وَ مِن خُطبَةٍ لَهُ عَليهِ السَّلامُ
Ülfet, sevgi ve muhabbete teşvik etmektedir:
لِيَتَأَسَّ صَغِيرُکُمْ بِکَبِيرِکُمْ، وَ لْيَرْأَفْ کَبِيرُکُمْ بِصَغِيرِکُمْ؛ وَ لا تَکُونُوا کَجُفَاةِ آلْجَاهِلِيَّةِ: لا فِي آلدِّينِ يَتَفَقَّهُونَ، وَ لا عَنِ آللهِ يَعْقِلُونَ؛ کَقَيْضِ بَيْضٍ فِي أَدَاحٍ يَکُونُ کَسْرُهَا وِزْرآ، وَ يُخْرِجُ حِضَانُهَا شَرّآ.
Küçüğünüz, büyüğünüze uysun; büyüğünüz de küçüğünüze merhamet etsin. Allah hakkında düşünmeyen, dinde kavrayış sahibi olmayan cahiliye zalimleri gibi olmayın. Onlar kırılması günah1 ve (kırılmadığı takdirde ise) içinden şer (devekuşu yavrusu yerine yılan yavrusu) çıkan yuvalarındaki engerek yılanı yumurtaları gibidir. (Yani zahirleri iman, batınları ise cahiliye döneminin kokusunu taşımaktadır.)
Küçüğünüzün, büyüğünüzün yolunu tutması gerek. İslâm’dan önceki câhiliyye devrinin cefacıları gibi olmayın; onlar da ne dinden bir hüküm bilirlerdi, ne Allah’ın varlığını akıl ederlerdi.
آفْتَرَقُوا بَعْدَ أُلْفَتِهِمْ، وَ تَشَتَّتُوا عَنْ أَصْلِهِمْ. فَمِنْهُمْ آخِذٌ بِغُصْنٍ أَيْنَمَا مَالَ، مَالَ مَعَهُ. عَلَى أَنَّ آللهَ تَعَالَى سَيَجْمَعُهُمْ لِشَرِّ يَوْمٍ لِبَنِي أُمَيَّةَ، کَمَا تَجْتَمِعُ قَزَعُ آلْخَرِيفِ يُؤَلِّفُ آللهُ بَيْنَهُمْ، ثُمَّ يَجْمَعُهُمْ رُکَامآ کَرُکَامِ السَّحَابِ؛ ثُمَّ يَفْتَحُ لَهُمْ أَبْوَابآ. يَسِيلُونَ مِنْ مُسْتَثَارِهِمْ كَسَيْلِ آلْجَنَّتَيْنِ، حَيْثُ لَمْ تَسْلَمْ عَلَيْهِ قَارَةٌ، وَ لَمْ تَثْبُتْ عَلَيْهِ أَكَمَةٌ، وَ لَمْ يَرُدَّ سَنَنَهُ رَصُّ طَوْدٍ، وَ لاحِدَابُ أَرْضٍ. يُذَعْذِعُهُمُ آللهُ فِي بُطُونِ أَوْدِيَتِهِ، ثُمَّ يَسْلُكُهُمْ يَنَابِيعَ فِي آلأَرْضِ، يَأْخُذُ بِهِمْ مِنْ قَوْمٍ حُقُوقَ قَوْمٍ، وَ يُمَكِّنُ لِقَوْمٍ فِي دِيَارِ قَوْمٍ. وَ آيْمُ آللهِ، لَيَذُوبَنَّ مَا فِي أَيْدِيهِمْ بَعْدَ آلْعُلُوِّ وَ التَّمْكِينِ، كَمَا تَذُوبُ آلأَلْيَةُ عَلَى النَّارِ.
…Onlar birbirleriyle ülfet ettikten sonra dağıldılar; asıllarından ayrıldılar. Onlardan bazıları bir dala yapıştı; o nereye eğilse, onlar da onunla beraber eğildiler. Yüce Allah onları, Ümeyyeoğulları için sonbahar bulutlarını topladığı gibi kötü bir günde toplayacaktır! Allah onların aralarını bulacak, sonra onları bulut kümeleri gibi bir araya getirecek, sonra da onlar için kapılar açacak, toplandıkları yerden iki bahçeye gelen sel gibi akıp gidecekler. O selden bir toprak parçası bile, bir tepecik bile kurtulamayacak, bir tümsek, bir yükselti bile engel olamayacak. Allah onları vadilerine dağıtacak, daha sonra çeşmeler gibi yeryüzünde akıtacak, onları gücüyle bir kavmin hakkını başka bir kavimden alacak ve bir kavmi başka bir kavmin yurduna yerleştirecektir.
