Nehcü’l-Belâğa

Hutbe 22 – Sadakatini bozanları kınamak

وَ مِنْ خُطْبَةٍ لَهُ (عليه السلام)
حِينَ بَلَغَهُ خَبَرُ النّاکِثينَ بِبَيْعَتِهِ
و فِيهَا يَذِمُّ عَمَلَهُمْ و َيُلْزِمُهُمْ دَمَ عُثْمانَ و يَتَهَدَّدُهُمْ بِالْحَرْبِ

Hz. Ali bu hutbesinde kendini Osman’ın katlinden sorumlu tutan Talha ve Zübeyr gibi kimseleri eleştirmekte, Onların iddiasını çürütmekte ve sonra da kendi cesaret ve kahramanlığını dile getirerek şöyle buyurmaktadır:

أَلاَ وَ إِنَّ الشَّيْطَانَ قَدْ ذَمَّرَ حِزْبَهُ، وَ آسْتَجْلَبَ جَلَبَهُ، لِيَعُودَ آلجَوْرُ إِلَى أَوْطَانِهِ، وَ يَرْجِعَ آلْبِاطِلُ إِلَى نِصَابِهِ. وَ آللهِ! مَا أَنْکَرُوا عَلَىَّ مُنْکَرآ، وَ لاَجَعَلُوا بَيْنِي وَ بَيْنَهُمْ نَصِفآ.

Duyun ve bilin ki şeytan zulmü yurtlarına döndürmek ve batılı aslına geri çevirmek için taraftarlarını topladı, harekete geçirdi. Allah’a andolsun ki onlar bende hiçbir kötülük görmediler, benimle kendileri arasında insaflı davranmadılar.

وَ إِنَّهُمْ لَيَطْلُبُونَ حَقّآ هُمْ تَرَکُوهُ، وَ دَمآ هُمْ سَفَکُوهُ، فَلَئِنْ کُنْتُ شَريکَهُمْ فيهِ فَإِنَّ لَهُمْ لَنَصِيبَهُمْ مِنْهُ، وَ لَئِنْ کانُوا وَ لُوهُ دُوني، فَمَا التَّبِعَةُ إلاَّ عِنْدَهُمْ، وَ إِنَّ أعْظَمَ حُجَّتِهِمْ لَعَلى أَنْفُسِهِمْ، يَرْتَضِعُونَ أُمّآ قَدْ فَطَمَتْ، وَ يُحْيُونَ بِدْعَةً قَدْ أُمِيْتَتْ. ياخَيْبَةَ الدّاعِي! مَنْ دَعا! وَ إِلاَمَ أُجِيبَ! وَإِنِّي لَراضٍ بِحُجَّةِ اللهِ عَلَيْهِمْ وَ عِلْمِهِ فِيهمْ.

Onlar gerçekte benden, terk ettikleri bir hakkı istemekteler ve döktükleri bir kanı dilemekteler. O kanın dökülmesinde onlarla ortak olmuşsam, kendilerinin de onda payı var. Yok, eğer o kanı onlar döktülerse, benden değil, kendilerinden istemelidirler. En büyük delilleri kendi aleyhlerinedir. (Aslında onlar Osman’ın kan davasını gütmüyorlar; aksine) Sütten kesilmiş anadan süt emmek istiyorlar, ölmüş bidati diriltmek, canlandırmak istiyorlar. Ey ümitsizlik davetçisi! Çağıran kim ve neye icabet edilir? Ben onların aleyhine olan Allah’ın hüccetine ve Allah’ın onların içindeki ilmine razıyım.

فَإِنْ أبَوْا أَعْطَيْتُهُمْ حَدَّ السَّيْفِ و کَفى بِهِ شافِيآ مِنَ الْباطِلِ، وَ ناصِرآ لِلْحَقِّ! وَ مِنَ الْعَجَبِ بَعْثُهُمْ إِلَىَّ أَنْ أَبْرُزَ لِلطِّعانِ! وَ أَنْ أَصْبِرَ لِلْجِلادِ! هَبِلَتْهُمُ الْهَبُولُ! لَقَدْ کُنْتُ وَ ما أُهَدَّدُ بِالْحَرْبِ، وَ لا أُرْهَبُ بِالضَّرْبِ! وَ إِنّي لَعَلى يَقينٍ مِنْ رَبِّي، وَ غَيْرِ شُبْهَةٍ مِنْ دِيني.

O hâlde isyan ederlerse kılıcın keskin yüzünü çeviririm onlara. Bu onları batıl (hastalığından) kurtarmaya yeter ve hakka yardım eder. Bana mızrakları karşısında hazır bulunayım ve kılıçları çekmek için sabırlı olayım diye haber göndermeleri ne de şaşılacak şey! Anaları yaslarını tutasıcalar. Ben şimdiye kadar asla savaşla tehdit edilmedim ve kılıç darbesinden korkmadım. 

 

Ben Rabbimden bir yakin üzereyim; dinim hakkında hiç şüphem olmadı benim.