وَ مِن خُطبَةٍ لَهُ عَليهِ السَّلامُ
يُنَبِّهُ فِيها عَلى فَضْلِ الرَّسُولِ الاْعْظَمِ وَفَضْلِ الْقُرْآنِ، ثُمَّ حَالِ دَوْلَةِ بَنِي اُمَيَّةَ
Peygamber ve Kur’ân’ın azametini beyan etmekte ve Ümeyyeoğulları’nın durumunu haber vermektedir:
أَرْسسَلَهُ عَلَى حِينِ فَتْرَةٍ مِنَ الرُّسُلِ، وَ طُولِ هَجْعَةٍ مِنَ الْأُمَمِ، وَ آنْتِقَاضٍ مِنَ آلْمُبْرَمِ؛ فَجَاءَهُمْ بِتَصْدِيقِ الَّذِي بَيْنَ يَدَيْهِ، وَ النُّورِ آلْمُقْتَدَى بِهِ. ذلِکَ آلْقُرْآنُ فَاسْتَنْطِقُوهُ، وَ لَنْ يَنْطِقَ، وَ لَکِنْ أُخْبِرُکُمْ عَنْهُ: أَلا إِنَّ فِيهِ عِلْمَ مَا يَأْتِي، وَ آلْحَدِيثَ عَنِ آلْمَاضِي، وَ دَوَاءَ دَائِکُمْ، وَ نَظْمَ مَا بَيْنَکُمْ.
Onu, (Hz. Muhammed’i) resullerin yollanmasına ara verildiği, ümmetlerin uzun gaflet uykusuna dalıp gittiği, sağlamlığın çözüldüğü bir zamanda gönderdi. O, onlara kendilerinde bulunanı tasdik eden, uyulması gereken nur ile geldi. Bu Kur’ân’dır, onu konuşturmaya çalışın; ama o konuşmaz. Lakin ben ondan haber vereyim size; geleceğin bilgisi, geçmişe ait haberler, derdinizin ilacı, aranızdaki düzenin gerektirdiği her şey ondadır.
(Ümeyyeoğulları’nı bildiren bir hutbeleri:)
O’nu, Peygamberlerin yollanmasının arası kesildiği, insanların gaflet uykusuna daldığı, uykularının uzayıp gittiği, hüküm iplerinin yıpranıp koptuğu bir zamanda gönderdi. İnsanlara kendisinden önceki hükümleri gerçekleyen haberle, uyulması gereken ışıkla geldi: Bu da Kur’an’dır. Onu konuşturmaya çalışın. O, söz söylemez görünüşte, fakat ben haber vereyim ondan size: Bilin ki olacak şeylerin bilgisi, geçmişlere ait sözler, derdinizin devâsı, aranızdaki düzenin müktezâsı ondadır.
و منها: فَعِنْدَ ذلِکَ لا يَبْقَى بَيْتُ مَدَرٍ وَ لا وَبَرٍ إِلاَّ وَ أَدْخَلَهُ الظَّلَمَةُ تَرْحَةً، وَ أَوْلَجُوا فِيهِ نِقْمَةً. فَيَوْمَئِذٍ لا يَبْقَى لَهُمْ فِي السَّمَاءِ عَاذِرٌ، وَ لا فِي الْأَرْضِ نَاصِرٌ. أَصْفَيْتُمْ بِالْأَمْرِ غَيْرَ أَهْلِهِ، وَ أَوْرَدْتُمُوهُ غَيْرَ مَوْرِدِهِ، وَ سَيَنْتَقِمُ آللهُ مِمَّنْ ظَلَمَ، مَأْکَلا بِمَأْکَلٍ، وَ مَشْرَبآ بِمَشْرَبٍ، مِنْ مَطَاعِمِ آلْعَلْقَمِ، وَ مَشَارِبِ الصَّبِرِ وَ آلْمَقِرِ، وَ لِبَاسِ شِعَارِ آلْخَوْف، وَ دِثَارِ آلسَّيْفِ. وَ إِنَّمَا هُمْ مَطَايَا آلْخَطِيئَاتِ وَ زَوَامِلُ آلاْثَامِ. فَأُقْسِمُ، ثُمَّ أُقْسِمُ، لَتَنْخَمَنَّهَا أُمَيَّةُ مِنْ بَعْدِي کَمَا تُلْفَظُ النُّخَامَةُ، ثُمَّ لا تَذُوقُهَا وَ لا تَطْعَمُ بِطَعْمِهَا أَبَدآ مَا کَرَّ آلْجَدِيدَانِ!
…Bu zamanda, zalimlerin dertlendirmediği, işkencelerin zulmünün girmediği, kerpiçten yapılmış yahut kilimden kurulmuş hiçbir ev ve çadır kalmaz. Ama o günde (hesap gününde) ise zalimler için ne gökte şefaat dileyen, ne de yerde yardımcılar kalır. İşte ehli olmayanı seçtiniz; işi kaynağından başka yere götürdünüz. Allah’ın yiyeceklerini zakkum, içeceklerini zehir ve acı kılarak lokmaya karşılık lokmayla, yuduma karşılık yudumla zalimlerden intikam alması pek yakındır. İçerden korkuyu, dışardan ise kılıcı onlara hâkim kılacak. Onlar suçları yüklenmiş merkepler, günahları taşıyan develerdir.
Yemin üstüne yemin ederim, Ümeyyeoğulları benden sonra bu devleti, balgamı ağızlarından atar gibi atacaklar. Zaman ilerledikçe, gece gündüzü kovaladıkça onu bir daha ebediyen tadamayacaklardır.
(Bu hutbeden:)
Bu sırada kerpiçten yapılmış, yahut kilimden kurulmuş hiçbir ev, hiçbir otağ kalmaz ki oraya, zâlimlerin derdi, gussası girmesin; orada onların kötülüğü, zahmeti olmasın. O gün, zâlimler için ne gökte bir yardımcı kalır, ne yeryüzünde. İşe ehil olmayanı seçtiniz, o işi, su içilmesi gereken yerden başka bir yere götürdünüz. Pek yakındır Allah’ın, bir lokmaya karşılık bir lokmayla, bir yudum suya karşılık bir yudum suyla zulmedenden öç alması.
O zâlimler bana zehir yedirdiler, zehir içirdiler; buna karşılıkta bulunacak ve onlara üst libâsı olarak korkuyu giydirecek, alt libâsı olarak azâba bürüyecek onları. Onlar, suçları yüklenmiş merkepler, günahları taşıyan hayvanlardır. And içerim, gene de and içerim ki Umeyyeoğulları, bu devleti benden sonra balgam gibi ağızlarından atacaklardır; geceler gündüzleri, gündüzler geceleri kovaladıkça da bir daha onu tadamayacaklardır.