وَمِنْ خُطْبَةٍ لَهُ عَلَيهِ السَّلامُ
فِي المَوْعِظَةِ وَ بَيانِ قُرْبَاهُ مِن رَسُولِ اللهِ (صلي الله عليه و آله)
Öğüt vermiş ve Resulullah’a yakınlığı hakkında şöyle buyurmuştur:
أَيُّهَا النَّاسُ غَيْرُ آلْمَغْفُولِ عَنْهُمْ، وَالتَّارِکُونَ آلْمَأْخُوذُ مِنْهُمْ. مَا لِي أَرَاکُمْ عَنِ آللهِ ذَاهِبِينَ، وَإِلَى غَيْرِهِ رَاغِبِينَ! کَأَنَّکُمْ نَعَمٌ أَرَاحَ بِهَا سَائِمٌ إِلَى مَرْعىً وَبِيٍّ، وَمَشْرَبٍ دَوِيٍّ، وَإِنَّمَا هِيَ کَالْمَعْلُوفَةِ لِلْمُدَى لا تَعْرِفُ مَاَذا يُرَادُ بِهَا! إِذَا أُحْسِنَ إِلَيْهَا تَحْسَبُ يَوْمَهَا دَهْرَهَا، وَشِبَعَهَا أَمْرَهَا. وَآللهِ لَوْ شِئْتُ أَنْ أُخْبِرَ کُلَّ رَجُلٍ مِنْکُمْ بِمَخْرَجِهِ وَمَوْلِجِهِ وَجَمِيعِ شَأْنِهِ لَفَعَلْتُ، وَلکِنْ أَخَافُ أَنْ تَکْفُرُوا فِيَّ بِرَسُولِ آللهِ (صلي الله عليه و آله).
Ey kendilerinden gaflet edilmeyen (gafil) insanlar! Ey (Allah’ın emrini) terk ettiklerinden hesaba çekilecek olanlar! Bana ne oldu da, sizin Allah’tan ayrılıp, başkasına rağbet edenlerden olduğunuzu görüyorum. Sanki siz çobanın vebalı bir otlağa, dertlerle dolu bir sulağa sürdüğü hayvanlar gibisiniz. Kesilmek için otlatılan, ama bundan neyin amaçlandığını bilmeyen hayvan gibisiniz. Kendilerine ihsan edildiğinde gününün her zaman böyle olacağını ve tek işinin sadece doymak olduğunu sanır.
Vallahi dilersem, her birinizin nereden geldiğini, nereye gittiğini ve tüm işlerinin nereye varacağını sizlere haber veririm. Ama benim yüzümden Resulullah’ı (s.a.a) inkâr etmenizden korkarım.
Ey gaflete düşenler, sizden gaflet eden yok. Ey emri terk edenler, sizden söz alansa Hak. Ne oldu bana ki sizi Allah’ın emrini bir yana atmış, gidiyor görmedeyim; ondan gayrisine yönelmiş olduğunuzu seyretmedeydim. Sanki hayvanlarsınız, çoban sizi hastalıklarla dolu bir otlağa sürüyor; dertlerle dolu bir sulağa haydıyor. Hayvanlar da otlatılıp semirtildikçe, başlarına neler geleceğini bilmezler de kendilerine lütfediyorlar, ihsanda bulunuyorlar sanırlar. Günlerini, yalnız o gün bilirler; işlerini, yalnız otlayıp sulanmak zannederler. Andolsun Allah’a ki, sizin her birinizin nereden ve nasıl geldiğini, nereye ve nasıl gideceğini haber versem… Hem de haber veririm, acze düşmem; fakat benim yüzümden Rasûlullâh’ı da inkâr etmenizden korkarım. Bunu ancak emin olduğum özü-sözü doğru kişilere açar, açıklarım.
أَلا وَإِنِّي مُفْضِيهِ إِلَى آلْخَاصَّةِ مِمَّنْ يُؤْمَنُ ذلِکَ مِنْهُ. وَالَّذِي بَعَثَهُ بِالْحَقِّ، وَآصْطَفَاهُ عَلَى آلْخَلْقِ، مَا أَنْطِقُ إِلاَّ صَادِقآ، وَقَدْ عَهِدَ إِلَيَّ بِذلِکَ کُلِّهِ، وَبِمَهْلِکِ مَنْ يَهْلِکُ، وَمَنْجَى مَنْ يَنْجُو، وَمَآلِ هذَا آلْأَمْرِ. وَمَا أَبْقَى شَيْئآ يَمُرُّ عَلَى رَأْسِي إِلاَّ أَفْرَغَهُ فِي أُذُنَيَّ وَأَفْضَى بِهِ إِلَيَّ.
أَيُّهَا النَّاسُ، إِنِّي، وَآللهِ، مَا أَحُثُّکُمْ عَلَى طَاعَةٍ إِلاَّ وَأَسْبِقُکُمْ إِلَيْهَا، وَلاأَنْهَاکُمْ عَنْ مَعْصِيَةٍ إِلاَّ وَأَتَنَاهَى قَبْلَکُمْ عَنْهَا.
Bunu ancak güvenir özel kişilere açıklarım. Elçisini halkın içinden seçip hak ile gönderene andolsun ki, ben sadece doğruyu söylüyorum. Allah Resulü bütün bunları bana bildirdi. Helak olacakların nasıl helak olacaklarını, kurtulacakların nasıl kurtuluşa ereceğini ve bu işin (hilafetin) sonucunu bana haber verdi. Başıma gelecek şeylerin her birini de eksiksiz olarak kulağıma söyledi ve bana açıkladı.
Ey İnsanlar! Allah’a andolsun, (ilâhî) itaate teşvik ettiğim işlerde sizin en önde gideninizim, sizi nehyettiğim günahlardan ise sizden önce sakınmaktayım.
Peygamberini hak üzere gönderen, halktan seçen, Allah hakkı için bu sözü gerçek olarak söylemedeyim; Allah’ın Rasûlü, bütün bunları bana haber verdi; helâk olacak herkesi bildirdi; ne yüzden, neden helâk olacağını anlattı. Kurtulacak herkesi de söyledi, kurtuluş yerini haber verdi ve bu işi açıkladı; başıma gelecek her şeyi de kulağıma söyledi, bildirdi. Ey insanlar, andolsun Allah’a ki size, itâat etmenizi buyurduğum şeylerde ben en ileri gideninizim; sizi nehyettiğim isyandan da sizden önce kendim çekinmedeyim.