وَ مِن خُطبَةٍ لَهُ عَليهِ السَّلامُ
فِي صِفَةِ النَّبِيِّ وَ أهْلِ بَيْتِهِ وَ أتْباعِ دِينِهِ، وَ فِيها يَعِظُ بِالتَّقْوى
Peygamber, Ehlibeyt’i ve müslümanlardan söz etmekte ve insanları takvaya davet etmektedir:
HAZRET-İ PEYGAMBER SALLALLAHU ALEYHİ VE ÂLİHİ VE SELLEM’İ, ÖVEN HUTBELERİNDEN
آبْتَعَثَهُ بِالنُّورِ آلْمُضِيءِ، وَ آلْبُرْهَانِ آلْجَلِىِّ، وَ آلْمِنْهَاجِ آلْبَادِي وَ آلْکِتَابِ آلْهَادِي. أُسْرَتُهُ خَيْرُ أُسْرَةٍ، وَ شَجَرَتُهُ خَيْرُ شَجَرَةٍ؛ أَغْصَانُهَا مُعْتَدِلَةٌ، وَ ثِمَارُهُا مُتَهَدِّلَةٌ. مَوْلِدُهُ بِمَکَّةَ، وَ هِجْرَتُهُ بِطَيْبَةَ عَلا بِهَا ذِکْرُهُ وَ آمْتَدَّ مِنْهَا صَوْتُهُ. أَرْسَلَهُ بِحُجَّةٍ کَافِيَةٍ، وَ مَوْعِظَةٍ شَافِيَةٍ، وَ دَعْوَةٍ مُتَلافِيَةٍ. أَظْهَرَ بِهِ الشَّرَائِعَ آلْمَجْهُولَةَ، وَ قَمَعَ بِهِ آلْبِدَعَ آلْمَدْخُولَةَ، وَ بَيَّنَ بِهِ اَلْأَحْکَامَ اَلْمَفْصُولَةَ. (فَمَنْ يَبْتَغِ غَيْرَ اَلْإِسْلاَمِ دِينآ) تَتَحَقَّقْ شِقْوَتُهُ، وَ تَنْفَصِمْ عُرْوَتُهُ، وَ تَعْظُمْ کَبْوَتُهُ، وَ يَکُنْ مَآبُهُ إِلَى آلْحُزْنِ آلطَّوِيلِ وَ آلْعَذَابِ آلْوَبِيلِ.
وَأَتَوَکَّلُ عَلَى آللهِ تَوَکُّلَ اَلْإِنَابَةِ إِلَيْهِ. وَ أَسْتَرْشِدُهُ السَّبِيلَ آلْمُؤَدِّيَةَ إِلَى جَنَّتِهِ، آلْقَاصِدَةَ إِلَى مَحَلِّ رَغْبَتِهِ.
Onu aydınlatıcı bir nur, şüpheleri gideren kesin bir delil, apaçık bir program ve yol gösterici bir kitapla gönderdi.
Ailesi en hayırlı aile, soyu en iyi soydur. Dalları düzgündür, meyveleri kolay toplanır. Doğduğu yer Mekke, göçtüğü yer tertemiz Medine’dir. İsmi orada yücelip sesi orada duyuldu.
Allah onu yeterli delille, şifa veren öğütle, halkı düzene sokacak bir davetle gönderdi. Cahil oldukları ilâhî hükümleri onunla bildirdi, (dine) girmiş bidatları onunla söküp attı, uyulması gereken hükümleri onunla açıkladı. Kim İslâm’dan başka din ararsa zararı kesinleşir; kurtuluş bağları kopar, baş aşağı düşmesi şiddetli olur, Dönüş yeri upuzun bir hüzün ve şiddetli bir azaptır.
Allah’a yönelen bir tevekkülle tevekkül ederim, Cennetine götüren ve arzuladığı yere ulaştıran yola beni irşat etmesini dilerim.
Onu apaydın ışıkla, görünüp duran, şüpheleri gideren, delille apaçık yolda, insanları sapıklıktan kurtaran, doğru yola sevkeden kitapla gönderdi. Mensûp olduğu boy, en hayırlı boy; ağacı en hayırlı ağaç, dalları, budakları güzel ve doğru; dileyenler meyvelerinden kolayca yiyebilirler. Doğduğu yer Mekke, göçtüğü yer, tertemiz şehir, Medîne. Anlayışı orada yüceldi; ünü ordan duyuldu.
O’nu, yeter bir delille, şifa veren öğütle, halkı düzene sokacak bir dâvetle gönderdi; bilmeyen ilâhî hükümleri O’nunla belirtti, bildirdi; noksan ve ayıplanacak bid’atları, âdaletleri, onunla söktü, attı; uyulması gereken şeyleri O’nunla tebliğ etti. İslâm’dan başka bir din arayanın kötülüğü meydandadır; onun kutluluk bağları kopar; başaşağı düşer gider, uzun bir hüzne daldıktan, çetin bir azâba uğradıktan sonra belki döner gelir.1
…
1 – Allah katında din, ancak İslâm dinidir. Kendilerine kitap verilenler, bunu adamakıllı bildikten sonra aralarındaki azgınlık ve haddini aşma yüzünden ihtilâfa düştüler ve kim Allah’ın âyetlerine inanmazsa bilsin ki Allah pek tez hesap görendir (3, Âl-i İmran, 19). Her doğan çocuk, yaratılış dininde (İslâm dininde) doğar; dili konuşmaya yatıncaya dek de böyledir; sonra anası, babası, onu Yahûdi yapar, Hıristiyan eder, Mecûsî kılar (Hadis, Câmi’us-Sagıyr, 2, s.79).
