وَ مِنْ کَلَامٍ لَهُ (عليه السلام)
لَمّا بُويِعَ بِالمَدِينَةِ وَفِيها يُخْبِرُ النَّاسَ بِعِلْمِهِ بِما تَؤُولُ إلَيْهِ أحْوالُهُم وَفِيها يُقَسِّمُهُمْ إلى أقْسامٍ
Hz. Ali kendisine Medine’de biat edildikten sonra şöyle buyurdu:
ذِمَّتي بِما اَقُولُ رَهينَةٌ. وَ اَنَاَ بِهِ زَعيم. اِنَّ مَنْ صَرَّحَتْ لَهُ الْعِبَرُ عَمّا بَيْنَ يَدَيْهِ مِنَ الْمَثُلاتِ، حَجَزَتْهُ التَّقْوى عَنْ تَقَحُّمِ الشُّبُهاتِ. اَلا وَ اِنَّ بَلِيَّتَکُمْ قَدْ عادَتْ کَهَيْئَتِها يَوْمَ بَعَثَ اللّهُ نَبِيَّهُ صَلَّى اللّهُ عَلَيْهِ وَ آلِهِ وَ سَلَّمَ. وَ الَّذي بَعَثَهُ بِالْحَقِّ لَتُبَلْبَلُنَّ بَلْبَلَةً، وَ لَتُغَرْبَلُنَّ غَرْبَلَةً، وَ لَتُساطُنَّ سَوْطَ الْقِدْرِ، حَتّى يَعُودَ اَسْفَلُکُمْ اَعْلاکُمْ، وَ اَعْلاکُمْ اَسْفَلَکُمْ، وَ لَيَسْبِقَنَّ سابِقُونَ کانُوا قَصَّرُوا، وَ لَيُقَصِّرَنَّ سَبّاقُونَ کانُوا سَبَقُوا. وَ اللهِ ما کَتَمْتُ وَ شْمَةً، وَ لا کَذَبْتُ کِذْبَةً، وَ لَقَدْ نُبِّئْتُ بِهذا الْمَقامِ وَ هذَا الْيَوْمِ.
Ben sözüme kefilim, söylediklerimi yapacağım. Önündeki bela ve olaylardan ibret alan kimseyi şüpheli şeylere düşmekten takva alıkoyar. Bilin ki mihnet ve bela (ihtilaf ve cehalet) Allah’ın nebinizi (s.a.a) gönderdiği günkü şekliyle aranıza geri dönmüştür.
Peygamber’i hak üzere gönderene andolsun ki, büyük imtihandan geçecek, sınanma kalburunda elenip ayrılacak ve kazandaki yemeğin (pişerken) alt-üst olduğu gibi alt-üst olacaksınız. Sonunda en aşağınız, en yüce makama erecek ve en yüceniz en aşağı makama alçalacaktır. Geri kalmışlar ilerleyecek, öne geçecekler, (İslâm’da) herkesi geçenler, ileri gidenler ise geri bırakılacaklardır.
Allah’a andolsun ki, hiçbir sözü gizlemedim ve asla yalan söylemedim. Peygamber tarafından daha önce bu makamdan (biat edeceğinizden) ve bugünden (biat için toplanacağınızdan) haberdar edilmiştim.
Haberiniz olsun ki ben sözümün eriyim; söylediğim sözü yerine getiririm. Önümüzdeki belâlardan ibret alan kişiyi, sakınmak, çekinmek, şüpheli şeylere uğramaktan alıkoyar. Bilin ki belânız gene döndü dolaştı; gelip çattı. Tıpkı Allah’ın, Peygamber’ini gönderdiği gün gibi; Allah’ın salâtı O’na ve soyuna.
