وَ مِنَ الْکَلَام لَه (عليه السلام)
خَاطَبَ بِهِ أهْلَ الْبَصْرَةِ عَلى جِهَةِ اقْتِصَاصِ الْمَلاحِمِ
Basra halkına hitab etmekte ve gelecekten haber vermektedir:
Basralılara savaşı hikâye yollu öğüt vererek buyurdular ki:
فَمَنِ آسْتَطَاعَ عِنْدَ ذلِکَ أَنْ يَعْتَقِلَ نَفْسَهُ عَلَى آللهِ، عَزَّ وَجَلَّ، فَلْيَفْعَلْ. فَإِنْ أَطَعْتُمُونِي فَإِنِّي حَامِلُکُمْ إِنْ شَاءَ آللهُ عَلَى سَبِيلِ آلْجَنَّةِ، وَ إِنْ کَانَ ذَا مَشَقَّةٍ شَدِيدَةٍ وَ مَذَاقَةٍ مَرِيرَةٍ.
وَ أَمَّا فُلانَةُ فَأَدْرَکَهَا رَأْيُ آلنِّسَاءِ، وَ ضِغْنٌ غَلا فِي صَدْرِهَا کَمِرْجَلِ آلْقَيْنِ، وَ لَوْ دُعِيَتْ لِتَنَالَ مِنْ غَيْرِي مَا أَتَتْ إِلَىَّ، لَمْ تَفْعَلْ. وَ لَهَا بَعْدُ حُرْمَتُهَا اَلْأُولَى، وَ آلْحِسَابُ عَلَى آللهِ تَعَالى.
O zaman (fitneler zamanında) kendini aziz ve yüce olan Allah’a vermeye güç yetiren, öyle yapsın. Eğer bana itaat ederseniz Allah’ın izniyle meşakkatli ve acılarla dolu da olsa bile, sizi cennet yoluna götürürüm.
Ama o kadın ise, kadınların reylerine kapıldı, gönlündeki kin boyuna kaynayan demirci kazanı gibi kaynamaktadır.
Bana yaptığını bir başkasına yapması istense yapmazdı. Yine de ben ona önceki gibi hürmet ederim. Hesap, yüce Allah’a aittir.
Bu fitnelerde gücü yeten, kendisini üstün ve ulu Allah’a versin, ona bağlansın. Bana itâat ederseniz, ben sizin yükünüzü yüklenmişimdir; Allah izin verirse cennet yoluna götürürüm sizi; isterse o yol çetin meşakkatlerle dolu olsun, tadı acı bulunsun. Ama o kadın, kadınların reyine sâhiptir; gönlündeki kin, boyuna kaynayıp duran bir kazan gibi kaynamaktadır. Bana yaptıklarını, bir başkasına yapması teklîf edilse de yapmaz, böyle olmakla beraber gene de ben ona, bundan önceki saygım gibi saygı beslerim; sorusuysa yüce Allah’a aittir.
منه: سَبِيلٌ أَبْلَجُ آلْمِنْهَاجِ، أَنْوَرُ السِّرَاجِ. فَبِالْإِيمَانِ يُسْتَدَلُّ عَلَى الصَّالِحَاتِ، وَ بِالصَّالِحَاتِ يُسْتَدَلُّ عَلَى الْإِيمَانِ وَ بِالْإِيمَانِ يُعْمَرُ آلْعِلْمُ، وَ بِالْعِلْمِ يُرْهَبُ آلْمَوْتُ، وَ بِالْمَوْتِ تُخْتَمُ الدُّنْيَا، وَ بِالدُّنْيَا تُحْرَزُ آلاْخِرَةُ، وَ بِالْقِيَامَةِ تُزْلَفُ آلْجَنَّةُ، (وَ تُبَرَّزُ آلْجَحِيمُ لِلْغَاوِينَ). وَ إِنَّ آلْخَلْقَ لا مَقْصَرَ لَهُمْ عَنِ آلْقِيَامَةِ، مُرْقِلِينَ فِي مِضْمَارِهَا إِلَى آلْغَايَةِ آلْقُصْوَى.
