُهَا، إنْ لَمْ تَکُوني إِلاَّ أَنْتِ، تَهُبُّ أَعَاصِيرُکِ، فَقَبَّحَکِ اَللهُ! وَ تَمَثَّلَ بِقَولِ الشاعِرِ :
لَعَمْرُ أَبِيِکَ الْخَيْرِ يَا عَمْرُو إِنَّني *** عَلَى وَضَرٍ ـ مِنْ ذَاالاْنَاءِ ـ قَليِلٍ
Elimde sadece sıkıp gevşettiğim (tasarruf edebildiğim) Kûfe kaldı. Ey Kûfe, eğer elimde senden başka bir yer kalmayacak ve sende de fırtınalar esip kasırgalar kopacaksa (ehlin fitne, fesad ve nifak içine girecekse) Allah seni çirkinleştirsin (seni harabeye çevirsin, viran etsin…).
Hz. Ali daha sonra örnek olarak şairin şu beytini okudu:
Ey Amr, hayırlı babanın ömrü hakkı için bana sadece kabın dibindeki yağlı artık kaldı.
Elimde Kufe kaldı ancak; onu sıkıyorum avcumda, onu gevşetiyorum. Ey Kufe, yalnız sen kaldın, sen. Senden de fırtınalar esmekte, kasırgalar kopmakta Allah çirkinleştirsin seni.
(Sonra şâirin şu beytini okudular:)
Baban Hayr’ın ömrü hakkı için ey Amr, ancak Bana şu kabın dibinde birazcık artık kaldı mutlak.
ثمّ قال (عليه السلام):
أُنْبِئْتُ بُسْرآ قَدِ آطَّلَعَ آلْيَمَنَ، وَ إِنِّي وَ آللهِ! لاَظُنُّ أنَّ هؤُلاءِ آلْقَوْمَ سَيُدَالُونَ مِنْکُمْ بِاجْتِماعِهِمْ عَلَى بَاطِلِهمْ، وَ تَفَرُّقِکُمْ عَنْ حَقِّکُمْ، وَ بِمَعْصِيَتِکُمْ إِمَامَکُمْ فِي آلحَقِّ، وَ طَاعَتِهِمْ إِمَامَهُمْ فِي آلْبَاطِلِ، وَ بِأَدَائِهِمُ آلاْمَانَةَ إِلَى صَاحِبِهِمْ وَ خِيَانَتِکُمْ، وَ بِصَلاَحِهِمْ في بِلاَدِهِمْ وَ فَسَادِکُمْ، فَلَوِ آئْتَمَنْتُ أَحَدَکُمْ عَلَى قَعْبٍ، لَخَشِيْتُ أَنْ يَذْهَبَ بِعِلاَقَتِهِ.
Hz. Ali daha sonra şöyle buyurdu:
Bana Busr’un Yemen’i ele geçirdiği haberi geldi. Vallahi onlar, batıl yolda birlik içindeyken, sizin hak yolunuzda ayrılığa düşmeniz; onlar batıl yolda imamlarına itaat ederken, sizlerin hak yolunda imamınıza isyan etmeniz; onlar emaneti sahibine verirken, sizin emanete hıyanet etmeniz; onlar şehirlerinde islah edici-düzgün hareket ederken sizin fesadbozgunculuk etmeniz sebebiyle çok geçmeden sizlere galib geleceklerini sanıyorum.
Sizlere bir sağrak emanet etsem (devenin semerine asılan) ipini götürmenizden korkuyorum.
(Sonra buyurdular ki:)
Haber geldi bana; Büsr Yemen’e gelmiş, Vallahi bu topluluk, sanıyorum ki yakın bir zamanda devletinizi alacak; buna sebep de batıl da toplanmanızdır; haktan ayrılmanızdır; imâmınız hak üzereyken ona isyan etmenizdir; onlarınsa imamları batıla uymuşken itâatte bulunmalarıdır. Onlar emaneti sâhibine
veriyorlar; sizse hâinlik ediyorsunuz. Onlar şehirlerinde düzgün hareketlerde bulunuyorlar; sizse bozgunculuk ediyorsunuz.
Size bir sağrağı bile emanet etsem, korkuyorum, denge bağlanacak halkasınıkoparırsınız.