Allah’a yemin olsun, yükselip yüklerini sağlamlaştırdıktan sonra, kuyrukyağının ateşte erimesi gibi eriyeceklerdir.
(Aynı Hutbeden:)
İslâm’la birbirlerine dost olduktan sonra gene dağıldılar, asıllarından ayrıldılar; içlerinden öylesine bir dala yapışanlar oldu ki dal nereye eğilirse, onunla beraber o yana eğildiler. Fakat Allah onları, son baharda bulutlar nasıl bir araya toplanırsa, daha beter bir gün için, Ümeyyeoğulları için bir araya toplayacaktır. Allah aralarını uzaklaştıracak, sonra onları birbiri üstüne yığılan bulutlar gibi bir araya getirecek; sonra onlara kapılar açacak; toplandıkları yerlerden, Seba ehlinin iki bahçeye gelen seli gibi akıp gidecekler. O selden bir tek tepe bile kurtulmayacak; bir yüksek yer bile tutunamayacak; o selin yolunu ne bir tümsek tutabilecek, ne bir yüksek, önüne geçebilecek. Allah, onları, vâdîlerinde kol kol ayıracak; yeryüzündeki kaynakları meydana getirecek. Onlarla başka bir toplumun hakları alınacak; onları ayrı bir toplumun yerine yerleştirecek. Andolsun Allah’a ki yücelikten, yerleşip pekiştikten
sonra onların ellerinde ne varsa, yağın ateşte erimesi gibi eriyip bitecek.
أَيُُّهَا النَّاسُ، لَوْ لَمْ تَتَخَاذَلُوا عَنْ نَصْرِ آلْحَقِّ، وَ لَمْ تَهِنُوا عَنْ تَوْهِينِ آلْبَاطِلِ، لَمْ يَطْمَعْ فِيکُمْ مَنْ لَيْسَ مِثْلَکُمْ، وَ لَمْ يَقْوَ مَنْ قَوِيَ عَلَيْکُمْ. لکِنَّکُمْ تِهْتُمْ مَتَاهَ بَنِي إِسْرائِيلَ. وَ لَعَمْرِي، لَيُضَعَّفَنَّ لَکُمُ التِّيهُ مِنْ بَعْدِي أَضْعَافآ بِمَا خَلَّفْتُمُ آلْحَقَّ وَرَاءَ ظُهُورِکُمْ، وَ قَطَعْتُمُ آلأَدْنى، وَ وَصَلْتُمُ آلأَبْعَدَ. وَ آعْلَمُوا أَنَّکُمْ إِنِ آتَّبَعْتُمُ الدَّاعِيَ لَکُمْ، سَلَکَ بِکُمْ مِنْهَاجَ الرَّسُولِ، وَ کُفِيتُمْ مَؤُونَةَ الاِعْتِسَافِ، وَ نَبَذْتُمُ الثِّقْلَ آلْفَادِحَ عَنِ آلأَعْنَاقِ.
Ey İnsanlar, hakka yardımda ayrılığa düşmeseydiniz, batılı gidermede gevşek davranmasaydınız, sizin emsaliniz olmayanlar sizi yenmeye tamahlanmazlar, hiçbir güçlü size galib gelemezdi. Fakat siz, İsrail oğulları gibi şaşkınlığa düştünüz. Ömrüme yemin olsun, hakkı ardınıza attığınız, yakında bulunanlardan ilginizi kesip uzağa sarıldığınız için, benden sonra da bu şaşkınlığınız kat kat artacaktır. Bilin ki çağırana uysaydınız, sizi Resulün yolundan götürür, boyunlarınızdaki ağırlığı atar ve sizi yanlış yollarda gezme zahmetinden kurtarırdı.