(İslâmî) Yol, apaçık bir yol ve apaydın bir meşaledir. Salih amel imana; iman, salih amellere delalet eder. İlim, imanla yaşatılır. İlimle, ölümden korkulur. Dünya ölümle biter. Ahiret, dünya ile kazanılır. Kıyametle cennete yaklaşılır ve Cehennem azgınlara zahir olur. Halk için Kıyamet dışında dur durak yoktur; telaş içinde varacakları o son noktaya doğru koşuştururlar.
(Bu hutbeden):
İman yolu apaçıktır, apaydındır. îmanla temiz işler anlaşılır; temiz işler de îmâna delâlet eder. İmanla ilim mâmûr olur; ilimle ölümden korkulur, ölümle dünya biter; dünyada âhiret kazanılır. Halkın durağı değildir kıyâmet; kıyâmetten sonra koşup durur halk, varacağı yere varır nihâyet.
منه: قَدْ شَخَصُوا مِنْ مُسْتَقَرِّ الْأَجْدَاثِ، وَ صَارُوا إِلَى مَصَائِرِ آلْغَايَاتِ. لِکُلِّ دَارٍ أَهْلُهَا لا يَسْتَبْدِلُونَ بِهَا وَ لا يُنْقَلُونَ عَنْهَا.
وَ إِنَّ الْأَمْرَ بِالْمَعْرُوفِ، وَ آلنَّهْيَ عَنِ آلْمُنْکَرِ، لَخُلُقَانِ مِنْ خُلُقِ آللهِ سُبْحَانَهُ؛ وَ إِنَّهُمَا لا يُقَرِّبَانِ مِنْ أَجَلٍ، وَ لا يَنْقُصَانِ مِنْ رِزْقٍ. وَ عَلَيْکُمْ بِکِتَابِ آللهِ، «فَإِنَّهُ آلْحَبْلُ آلْمَتِينُ، وَ النُّورُ آلْمُبِينُ»، وَ الشِّفَاءُ النَّافِعُ، وَ الرِّيُّ آلنَّاقِعُ، وَ آلْعِصْمَةُ لِلْمُتَمَسِّکِ، وَ النَّجَاةُ لِلْمُتَعَلِّقِ. لا يَعْوَجُّ فَيُقَامَ، وَ لا يَزِيغُ فَيُسْتَعْتَبَ، «وَ لا تُخْلِقُهُ کَثْرَةُ الرَّدِّ»، وَ وُلُوجُ آلسَّمْعِ. «مَنْ قَالَ بِهِ صَدَقَ، وَ مَنْ عَمِلَ بِهِ سَبَقَ».
…Halk kabirlerinden çıkıp varacakları son noktaya varırlar. Her evin (cennet ve cehennemin) bir ehli vardır; değiştirilmez ve başka bir yere nakledilmezler.
Marufu emredip, münkerden nehyetmek Allah’ın huylarından iki huydur; bunlar ne kimseye ecelini yaklaştırır, ne de hiçbir rızkını azaltır. Tutunulacak sağlam bir ip, aydınlatıcı bir nur, şifalı bir kaynak, susamışların susuzluğunu gideren, ona sarılıp tutanı koruyan ve asılanı kurtaran Allah’ın kitabına sarılın. Eğrilmediği için düzeltilmesi, sapmadığı için özür dilemesi gerekmez. Çok okunmaktan, çok dinlenmekten yıpranmaz. Onunla konuşan doğru konuşur; onunla amel eden kazanır.