اَللَّهُمَّ إِنِّي قَدْ مَلِلْتُهُمْ وَ مَلُّونِي، وَ سَئِمْتُهُمْ وَ سَئِمُوني، فَأَبْدِلْنِي بِهِمْ خَيْرآ مِنْهُمْ، وَ أَبْدِلْهُمْ بِي شَرّآ مِنِّي! اللَّهُمَّ مِثْ قُلُوبَهُمْ کَمَا يُمَاثُ آلْمِلْحُ فِيآلْمَاءِ، أَمَا ـ وَ اللهِ! ـ لَوَدِدْتُ أَنَّ لِي بِکُمْ أَلْفَ فَارِسٍ مِنْ بَنِي فِرَاسِ بْنِ غَنْمٍ.
هُنَالِکَ، لَوْ دَعَوْتَ، أَتَاکَ مِنْهُمْ *** فَوَارِسُ مِثْلُ أَرْمِيَةِ آلْحَمِيمِ
ثمّ نزل (عليه السلام) من المنبرِ.
Allah’ım! Ben onlardan (Kûfe ehlinden) bezdim, usandım Onlar da benden usanıp bezdiler. O hâlde bana onlardan hayırlısını ver ve onlara da benden kötüsünü musallat kıl. Allah’ım onların kalplerini tuzun suda eridiği gibi erit.
Allah’a andolsun ki sizin yerinize (gayret, cesaret ve dostlukla ün yapmış) Firas b. Ganmoğulları’ndan bin atlım olmasını daha çok isterdim.
(Daha sonra şu beyti okudu:) (Ey Ümmü Zenba!) Yardım için Temimoğulları’ndan yardım isteseydin, yaz bulutları gibi atlıları gelirdi sana.
Daha sonra minberden aşağı indi.
Seyyid Razî burada şöyle demektedir: Şair yaz bulutları demiş, zira yaz bulutları fazla suya sahip olmadığı için hızlı hareket etmektedir. Kış bulutları ise fazla suya sahip olduğundan yavaş hareket etmektedir. Şair de bu yüzden yardıma koşanları yaz bulutlarına benzetmiştir.
Allah’ım, ben onlardan bezdim; onlar da benden bezdiler. Benim gönlüm onlardan daraldı; onların gönülleri de benden daraldı. Onların yerine, onlardan hayırlısını ver bana; benim yerime de benden daha şerrini musallat et onlara.1 Allah’ım, gönüllerini, suda tuzun eridiği gibi erit. Andolsun Allah’a ki Ganm oğlu Firâs oğullarından 2 bin atlı olsaydı sizin yerinizde, daha da sevgiliydi bana, daha da sevindirirdi beni.
(Sonra şâirin şu beytini okudular:)
Orda çağırsaydın onları eğer, Gelirdi sana yaz bulutları gibi yer yer.3
…
1 – Hz. Emir’ül-Mü’minin (a.s) Kufelilere beddua ettiği gün Haccâc’ın doğduğu rivâyet edilmiştir.
2 – Ganm oğlu Firâs oğulları, yiğitlikleriyle meşhur olan bir boydur.
3 – Abbas’ın oğlu Ubeydullah, Yemen’de H. Emir’in (a.s) vâlisiydi Büsr, Muâviye’nin emriyle Mekke’ye gitmiş, onun emriyle, kadınlar ve çocuklar da
dahil olmak üzere eşyâ’-î Murtazaviyyeden birçok kişiyi şehit etmiş, oradan Yemen’e geçmiş, Ubeydullah’ın, kendi yerinde bıraktığı kaynatası Abdullah’ı ve oğlunu şehit etmiş, Ubeydullah’ın biri altı, öbürü beş yaşında bulunan, Abdurrahman ve Kasüm adlı iki oğlunu, analarının gözü önünde, boğazlarını kesmek suretiyle şehit eylemişti. Anneleri, bu yüzden şuûruna halel getir-mişti; oğullarına mersiye okuyup gezer, hiçbir yerde karar kılamazdı (Fetret’ül-İslâm, s.165 ve devâmı; notlarıyla; Muhammed Abduh Şerhi s.63-66 ve notları).