Ey insanlar, hakka yardım etmede birbirinizden ayrılmasaydınız, batılı gidermede gevşek davranmasaydınız, size eşit olmayanlar, sizi alt etmeye kalkışmazlardı; kendilerine üst olduğunuz kişiler, kuvvet elde etmezlerdi. Fakat siz, İsrailoğulları gibi çöle düştünüz; ömrüm hakkı için benden sonra bu çöldeki şaşkınlığınız, İsrailoğulları’nın şaşkınlığından kat kat artacaktır. Ne diye hakkı ardınıza attınız, yakından kesildiniz, en uzağa sarıldınız? Bilin ki, sizi gerçeğe çağırana uysaydınız, o, sizi Peygamber’in gittiği yola götürürdü; insafsızlığa düşmezdiniz; boyunlarınızdaki ağır yükleri atardınız.1
…
1 – Kur’an-ı Mecîd’in 34. sûresinin (Sebe’), “And olsun ki Sebe’ kavmine, oturdukları yerde bile bir delil vardı; sağda solda iki bahçe bulunmadaydı; yiyin Rabbinizin rızkından ve şükredin ona; tertemiz bir şehir ve suçları örten bir Rab. Derken yüz çevirdiler de onlara seddin suyunu gönderdik ve o bahçelerini, açık böğürtlen ve birazcık da köknar yetiştiren iki çorak tarlaya çevirdik. İşte nankörlükleri yüzünden böyle cezalandırdık onları ve biz, nankör olandan başkasına ceza verir miyiz? Onların şehirleriyle kutladığımız şehirler arasında, âdetâ birbirine bitişik nice şehirler halk etmiştik ve şehirlere gidip gelmeyi kolay bir hale getirmiştik; demiştik ki: Geceleri, gündüzleri emniyet içinde gezin, dolaşın oralarda. Rabbimiz dediler, gidip geldiğimiz yerlerin aralarını uzak-laştır ve kendilerine zulmettiler, derken onları masala çevirdik, paramparça ettik onları; şüphe yok ki bunda, adamakıllı sabreden ve iyiden iyiye şükreden her kişiye deliller var elbet. Ve andolsun ki, İblis’in, onlar hakkın-daki zannı doğru çıktı; derken inananlardan bir bölükten başka hepsi de ona uydu. Ve onlar üzerinde hiçbir kudreti yoktu onun; âhirete inananla o hususta şüphe içinde kalanı ayırdedip kendilerine bildirmek için yaptık bunu; Rabbin, her şeyi adamakıllı korur, hiçbir şey bilgisinden dışarı değil” meâlindeki 15-21. ayetlerine işaret edilmektedir. Sebe’liler, Kahtan boyundan Sebe’ evlâdındandır. Şehirleri Yemen civarındaydı; pek mâmurdu. İki dağ arasına yaptıkları seddi açarlar, bahçelerini sularlardı. Nankörlükleri yüzünden sed yıkıldı ve şehirler yerle bir oldu (Mecma’ul-Beyan, 8, s.384- 387).
“Ey kavmim, Allah’ın size vermeyi takdir ettiği kutlu yere girin ve gerisin geriye dönmeyin, yoksa ziyankâr olursunuz, ancak ziyana düşersiniz. Onlarsa Yâ Musâ demişlerdi, orda zorlu erler var, onlar orda oldukça biz, kesin olarak giremeyiz, ama oradan çıkarlarsa gireriz. İçlerinde, korkan ve Allah tarafından nimetlere mazhar olmuş bulunan iki kişi, kapıdan girip saldırın üstlerine demişti; oraya girerseniz şüphe yok ki üst olursunuz siz ve ancak Allah’a dayanın inanmışsanız. Yâ Mûsâ demişlerdi, onlar orda bulundukça biz, oraya ebediyen giremeyiz. Sen, Rabbinle git, ikiniz çarpışın onlarla, biz burada oturup duracağız. Mûsâ, Yârabbi demişti, benim hükmüm ancak kendime, bir de kardeşime geçiyor. Şu kötülük eden kavimle aramızı sen ayır. Tanrı demişti ki: Orası, tam kırk yıl onlara haram edildi. Çölde sersemcesine dolaşacaklar, tasalanma o kötülükte bulunanlar için.” (Mâide 21-26)
İsrâiloğulları’nı örnek getirmekte olan bu âyetlere işaret buyurarak uğrayacakları halleri anlatmaktadırlar. Bu olaylar, (Ahd-ı Atik”de, “A’dâd” bölümünde de vardır (14.bab).