(Gene hu hutbeden):
Halk kıyâmet arasına çıkar, oradan da sonu nereye varacaksa ağar. Her yerin ehli var, yeri değiştirilmez, varılan yerden göçülmez. Gerçekten iyiliği buyurmak, kötülüğe engel olmak, Allah huylarından iki huydur ki bunlar, ne kimseye ecelini yaklaştırır, ne kimsenin rızkını azaltır. Allah’ın Kitâbına sarılın; sağlam ip, apaçık ışık, fayda veren şifâ, susuzları kandıran su odur. Odur yaşayana temizlik veren, odur sarılana kurtuluş ihsan eden. Eğrilmez ki düzeltilmeye muhtaç olsun; eğilmez ki halkı yorsun. Dillerde çok okunmaktan, kulaklarla çok dinlenmekten yıpranmaz. Onunla söz söyleyen doğru söyler, onunla amel eden yürür gider, öne geçer.
و قامم اليه رجل فقال: يا أميرالمؤمنين، أخبرنا عن الفتنة، و هل سألت رسول الله (صلي الله عليه و آله) عنها؟ فقال (عليه السلام):
إِنَّهُ لَمَّا أَنْزَلَ آللهُ سُبْحَانَهُ، قَوْلَهُ: (الم * أَحَسِبَ النَّاسُ أَنْ يُتْرَکُوا أَنْ يَقُولُوا آمَنَّا وَ هُمْ لا يُفْتَنُونَ) عَلِمْتُ أَنَّ آلْفِتْنَةَ لا تَنْزِلُ بِنَا وَ رَسُولُ آللهِ9 بَيْنَ أَظْهُرِنَا. فَقُلْتُ: يَا رَسُولَ اللهِ، مَا هذِهِ آلْفِتْنَةُ الَّتِي أَخْبَرَکَ آللهُ تَعَالَى بِهَا؟ فَقَالَ: «يَا عَلِيُّ، إِنَّ أُمَّتِي سَيُفْتَنُونَ مِنْ بَعْدِي»، فَقُلْتُ: يَا رَسُولَ آللهِ، أَوَ لَيْسَ قَدْ قُلْتَ لِي يَوْمَ أُحُدٍ حَيْثُ آسْتُشْهِدَ مَنِ آسْتُشْهِدَ مِنَ آلْمُسْلِمِينَ، وَ حِيزَتْ عَنِّي آلشَّهَادَةُ، فَشَقَّ ذلِکَ عَلَيَّ، فَقُلْتَ لِي: «أَبْشِرْ، فَإِنَّ الشَّهَادَةَ مِنْ وَرَائِکَ؟» فَقَالَ لِي: «إِنَّ ذلِکَ لَکَذلِکَ، فَکَيْفَ صَبْرُکَ إِذَنْ؟» فَقُلْتُ: يَا رَسُولَ آللهِ، لَيسَ هذَا مِنْ مَوَاطِنِ الصَّبْرِ، وَ لکِنْ مِنْ مَوَاطِنِ الْبُشْرى وَ آلشُّکْرِ.
Birisi kalkıp, “Ey müminlerin emiri, bize fitneden haber ver; Resulullah’a bunu sordun mu?” dedi. Bunun üzerine Hz. Ali şöyle buyurdu:
Noksan sıfatlarından münezzeh olan Allah katından “Elif, Lam Mim. İnsanlar inandık demekle sınanmadan bırakılıvereceklerini mi sanıyorlar!”1 ayeti indiğinde anladım ki, Resulullah (s.a.a) aramızdayken bize fitne inmez. “Ey Allah’ın Resulü, Allah’ın bu ayetle sana haber verdiği fitne nedir?” dedim. “Ey Ali, ümmetim benden sonra fitneye düşecektir.” dedi. “Ya Resulullah, Uhud günü Müslümanlardan bir grup şehit olmuş, bense şahadete erişememiştim ve bu bana pek ağır gelmişti de, ‘Müjdelerim seni, şahadet arkandadır.’ dememiş miydin?” diye sordum. “Evet dediğin gibidir! O zaman nasıl sabredeceksin?” deyince de, ben “Ey Allah’ın Resulü, bu sabır yeri değil; müjde ve şükür yeridir.” dedim.
