Nehcü’l-Belâğa

Hutbe 179 – Ze’leb el-Yemanî’ye Cevap

وَمِنْ کَلَامٍ لَهُ عَليهِ السَّلامُ
وَقَدْ سَأَلَهُ ذِعْلِبُ الْيَمانِيُّ فَقالَ: هَلْ رَأَيْتَ رَبَّکَ يا أمِيرَالْمُؤمِنِينَ؟
فَقَالَ (عليه السلام): أفَأَعْبُدُ مَا لا أرى؟ فَقالَ: وَ کَيْفَ تَراهُ؟ فَقالَ:
فقال: لا تُدْرِکُهُ آلْعُيُونُ بِمُشَاهَدَةِ آلْعِيَانِ، وَلکِنْ تُدْرِکُهُ آلْقُلُوبُ بِحَقَائِقِ آلاِْيمَانِ. قَرِيبٌ مِنَ آلاَْشْيَاءِ غَيْرَ مُلابِسِ، بَعِيدٌ مِنْهَا غَيْرَ مُبَايِنٍ. مُتَکَلِّمٌ لا بِرَوِيَّةٍ، مُرِيدٌ لا بِهِمَّةٍ، صَانِعٌ لا بِجَارِحَةٍ. لَطِيفٌ لا يُوصَفُ بِالْخَفَاءِ، کَبِيرٌ لا يُوصَفُ بِالْجَفَاءِ، بَصِيرٌ لا يُوصَفُ بِالْحَاسَّةِ، رَحِيمٌ لايُوصَفُ بِالرِّقَّةِ. تَعْنُو آلْوُجُوهُ لِعَظَمَتِهِ، وَتَجِبُ آلْقُلُوبُ مِنْ مَخَافَتِهِ.

H. 36 yılında Kufe camiinde irad etmiştir: Ze’leb el-Yemanî kendisine sordu: “Ya Emire’l-Müminin Rabbini hiç gördün mü?” O da, “Görmediğime mi ibadet edeyim?” dedi. “Peki, O’nu nasıl görüyorsun?” diye sordu. Bunun üzerine şöyle dedi:

 

Gözler, O’nu açıkça görüp idrak edemez; fakat kalpler, onu iman gerçekleriyle görür. Her şeye yakın olduğu hâlde ilişerek değil; her şeyden uzak olduğu hâlde ayrı değildir. Konuşandır, fakat düşünerek değil. İrade edendir, kast/himmet etmeksizin. Yaratandır, aza ve organları olmaksızın. Latif’tir, gizlilikle vasıflandırılamaz. Büyüktür, ama zulümle nitelendirilemez. Basir’dir, ama hisle vasıflandırılmaz. Rahimdir; gönül yumuşaklığı ile nitelendirilemez. Yüzler onun azameti karşısında boyun eğmiştir. Gönüller, O’nun korkusuyla dolmuş, titrer dururlar.