Nehcü’l-Belâğa

Hutbe 200 – Muâviye Hakkında

وَمِن کلامٍ لَهُ عَليهِ السَّلامُ
وَآللهِ مَا مُعَاوِيَةُ بِأَدْهَى مِنِّي، وَلکِنَّهُ يَغْدِرُ وَيَفْجُرُ. وَلَوْ لا کَرَاهِيَةُ آلْغَدْرِ لَکُنْتُ مِنْ أَدْهَى آلنَّاسِ، وَلکِنْ کُلُّ غُدَرَةٍ فُجَرَةٌ، وَکُلُّ فُجَرَةٍ کُفَرَةٌ. «وَلِکُلِّ غَادِرٍ لِوَاءٌ يُعْرَفُ بِهِ يَوْمَ آلْقِيَامَةِ».
وَآللهِ مَا أُسْتَغْفَلُ بِالْمَکِيدَةِ، وَلا أُسْتَغْمَزُ بِالشَّدِيدَةِ.

Bu hutbe H. 38 yılında Siffin savaşından sonra irad edilmiştir:

 

Allah’a andolsun ki, Muaviye, benden daha dahi değildir. O, hıyanet eder ve yalan söyler. Hıyanetin kötülüğü olmasaydı, ben de insanların en dâhisi olurdum. Her hıyanet yalandır, her yalan da bir çeşit hakkı gizlemektir. “Her hıyanet edenin kıyamet gününde kendisiyle tanınacağı bir bayrağı vardır.”

 

Vallahi onların tuzakları beni gafil avlamaz ve ben zorluklarda asla zayıflığa düşmem.