…
1- Rum/1-2
Birisi kalkıp, ey Emir’el-Müminin, bize fitneden haber ver; Allah’ın salâtı O’na ve soyuna olsun, Rasû- lullâh’a bunu sordun mu dedi. Hazret buyurdular ki:
Noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah, katından “Elif Lâm Mîm, insanlar sanırlar mı ki inandık derler de öylece bırakılıverirler ve sınanmazlar onlar” âyeti inince (29; Ankebût, 1- 2) bildim ki Rasûlullah aramızdayken fitne inmez bize. Yâ Rasûlallah dedim. Allah Teâla’nın sana haber verdiği bu fitne
nedir, Buyurdu ki: Ya Ali, ümmetim benden sonra fitneye düşer. Ben, Yâ Rasûlallah dedim, Uhud günü, Müslümanlardan şehit olanlar oldu; bense şehâdete erişemedim; bana bu, pek ağır geldi; müjdelerim seni, şehâdet bundan sonra nasip olacak sana buyurmuştun; bu mudur fitne? Rasûlullah, evet buyurdu, bu böyledir; o vakit nasıl sabredeceksin? Ben Yâ Rasûlallah dedim, bu durak sabır duraklarından değil, müjde duraklarından,
وَ قَالَ: «يَا عَلِيُّ، إِنَّ آلْقَوْمَ سَيُفْتَنُونَ بِأَمْوَالِهِمْ، وَ يَمُنُّونَ بِدِينِهِمْ عَلَى رَبِّهِمْ، وَ يَتَمَنَّوْنَ رَحْمَتَهُ، وَ يَأْمَنُونَ سَطْوَتَهُ، وَ يَسْتَحِلُّونَ حَرَامَهُ بِالشُّبُهَاتِ آلْکَاذِبَةِ، وَ الْأَهْوَاءِ آلسَّاهِيَةِ، فَيَسْتَحِلُّونَ آلْخَمْرَ بِالنَّبِيذِ، وَ السُّحْتَ بِالْهَدِيَّةِ، وَ الرِّبَا بِالْبَيْعِ» قُلْتُ: يَا رَسُولَ آللهِ، فَبِأَىِّ آلْمَنَازِلِ أُنْزِلُهُمْ عِنْدَ ذلِکَ؟ أَبِمَنْزِلَةِ رِدَّةِ، أَمْ بِمَنْزِلَةِ فِتْنَةِ؟ فَقَالَ: «بِمَنْزِلَةِ فِتْنَةِ».
O da,”Ey Ali! Bu kavim mallarıyla aldanacak, dinleriyle Rablerine minnet etmeye kalkışacak, rahmetini dileyecek, azabından emin olacak. Haramını yalancı şüpheler ve gaflete düşürücü isteklerle helal kılarlar. Böylece içkiye nebiz (şıra), rüşvete hediye, faize alışveriş adını takarak helal sayarlar.” buyurdu. “Ey Allah’ın Resulü, bu çağda onları hangi konağa indireyim? Dinden dönmüş mü sayayım; fitneye düşmüş mü sayayım?” dedim. O da, “Fitneye düşmüş kabul et.” buyurdu.
Rasûlullah, Yâ Ali buyurdu, kavim, mallarıyla fitneye, sınanmaya düşecek, dinleriyle Rablerine minnet etmeye kalkışacak; rahmetini dileyecekler, fakat
azâbından emin olacaklar, bize azâp etmez diyecekler. Harâmını, yalancı şüphelerle unutturucu dileklerle helâl sayacaklar; içkiye nebiz adını takıp helâl bilecekler, rüşvete hediye, faize alış-veriş adını takacaklar. Ben, Yâ Rasûlallah dedim; bu çağda hangi konağa indireyim onları, ne sayayım onları? Dinden dönmüş mü sayayım, sınanmaya düşmüş mü? Buyurdular ki: sınanmaya düşmüş say.