O’nu gerçek olarak gönderene andolsun ki sınanma kalburunda alt-üst olacaksınız; kaynayan kazandaki yemek gibi kepçeyle ayrılacaksınız; birbirinizden kopacaksınız; sonunda en aşağınız, en yüce makama ağacak; en yüceniz, en aşağıya alçalacak. Herkesi geçenler, ileri gidenler, geri kalacaklar; geri kalmışlar ilerleyecekler, öne geçecekler.
Andolsun Allah’a ki hiçbir sözü gizlemedim; hiçbir vakit yalan söylemedim; gerçekten de bu duraktan haber verilmişti bana; bugünü biliyordum ben.
اَلا وَ اِنَّ الْخَطايا خَيْلٌ شُمُسٌ حُمِلَ عَلَيْها اَهْلُها، وَ خُلِعَتْ لُجُمُها، فَتَقَحَّمَتْ بِهِمْ فِى النّارِ. اَلا وَ اِنَّ التَّقْوى مَطايا ذُلُلٌ، حُمِلَ عَلَيْها اَهْلُها، وَ اُعْطُوا اَزِمَّتَها، فَاَوْرَدَتْهُمُ الْجَنَّةَ. حَقّ وَ باطِل، وِ لِکُلٍّ اَهْلٌ، فَلَئِنْ اَمِرَ الْباطِلُ لَقَديمآ فَعَلَ، وَ لَئِنْ قَلَّ الْحَقُّ فَلَرُبَّما وَ لَعَلَّ، وَ لَقَلَّما اَدْبَرَ شَىْء فَاَقْبَلَ!
Bilin ki günahlar, dizginleri kopmuş azgın atlara benzer. Onlara binenler günahkârdır ve binicilerini ateşe atarlar. Takva ise itaatkâr/ram olan bir deve gibidir ki dizginleri/yuları binicilerinin elindedir ve onları cennete götürür. Hak ve batıl; her iki yolun da ehli vardır. O hâlde eğer batıl hükümet olursa (ilginç değildir. Zira) eskiden beri vardı, yapılır giderdi. Şüphesiz hak az olursa çoğalması umulur. Ama bir şey giderse, dönüşü nadir olur.
Bilin ki hatâlar, suçlar, serkeş, azgın atlara benzerler; o hatâları, o suçları işleyenlerdir, onlara binenler. Gemlerinden boşanırlar, üstlerindekilerle ateşe atılırlar. Bilin ki şüpheli şeylerden çekinmek, sâhiplerine râm olan develere benzer, çekinenler de onlara binenlere; binenlerin ellerindedir yularları, onları cennete götürür giderler. Hak var, batıl var; ikisinin de ehli var. Batıl çoğalırsa şaşılmaz; eskiden de vardı; işlenir giderdi. Hak azalsa bile çoğalması umulur, fakat zayıflarsa kuvvetlenmesi zor olur.
شُغِلَ مَنِ الجَنَّةُ وَ النّارُ اَمامَهُ! ساعٍ سَريع نَجا، وَ طالِبٌ بَطيءٌ رَجا، وَ مُقَصِّرٌ فِى النّارِ هَوى. اَليَمينُ وَ الشَّمالُ مَضَلَّةٌ، وَ الطَّريقُ الْوُسْطى هِىَ الْجادَّةُ، عَلَيْها باقي الْکِتابِ وَ آثارُ النُّبُوَّةِ، وَمِنْها مَنْفَذُ السُّنَّةِ، وَ اِلَيْها مَصيرُ الْعاقِبَةِ. هَلَکَ مَنِ ادَّعى، وَ خابَ مَنِ افْتَرى. مَنْ اَبْدى صَفْحَتَهُ لِلْحَقِّ هَلَکَ. وَ کَفى بِالْمَرْءِ جَهْلا اَلّا يَعْرِفَ قَدْرَهُ. لايَهْلِکُ عَلَى الْتَّقْوى سِنْخُ اَصْلٍ، وَ لايَظْمَأُ عَلَيْها زَرْعُ قَوْمٍ. فَاسْتَتِرُوا فى بُيُوتِکُمْ، وَ اَصْلِحُوا ذاتَ بَيْنِکُمْ، وَ التَّوبَةُ مِنْ وَرائِکُمْ، وَ لا يَحْمَدْ حَامِدٌ اِلّا رَبَّهُ، وَ لا يَلُمْ لائِمٌ اِلّا نَفْسَهُ.
