وَمِن کَلامٍ لَهُ عَليهِ السَّلامُ
المَعْرُوفِ فِي غَيْرِ أهْلِهِ
Hakkı olmayana iyilik etmek hususunda:
وَلَيْسَ لِوَاضِعِ الْمَعْرُوفِ فِي غَيْرِ حَقِّهِ، وَعِنْدَ غَيْرِ أَهْلِهِ، مِنَ الْحَظِّ فِيمَا أَتى إلاَّ مَحْمَدَةُ اللِّئَامِ، وَثَنَاءُ الاَْشْرَارِ، وَمَقَالَةُ الْجُهَّالِ، مَادَامَ مُنْعِماً عَلَيْهِمْ: مَا أَجْوَدَ يَدَهُ! وَهُوَ عَنْ ذَاتِ اللهِ بَخِيلٌ!
Uygun olmayan yerde ve ehli olmayan kimseye iyilik eden kişinin nasibi, ancak aşağılık, şerli ve cahillerin övgüleridir. Bu övgü onlara iyilik ettiği müddetçe devam eder. Ne kadar da cömert bir eli var (derler, oysaki) o, Allah hakkında cimridir.
Hayır ve ihsan lâyık olmayana, ehil bulunmayana bezle-denin, o hayırdan o ihsandan nasîbi, ancak aşağılık kişilerin övgüsü, kötülerin sevgisi, bilgisizlerin sözleridir; onlara ihsan ettikçe, gerçekte eli açık sayılmaz, hiçbir şey vermemiştir; Allah yolunda nekes sayılır.
فَمَنْ آتَاهُ اللَّهُ مَالاً فَلْيَصِلْ بِهِ الْقَرَابَةَ، وَلْيُحْسِنْ مِنْهُ الضِّيَافَةَ، وَلْيَفُکَّ بِهِ الْأَسِيرَ وَالْعَانِيَ، وَلْيُعْطِ مِنْهُ الْفَقِيرَ وَالْغَارِمَ، وَلْيَصْبِرْ نَفْسَهُ عَلَى الْحُقُوقِ وَالنَّوَائِبِ، ابْتِغَاءَ الثَّوَابِ؛ فَإنَّ فَوْزاً بِهذِهِ الْخِصَالِ شَرَفُ مَکَارِمِ الدُّنْيَا، وَدَرْکُ فَضَائِلِ الاْخِرَةِ؛ إنْ شَاءَ اللَّهُ.
Allah’ın mal verdiği kimse, sevap kazanmak için onunla yakınlarına sahip çıksın, misafirlere ihsanda bulunsun esirleri hürriyete kavuştursun, yoksullara ve borçlulara ihsanda bulunsun ve haklara riayet edip musibetler karşısında sabretsin. Bu huyları kazanmak; dünyanın şerefini ve yüceliğini elde etmek ve ahiret faziletlerine erişmektir inşallah.
Allah kime mal-mülk verdiyse, önce yakınlarına vermesi, konukları doyurması, tutsakları hürriyete kavuşturması, yoksullara, borçlulara ihsan etmesi, hakları vermek, kötülüklerden korunmak, sevap, elde etmek için dayanıp direnmesi gerekir. Bu huyları elde ediş, Allah dilerse, dünya ululuklarının yücelerini elde etmektir, âhiret üstünlüklerine ermektir.