وَمِنْ خُطْبَةٍ لَهُ عَلَيهِ السَّلامُ وَ هِيَ فِي ذِکْرِ الْمَلاحِمِ
H. 38 yılında Nehrevan savaşından sonra irad ettiği bu hutbesinde gelecekle ilgili olaylardan bahsetmektedir.
أَلا بِأَبِي وَأُمِّي، هُمْ مِنْ عِدَّةٍ أَسْمَاؤُهُمْ فِي السَّماءِ مَعْرُوفَةٌ وَفِي آلاَْرْضِ مَجْهُولَةٌ. أَلا فَتَوَقَّعُوا مَا يَکُونُ مِنْ إِدْبَارِ أُمُورِکُمْ، وَآنْقِطَاعِ وُصَلِکُمْ، وَآسْتِعْمَالِ صِغَارِکُمْ. ذاکَ حَيْثُ تَکُونُ ضَرْبَةُ السَّيْفِ عَلَى آلْمُؤْمِنِ أَهْوَنَ مِنَ الدِّرْهَمِ مِنْ حِلِّهِ. ذَاکَ حَيْثُ يَکُونُ آلْمُعْطَى أَعْظَمَ أَجْرآ مِنَ آلْمُعْطِي. ذَاکَ حَيْثُ تَسْکَرُونَ مِنْ غَيْرِ شَرَابٍ، بَلْ مِنَ النِّعْمَةِ وَالنَّعِيمِ، وَتَحْلِفُونَ مِنْ غَيْرِ آضْطِرَارٍ، وَتَکْذِبُونَ مِنْ غَيْرِ إِحْرَاجٍ. ذَاکَ إِذَا عَضَّکُمُ آلْبَلاءُ کَمَا يَعَضُّ آلْقَتَبُ غَارِبَ آلْبَعِيرِ. مَا أَطْوَلَ هذَا آلْعَنَاءَ، وَأَبْعَدَ هذَا الرَّجَاءَ!
Onlara anam babam feda olsun, isimleri göklerde bilinmekte, fakat yeryüzünde meçhuldürler. İşlerinizin tersine döneceği, aralarınızdaki bağların kopacağı ve küçüklerinizin hükmedeceği zamanı bekleyin. O zamanda mümine kılıç vurulması, helalinden elde edilen bir paradan daha ehven gelir; verilen, verenden daha büyük sevap elde eder. O zaman nimet bolluğu yüzünden içmeden sarhoş olur, zora düşmeden yemin eder, zorlanmadan yalan söylersiniz. Semerin devenin boynunu ısırdığı gibi, belalar da sizi ısırıp kemirir. Bu meşakkat alabildiğince uzar, kurtuluş ümidi de iyiden iyiye uzaklaşır.
Babam, anam fedâ olsun onlara, onların adları gökyü-zünde bilinmektedir, kendileri yeryüzünde bilinmekte. Bekleyin o zamanı ki işleriniz tersine döner, aranızdaki bağlar kopar; içinizden kadri küçük kişiler size hükmeder. Bunlar, o zaman olur ki inanana, kılıç vurulması, helâlinden elde edilen paradan, puldan daha kolay gelir; verilen ecir, para, pul, onu verenden daha değerli görünür. Bunlar, o zaman olur ki şarap içmeden sarhoş olursunuz nimet yüzünden; yemin edersiniz zora düşmeden; yalan söylersiniz zorlanmadan. Bunlar o zaman olur ki belâ ısırır, kemirir sizi, dağların sarp, sivri kayaları, deve hamutlarını sıyırıp yıprattığı gibi. Bu dert, bu belâ sürdükçe sürer; bundan kurtuluş ümidi uzadıkça uzar, kalmazsa da kalmaz.
أَيُّهَا النَّاسُ، أَلْقُوا هذِهِ آلْأَزِمَّةَ الَّتِي تَحْمِلُ ظُهُورُهَا آلْأَثْقَالَ مِنْ أَيْدِيکُمْ، وَلا تَصَدَّعُوا عَلَى سُلْطَانِکُمْ فَتَذُمُّوا غِبَّ فِعَالِکُمْ. وَلا تَقْتَحِمُوا مَاآسْتَقْبَلْتُمْ مِنْ فَوْرِنَارِآلْفِتْنَةِ، وَأَمِيطُوا عَنْ سَنَنِهَا، وَخَلُّوا قَصْدَ السَّبِيلِ لَهَا: فَقَدْ لَعَمْرِي يَهْلِکُ فِي لَهَبِهَا آلْمُؤْمِنُ، وَيَسْلَمُ فِيهَا غَيْرُ آلْمُسْلِمِ.
إِنَّمَا مَثَلِي بَيْنَکُمْ کَمَثَلِ السِّرَاجِ فِي الظُّلْمَةِ، يَسْتَضِيءُ بِهِ مَنْ وَلَجَهَا. فَاسْمَعُوا أَيُّهَا النَّاسُ وَعُوا، وَأَحْضِرُوا آذَانَ قُلُوبِکُمْ تَفْهَمُوا.
Ey İnsanlar! Ellerinizle sırtlarına suç yüklediğiniz şu develerin yularlarını ellerinizden atın. Önderinize itaatten yüz çevirmeyin, aksi takdirde sonuçta kendi yaptıklarınızı kınarsınız. Size yönelen fitne ateşine dalmayın, yollarından uzaklaşın, ona varacak yola girmekten sakının.
Ömrüme yemin olsun, onun alevleri mümini helak eder; gayrimüslim salim kalır. Benim içinizdeki durumum, karanlığın içindeki ışığa benzer; karanlığa dalan onunla aydınlanır. Ey insanlar! İşitip belleyin, düşünmek için can kulaklarınızı açın.
Ey insanlar, sırtlarına, ellerinizle vebâl, suç yüklediğiniz şu develerin yularlarını atın ellerinizden; size buyruk verene itâat edin; kınayacaksanız kendinizi kınayın. Yöneldiğiniz şu fitne ateşine korkusuzca dalmayın; uzlaşın, çevresinde dolanmayın; savulun, yalayıp geçeceği yola varmayın. Andolsun ömrüme ki onun yalımı mümini yakar, helâk eder; ondan ancak Müslüman olmayan kurtulur, onunla rahat eder. Ben sizin içinizde, sizin aranızda, karanlıklardaki ışık gibiyim; karanlıklara dalan o ışıkla aydınlanır, yol bulur. Ey insanlar, duyun, dinleyin; can kulaklarınızı açın, anlayın.