وَ مِن خُطبَةٍ لَهُ عَليهِ السَّلامُ
Allah’ın yaratıcılığından bahsedilmektedir:
الْحََمْدُ لِلَّهِ خَالِقِ آلْعِبَادِ، وَ سَاطِحِ آلْمِهَادِ، وَ مُسِيلِ آلْوِهادِ، وَ مُخْصِبِ النِّجَادِ. لَيْسَ لِأَوَّلِيَّتِهِ آبْتِدَاءٌ، وَ لا لِأَزَلِيَّتِهِ آنْقِضَاءٌ. هُوَ الْأَوَّلُ وَ لَمْ يَزَلْ، وَ آلْبَاقِي بِلاأَجَلٍ.خَرَّتْ لَهُ آلْجِبَاهُ، وَ وَحَّدَتْهُ الشِّفَاهُ. حَدَّ الْأَشْيَاءَ عِنْدَ خَلْقِهِ لَهَا إِبَانَةً لَهُ مِنْ شَبَهِهَا. لا تُقَدِّرُهُ الْأَوْهَامُ بِالْحُدُودِ وَ آلْحَرَکَاتِ، وَ لا بِالْجَوَارِحِ وَ الْأَدَوَاتِ. لا يُقَالُ لَهُ: «مَتَى؟» وَ لا يُضْرَبُ لَهُ أَمَدٌ «بِحَتَّى». الظَّاهِرُ لا يُقَالُ: «مِمَّ؟» وَ آلْبَاطِنُ لا يُقَالُ: «فِيمَ؟» لا شَبَحٌ فَيُتَقَصَّى، وَ لا مَحْجُوبٌ فَيُحْوَى. لَمْ يَقْرُبْ مِنَ الْأَشْيَاءِ بِالْتِصَاقٍ، وَ لَمْ يَبْعُدْ عَنْهَا بِافْتِرَاقٍ، وَ لا يَخْفَى عَلَيْهِ مِنْ عِبَادِهِ شُخُوصُ لَحْظَةٍ، وَ لا کُرُورُ لَفْظَةٍ، وَ لا آزْدِلافُ رَبْوَةٍ، وَ لا آنْبِسَاطُ خُطْوَةٍ، فِي لَيْلٍ دَاجٍ، وَ لا غَسَقٍ سَاجٍ، يَتَفَيَّأُ عَلَيْهِ آلْقَمَرُ آلْمُنِيرُ، وَ تَعْقُبُهُ الشَّمْسُ ذَاتُ النُّورِ فِي الْأُفُولِ وَ الْکُرُور، وَ تَقَلُّبِ الْأَزْمِنَةِ وَ الدُّهُورِ، مِنْ إِقْبَالِ لَيْلٍ مُقْبِلٍ، وَ إِدْبَارِ نَهَارٍ مُدْبِرٍ. قَبْلَ کُلِّ غَايَةٍ وَ مُدَّةٍ، وَ کُلِّ إِحْصَاءٍ وَ عِدَّةٍ، تَعَالَى عَمَّا يَنْحَلُهُ آلْمُحَدِّدُونَ مِنْ صِفَاتِ الْأَقْدَارِ، وَ نِهَايَاتِ الْأَقْطَارِ، وَ تَأَثُّلِ آلْمَسَاکِنِ، وَ تَمَکُّنِ الْأَمَاکِنِ. فَالْحَدُّ لِخَلْقِهِ مَضْرُوبٌ، وَ إِلَى غَيْرِهِ مَنْسُوبٌ.
Hamd kulları yaratan, yeryüzünü döşeyip düzenleyen, alçak yerlerinden seller akıtıp, aralarını yükseklikleri bitkilerle bezeyen Allah’a mahsustur. İlk oluşuna bir başlangıç, ezeli oluşuna bir son yoktur. O her zaman olan ilk, sonu olmayan bakidir. Alınlar ona secdeye kapanır, dudaklar O’nun birliğini zikreder. Yarattığı zaman eşyayı sınırladı ki O’na benzemesinler. Sınırlar, hareketler, aletler ve uzuvlarla vehimler onu takdir edemez. O’na, “ne zaman vardı?” veya “ne zamana kadar olacak?” gibi ifadeler kullanılamaz. Zahirdir; “nereden?” denemez. Batındır; “nerede?” diye sorulamaz. Cisim değil ki sonuna erişilsin, örtülü değildir ki bir şey ihata etsin.