أُوصِِيکُمْ عِبَادَآللهِ، بِتَقْوَى آللهِ وَ طَاعَتِهِ، فَإِنَّهَا النَّجَاةُ غَدآ، وَ آلْمَنْجَاةُ أَبَدآ. رَهَّبَ فَأَبْلَغَ، وَ رَغَّبَ فَأَسْبَغَ؛ وَ وَصَفَ لَکُمُ الدُّنْيَا وَ آنْقِطَاعَهَا، وَ زَوَالَهَا وَ آنْتِقَالَهَا. فَأَعْرِضُوا عَمَّا يُعْجِبُکُمْ فِيهَا لِقِلَّةِ مَا يَصْحَبُکُمْ مِنْهَا. أَقْرَبُ دَارٍ مِنْ سَخَطِ آللهِ، وَ أَبْعَدُهَا مِنْ رِضْوَانِ آللهِ! فَغُضُّوا عَنْکُمْ ـ عِبَادَآللهِ ـ غُمُومَهَا وَ أَشْغَالَهَا، لِمَا قَدْ أَيْقَنْتُمْ بِهِ مِنْ فِرَاقِهَا وَ تَصَرُّفِ حَالاتِهَا. فَاحْذَرُوهَا حَذَرَ الشَّفِيقِ النَّاصِحِ وَ آلْمُجِدِّ آلْکَادِحِ. وَ آعْتَبِرُوا بِمَا قَدْ رَأَيْتُمْ مِنْ مَصاَرِعِ آلْقُرُونِ قَبْلَکُمْ: قَدْ تَزَايَلَتْ أَوْصَالُهُمْ، وَ زَالَتْ أَبْصَارُهُمْ وَ أَسْمَاعُهُمْ، وَ ذَهَبَ شَرَفُهُمْ وَ عِزُّهُمْ، وَ آنْقَطَعَ سُرُورُهُمْ وَ نَعِيمُهُمْ؛ فَبُدِّلُوا بِقُرْبِ الْأَوْلَادِ فَقْدَهَا، وَ بِصُحْبَةِ الْأَزْوَاجِ مُفَارَقَتَهَا. لا يَتَفَاخَرُونَ، وَ لا يَتَنَاسَلُونَ، وَ لا يَتَزَاوَرُونَ، وَ لا يَتَحَاوَرُونَ. فَاحْذَرُوا، عِبَادَ آللهِ، حَذَرَ آلْغَالِبِ لِنَفْسِهِ، آلْمَانِعِ لِشَهْوَتِهِ، النَّاظِرِ بِعَقْلِهِ؛ فَإِنَّ الْأَمْرَ وَاضِحٌ، وَ آلْعَلَمَ قَائِمٌ، وَ الطَّرِيقَ جَدَدٌ وَ آلسَّبِيلَ قَصَدٌ.
Ey Allah’ın kulları, Allah’tan korkmanızı ve O’na itaat etmenizi tavsiye ediyorum. Çünkü bu yarının kurtarıcısı ve ebedi kurtuluş yeridir. O ciddi bir şekilde korkuttu, geniş bir şekilde teşvik etti. Size dünyayı, dünyadan kesilmeyi, yok olacağını ve intikal edileceğini anlattı. Çok az bir müddet size arkadaşlık edeceğinden dünyadaki hoşunuza giden şeylerden yüz çevirin.
Allah’ın gazabına en yakın ve rızasına en uzak yurt dünyadır! Dünya hâllerinin değişmesini ve ayrılıklarını çok iyi bildiğiniz için, dünyanın gamına ve zorluklarına göz yumun. Ciddi çalışmış, duyarlı ve tecrübeli nasihatçinin sakındığı gibi dünyadan sakınınız. Sizden önceki toplulukların başına gelenlerden ibret alınız; eklemleri darmadağın, gözleri ve kulakları yok olmuş, şanları-şerefleri gitmiş, neşeleri ve nimetleri kesilmiştir. Çocuklarının yakınlığı yokluğa dönüşmüş, eşleriyle birliktelikten ayrılmışlar, birbirlerine karşı övünemiyorlar. Nesilleri üremiyor, birbirlerini ziyaret edemiyorlar ve birbirleriyle konuşamıyorlar.
Ey Allah’ın kulları! Nefsine sahip olan, şehvetini yenen ve akıllarıyla bakanların sakındığı gibi sakının. Çünkü durum apaçık, bayrak dikili, yol açık ve dosdoğru…