وَمِن کَلامٍ لَهُ عَليهِ السَّلامُ
فِي شَأْنِ طَلْحَةَ وَالزُّبَيْرِ وَفِي البَيْعَةِ لَهُ
Talha ve Zübeyr’in biati hakkında şöyle buyurmuştur:
Cemel’den önce Talha ve Zübeyr hakkında
وَاللهِ مَا أَنْکَرُوا عَلَيَّ مَنْکَراً، وَلا جَعَلُوا بَيْنِي وَبيْنَهُمْ نِصْفاً. وَإنَّهُمْ لَيَطْلُبُونَ حَقًّا هُمْ تَرَکُوهُ، وَدَماً هُمْ سَفَکُوهُ، فَإنْ کُنْتُ شَرِيکَهُمْ فِيهِ، فَإنَّ لَهُمْ نَصِيبَهُمْ مِنْهُ، وَإنْ کَانُوا وَلُوهُ دُونِي فَمَا الطَّلِبَةُ إلاَّ قِبَلَهُمْ. وَإنَّ أَوَّلَ عَدْلِهِمْ لَلْحُکْمُ عَلَى أَنْفُسِهِمْ. إنَّ مَعِي لَبَصِيرَتِي مَا لَبَسْتُ وَلا لُبِسَ عَلَيَّ. وَإنَّهَا لَلْفِئَةُ الْبَاغِيَةُ فِيهَا الْحَمَأُ وَالْحُمَّةُ، وَالشُّبْهَةُ الْمُغْدِفَةُ؛ وَإنَّ الْأَمْرَ لَوَاضِحٌ؛ وَقَدْ زَاحَ الْبَاطِلُ عَنْ نِصَابِهِ، وَانْقَطَعَ لِسَانُهُ عَنْ شَغَبِهِ. وَايْمُ اللهِ لَأُفْرِطَنَّ لَهُمْ حَوْضاً أَنَا مَاتِحُهُ، لا يَصْدُرُونَ عَنْهُ بِرِيٍّ، وَلايَعُبُّونَ بَعْدَهُ فِي حَسْيٍ!
Allah’a andolsun beni, üzerimdeki bir münker yüzünden inkâr etmediler; kendileriyle benim aramda insaflı da davranmadılar. Onlar benden kendilerinin terk ettiği hakkı ve kendilerinin akıttıkları kanı istiyorlar. Eğer o işte onlarla ortaksam, onda onların da payı var. Sadece kendileri bu kanı döktüyse, kendileri sorgulanması gerekir. Adaletlerini ilk uygulamaları, kendileri aleyhinde hükmetmeleri olmalıdır. Şüphesiz basiretim benimledir; ne şüpheye düştüm, ne de şüpheye düşürüldüm. Onlar isyan eden; içlerinde siyah fitne çamuru, ısırıcı akrep zehiri ve karanlık şüpheler bulunan bir topluluktur.
Oysa iş açıktır; batılın kötülüğü uzaklaşmış, bozgunculuk edenin dili kesilmiştir. Allah’a yemin olsun, onlara suyunu sadece kendimin çekeceği, hiçbirinin suya kanmayacağı ve başka bir yerden su içemeyeceği bir havuz dolduracağım.
Vallahi benden sâdır olan bir kötülük yüzünden inkâr etmezler beni; benimle aralarında olup biten bir haksızlık yüzünden de terk eylemediler beni. Onlar kendilerinin terk ettikleri hakkı dilemekteler; kendi döktükleri kanı istemekteler. O kanda, onlarla ortaksam, onların da payı var o kanda. O kanı benden önce onlar istemeye kalkışıyorlarsa o kanın sorumluluğu asıl onlardır. Onların adalete uygun olarak ilk yapmadıkları iş, kendi aleyhlerine hükmetmeleri olabilir. Benim görüşüm yerindedir, gerçektir; ne şüpheye düştüm; ne şüpheye düşürüldüm. Ne kimse benim hakkımda şüpheye düşebilir; ne ben kimseden şüphelenirim. Onlar, ancak isyan eden bir bölüktür ki o bölükte kin vardır, haset vardır; tuttukları yol şüpheli yoldur, kapkaranlıktır.
Oysa ki iş apaçıktır; sapıklık meydandadır; bu hususta söylenecek söz de kalmamıştır. Allah’a andolsun, savaşta onların kanlarıyla bir havuz dolduracağım ki, buna gücüm de yeter; o havuzdan ne bir susuz su içip kanabilir, ne bir kimse o havuzdan tozsuz-topraksız bir yudum su eldeedebilir.
ومنه: فَأَقْبَلْتُمْ إلَيَّ إقْبَالَ الْعُوذِ الْمَطَافِيلِ عَلَى أَوْلاَدِهَا، تَقُولُونَ: الْبَيْعَةَ الْبَيْعَةَ! قَبَضْتُ کَفِّي فَبَسَطْتُمُوهَا، وَنَازَعَتْکُمْ يَدِي فَجَاذَبْتُمُوهَا. اللَّهُمَّ إنَّهُمَا قَطَعَانِي وَظَلَمَانِي، وَنَکَثَا بَيْعَتِي، وَأَلَّبَا النَّاسَ عَلَيَّ؛ فَاحْلُلْ مَا عَقَدَا، وَلاتُحْکِمْ لَهُمَا مَا أَبْرَمَا، وَأَرِهِمَا الْمَسَاءَةَ فِيمَا أَمَّلا وَعَمِلاَ. وَلَقَدِ اسْتَثَبْتُهُما قَبْلَ الْقِتَالِ، وَاسْتَأْنَيْتُ بِهمَا أَمَامَ الْوِقَاعِ، فَغَمَطَا النِّعْمَةَ، وَرَدَّا الْعَافِيَةَ.
…Çocuklarına yönelen dişi develer gibi bana yöneldiniz, “biat biat!” diye bağrıştınız. Ben elimi yumdum siz açtınız; ben elimi çektim, siz de çekip durdunuz. Allah’ım bu iki kişi (Talha ve Zübeyr) benden koptular, bana zulmettiler, biatimi bozup halkı aleyhime kışkırttılar. Düğmelerini çöz; istedikleri,
yaptıkları şeylerdeki kötülüğü onlara göster. Savaştan önce tövbe edip biatlerine dönmelerini bekledim, mühlet verdim; onlarsa nimeti teptiler, afiyeti hor gördüler.
(Aynı hutbeden):
Doğum ânı gelmiş kadınların çocuklarını beklemeleri gibi başıma üşüştünüz de biat diye bağrıştınız. Ben elimi yumup çektikçe siz tuttunuz, açtınız. Elim, sizinle savaşa girişti âdetâ siz onu çekip durdunuz. Allah’ın, bu iki kişi, yakınlık bağlarını kestiler; bana zulmettiler; biatimi inkâr ettiler; halkı aleyhime kışkırttılar. Bağladıklarını sen çöz; düğümlediklerini sen gevşet; umdukları, yaptıkları şeydeki kötülüğü sen göster onlara. Savaştan önce tövbe etmelerini bekledim; nimeti hor gördüler, esenliğiteptiler.