Cennet ve cehennem önünde olan kimse, meşgul olur. (İnsanları cennete veya cehenneme götüren amelleri göz önünde tutar.)
(İnsanlar üç kısımdır:) Bir kısım insan acele çalışır, (salih amelleri sayesinde) kurtulur. Bir kısım insan ağır davranır, yavaşlar (ama Allah’ın mağfiret ve bağışını) ümit eder. Bir kısım insan ise günah/suç içinde (hakkı görmezlikten gelmiş), bu yüzden de ateşe düşer. Sağ ve sol sapıklık yoludur.
Doğru yol orta yoldur. Kur’ân ve peygamberlik eserleri (sünneti) de bunun şahididir. Resulullah’ın yolu ve sünneti de bu yoldan çıkar. Mutluluk da bu yola döner.
Haktan gayrisini iddia eden helak olur, iftira/yalan eden kaybeder. Hakka karşı koyan helak olur, Kendi makam/derecesini bilmeyene, bilgisizlik/cehalet yeter.
Takva üzere (kurulu) sağlam temel/kök çürümez, oraya ekin ekenlerin ekini asla susuz kalmaz. (Takva üzere kurulu inançlar düşmanın çağrılarıyla yıkılmaz, takva üzere ekilen ekinler fitne sıcaklığında kurumaz.)
Evlerinize saklanın, aranızdaki ihtilafları islah edin. Tövbe arkanızda duruyor. (Ne zaman günahlarınızdan pişman olur ve tövbe ederseniz, tövbe sizden uzak/ayrı değildir.)
Hamd eden sadece Rabbine hamd etsin ve kınayan sadece kendini kınasın.
(Gene bu Hutbeden:)
Cennetle Cehennem önünde olan kişi bir iştir eder, oyalanır gider, bir kısım halk tez olur, çalışır çabalar, kurtulur.
Bir kısmı ağır davranır, yavaş gider, kurtulmayı umar, ister. Bir kısmıysa suçlara üşer, baş aşağı ateşe düşer. Sağ ve sol, azgınlık yollardır, ana cadde ortadan giden yoldur. O yoldadır elimizde bulunan Kitap, o yoldadır Peygamberlik eserleri.1 O yol, sünnetle varır giderir; yol, hayırlı bir sonucaerer. Dâvâya girişen helâk olur; iftirâ eden mahrum kalır.
Hakka yüz tutan, bilgisizler katında ölür gider. Kendi kaderini, derecesini bilmemek, bilgisizlik olarak adama yeter. Çekinme yüzünden hiçbir soyun-boyun kökü kurumaz; oraya ekin eken toplumun ekini susuz kalmaz.
Evlerinize kapanın; aranızı uzlaştırın; tövbe gibi nimet var önünüzde. Hamdeden, ancak Rabbine hamdeder; kına-yansa ancak kendisini kınar.
…
1 – 35. surenin (Fâtır). 32. âyet-i kerimesinde, “Sonra kitabı, kullarımızdan seçtiklerimize miras bıraktık; derken onlardan nefsine zulmeden var ve onlardan ortalama hareket eden var ve onlardan, hayırlarda herkesten ileri giden var Allah’ın izniyle; işte bu, pek büyük bir lütuf ve ihsandır” buyurulmaktadır. 56. sûre-i celilede (Vâkıa),ileri geçenlerin Rablerine yaklaşanlar olduğu, öncekilerden çoğunun, sonra gelenlerden azının bölükten bulunacağı bildirilmekte, iyilere “Sağ taraf ehli”, kötülereyse “Sol taraf ehli” adı verilmektedir (3-55).