Nehcü’l-Belâğa

Hutbe 19 – Eş’as b. Kays’e

وَ مِنْ کَلَامٍ لَهُ (عليه السلام)
قَالَهُ لِلاْشْعَثِ بْنِ قِيْسٍ وَهُوَ عَلى مِنْبَرِ الکُوفَةِ يَخْطُبُ
فَمَضى فِي بَعْضِ کَلاَمِهِ شَيءٌ اعْتَرَضَهُ الأشْعَثُ فِيهِ فَقَالَ: يَا أمِيرَالمُؤْمِنِينَ هذِهِ عَلَيْکَ لا لَکَ فَخَفَضَ (عليه السلام) إلَيْهِ بَصَرَهُ ثُمَّ قَالَ:
ما يُدْريکَ ما عَلىَّ مِمّا لى، عَلَيْکَ لَعْنَةُ اللهِ وَ لَعْنَةُ اللاعِنينَ! حائِکُ بْنُ حائِکٍ! مُنافِقُ ابْنُ کافِرٍ! وَ اللهِ لَقَدْ اَسَرَکَ الْکُفْرُ مَرَّةً وَ الاِسْلامُ اُخْرى! فَما فَداکَ مِنْ واحِدَةٍ مِنْهُما مالُکَ وَ لا حَسَبُکَ! وَ اِنَّ امْرَآ دَلَّ عَلى قَوْمِهِ السَّيْفَ، وَ ساقَ اِلَيْهِمُ الْحَتْفَ! لَحَرِىّ اَنْ يَمْقُتَهُ الاَقْرَبُ، وَ لا يَأمَنُهُ الاَبْعَدُ!

Hz. Ali Kûfe’de minbere çıkmış hutbe okuyordu. Hz. Ali bu hutbesinde Muaviye ile yaptığı savaşta seçilen iki hakem mevzusunu beyan edince, Eş’as b. Kays, “Önce bizi hakemleri kabul etmekten sakındırdın, ama sonra kendin kabul ettin. Bu ikisinden hangisi doğrudur bilemiyoruz.” diye itiraz edince, Hz. Ali elini elinin üstüne koyarak, “Biati bozan toplumun cezası budur.” dedi. Eş’as b. Kays, “Bu söz senin lehine değil, aleyhinedir.” deyince de Hz. Ali ona sert bir şekilde bakarak şöyle buyurdu:

 

Hangi şey aleyhime hangi şey lehime sen ne bilirsin? Allah’ın ve lanet edenlerin laneti sana olsun ey çulha oğlu çulha, ey kâfir oğlu münafık! Andolsun Allah’a ki babanın intikamını almak için bir defa küfürde (Murad kabilesiyle yaptığın savaşta), bir defa da İslâm’da (Resulullah’ın vefatından sonra mürtet olup zekât vermeyen Hazremut ehliyle birlikte Ebu Bekir’in gönderdiği Ziyad b. Buseyd komutasındaki birliğe karşı yaptığı savaşta) esir oldun. Ne malın, ne de büyüklüğün seni bu iki esaretten kurtarmadı. Kavmini kılıca sevk eden (hile ile Halid b. Velid’e mağlup düşüren)
ve ölüme gö-türen kimseyi; yakınlarının düşman ve yabancıların da emin bilmemesi haktır (gerekir).