Eşyaya yakınlığı birleşmekle değil, eşyadan uzaklığı da ayrılmakla değil. Kullarının kıpırtısız bakışları, dilleriyle kelimeleri tekrarlayışları, bir tepeye yaklaşmaları, karanlık ve mehtaplı gecelerde gecede adım atışları, ardından parlayan güneşin doğuşu ve batışı ile gece ve gündüzün gelişi neticesinde zaman çarkının dönüşü O’na asla gizli değildir. (Bilgisi,) Her şeyin hedefini, müddetini, zamanını ve sayısını kuşatır. Allah, sınırlayanların miktar, boyut, bir mesken tutma ve bir mekânda bulunma nitelendirmelerinden münezzehtir. Sınır, yaratıklarına aittir, gayrisine mensuptur.
Hamd kulları yaratana, yeryüzünü döşeyene, suları yeryüzünde akıtana, yerleri sellere düzleyene. Evveline bir başlangıç, ezelî oluşuna bir son yok. Evveldir, zevâli olmaz; bâkidir, sonu olmaz. Alınlar ona secde eder; dudaklar birliğini söyler. Yarattığı şeyleri sınırladı, benzerlerinden ayırdı. Vehimler, düşünceler, sınırlarla, hünerlerle O’nu takdir edemez; akıllar, uzuvlara âletlere benzeterek O’nu bilemez; O’na bir zaman vardı denemez; zaman isnâd edilemez; hakkında ne vakte dek diye de soru sorulamaz. Görünendir, eserleriyle; neden ve nereden diye bir suâle imkân yok. Görünmeyendir zâtiyle, nerede gizlidir diye de sorulsa buna da bir beyân yok. Ne cismi vardır, görünür; ne bir hicâp altına girer; bilinir. Ne zâtiyle eşyâya yakındır ki bir şey densin; ne kudretiyle eşyadan ayrıdır ki ayrılmıştır densin. Kullarının bakışları, geceleyin adım atışları, karanlıkta dinlenişleri, karanlıklara dalışları, gizli değildir O’ndan. Aydınlatıcı Ay, O’nun bilgisiyle, irâdesiyle doğar, âlemi aydınlatır. Ardından aydın güneş doğar, âlemi ışıtır, batar. Zamanlar döner; günler, geceler geçip gider. Gece yüz gösterir, gelir; gündüz olur, biter; O hepsini bilir, hepsini görür. Bilgisi, her şeyin, her işin sonunu ve müddetini, zamanını ve sayısını kaplar, kavrar. O, sıfat takdir edenlerin, mekân tayin eyleyenlerin takdirinden münezzehtir; tayininden yücedir. Sınır, O’nun yarattıklarına aittir. O’ndan başkalarına mensuptur.
لَمْ يَخْلُقِ الْأَشْيَاءَ مِنْ أُصُولٍ أَزَلِيَّةٍ، وَ لا مِنْ أَوَائِلَ أَبَدِيَّةٍ، بَلْ خَلَقَ مَا خَلَقَ فَأَقَامَ حَدَّهُ، وَ صَوَّرَ مَا صَوَّرَ فَأَحْسَنَ صُورَتَهُ. لَيْسَ لِشَيْءٍ مِنْهُ آمْتِنَاعٌ، وَ لا لَهُ بِطَاعَةِ شَيْءٍ آنْتِفَاعٌ. عِلْمُهُ بِالأَمْوَاتِ آلْمَاضِينَ کَعِلْمِهِ بِالْأَحْيَاءِ آلْبَاقِينَ، وَ عِلْمُهُ بِمَا فِي السَمَاوَاتِ آلْعُلَى کَعِلْمِهِ بِمَا فِي الْأَرَضِينَ آلسُّفْلَى.
Eşyayı ezelî maddelerden ve önceden var olan şeylerden yaratmamıştır. Yaratacağını yaratmış, sınırını belirtmiş ve şekillenecekleri en güzel biçimde şekillendirmiştir. Hiçbir şey ondan kaçınamaz; hiçbir şeyin itaati ona fayda vermez. Ölüp gidenleri bilmesi, yaşayıp kalanları bilmesi gibidir; yüce göklerde olanları bilmesi, aşağılık yerlerdekini bilmesi gibidir.
Eşyâyı, ezelî olan, ebedî maddelerden yaratmamıştır; yaratılanı O yaratmıştır, O sınırlamıştır; şekil ve sûret sahibi olanların şekillerini, sûretlerini o tasvîr etmiştir; ne de güzel şekil vermiştir, ne de güzel sûretle bürümüştür. Hiç bir şey O’ndan çekinemez; hiç bir şeyin baş eğmesi O’na fayda vermez. Ölüp gidenleri bilmesi, diri kalanları bilmesi gibidir; yüce göklerde olanları bilmesi, aşağılık yerlerde olanları bilmesi gibidir.
أَيُُّهَا آلْمَخْلُوقُ السَّوِيُّ، وَ آلْمُنْشَأُ آلْمَرْعِيُّ، فِي ظُلُمَاتِ اَلْأَرْحَامِ، وَ مُضَاعَفَاتِ اَلْأَسْتَارِ. بُدِئْتَ (مِنْ سُلالَةٍ مِنْ طِينٍ)، وَ وُضِعْتَ (فِي قَرَارٍ مَکِينٍ * إِلَى قَدَرٍ مَعْلُومٍ) وَ أَجَل مَقْسُومٍ. تَمُورُ فِي بَطْنِ أُمِّکَ جَنِينآ لا تُحِيرُ دُعَاءً، وَ لا تَسْمَعُ نِدَاءً؛ ثُمَّ أُخْرِجْتَ مِنْ مَقَرِّکَ إِلَى دَارٍ لَمْ تَشْهَدْهَا، وَ لَمْ تَعْرِفْ سُبُلَ مَنَافِعِهَا. فَمَنْ هَدَاکَ لاِجْتِرَارِ آلْغِذَاءِ مِنْ ثَدْيِ أُمِّکَ، وَ عَرَّفَکَ عِنْدَ آلْحَاجَةِ مَوَاضِعَ طَلَبِکَ وَ إِرَادَتِکَ! هَيْهَاتَ، إِنَّ مَنْ يَعْجِزُ عَنْ صِفَاتِ ذِي آلْهَيْئَةِ وَ اَلْأَدَوَاتِ فَهُوَ عَنْ صِفَاتِ خَالِقِهِ أَعْجَزُ، وَ مِنْ تَنَاوُلِهِ بِحُدُودِ آلْمَخْلُوقِينَ أَبْعَدُ!
…Ey doğru düzgün yaratılmış mahlûk! Kat kat perdelerin arkasında, rahimlerin karanlığında inşa edilip korunan yaratık! İlk kez balçığın özünden yaratıldın, bilinen bir süre sağlam karar yerlerine konuldun, takdir edilen süre de orada kaldın. Annenin karnında bir cenin idin; ne cevap verebilirdin ne de bir çağrıyı duyardın. Sonra konulduğun yerden hiç görmediğin, menfaatlerini elde etmenin yolunu bilmediğin âleme çıkarıldın. Annenin memesinden beslenmeyi kim öğretti? İhtiyaçlarını arayacağın, isteyeceğin yerleri kim tarif etti? Heyhat! Surete, şekle bürünmüş mahlûkun sıfatlarını bilmekten aciz olanlar yaratıcısı nitelendirmekte daha acizdir ve yaratılmışların sıfatlarıyla nitelendirdikçe de O’nu tanımaktan uzak kalmıştır.
(Aynı Hutbeden):
Ey doğru, düzen yaratılmış mahluk, ey rahimlerin karanlıklarında yetiştirilen çocuk, toprağın özünden yaratılmaya başladın, kuvvetli bir karar yerine kondun, bilinen bir zaman, orada durdun; takdir edilmiş bir müddet içinde de dünyada kaldın. Ana karnında bir yavrucaktın, oynar dururdun; ama ne çağırana seslenebilirdin, ne söyleneni duyardın. Sonra o karar ettiğin yerden, hiç görmediğin âleme çıkarıldın; oranın faydalanılacak şeylerinden de haberin yoktu senin. Ananın memesinden gıdalanmayı kim öğretti sana? Arama, isteme yerlerinden ihtiyacını gidermeyi kim belletti sana?.1
…
1 – “And olsun ki biz, insanı balçık mayasından yarattık, sonra onu sağlam bir karar yurdunda bir katre su kıldık. Sonra o bir katre suyu kan pıhtısı haline getirdik, derken kan pıhtısını bir parça et hâline soktuk, der-ken ette kemikler yarattık, derken kemiklere et giydirdik, sonra da onu başka bir yaratışla meydana getirdik…” (Kur’an-ı Mecid 23, Mü’minûn,12-14).