وَمِن کَلامٍ لَهُ عَليهِ السَّلامُ
وَقَدْ وَقَعَتْ مُشَاجَرَةٌ بَيْنَهُ وَبَيْنَ عُثْمَانَ فَقالَ الْمُغِيرَةُ بْنُ الاْخْنَسِ لِعُثْمانَ: أنَا أکْفِيکَهُ، فقالَ عليٌ (عليه السلام) لِلْمُغِيرَةِ:
يَابْنَ اللَّعِينِ الْأَبْتَرِ، وَالشَّجَرَةِ الَّتي لا أَصْلَ لَهَا وَلا فَرْعَ، أَنْتَ تَکْفِينِي؟ فَواللهِ مَا أَعَزَّ اللَّهُ مَنْ أَنْتَ نَاصِرُهُ، وَلا قَامَ مَنْ أَنْتَ مُنْهِضُهُ. آخْرُجْ عَنَّا أَبْعَدَ اللَّهُ نَوَاکَ، ثُمَّ ابْلُغْ جَهْدَکَ، فَلا أَبْقَى اللَّهُ عَلَيْکَ إنْ أَبْقَيْتَ!
Osman ile tartıştıklarında Muğire b. Ahnes, Osman’a: “Ben, onun hakkından gelirim.”deyince bunun üzerine Hz. Ali şöyle buyurdu:
Ey lanetlenmiş; dalı, kökü olmayan soysuzun oğlu! Sen mi benim hakkımdan geleceksin!
Allah’a andolsun Allah, senin yardımcısı olduğun kimseye galibiyet vermez, senin ayağa kaldırdığın kimseyi ayakta tutmaz. Yıkıl git karşımızdan! Allah hayrı senden uzak etsin! O hâlde dilediğini yap. Eğer istediğini yapmazsan Allah seni sağ koymasın!
Osman’la aralarında bir ağız kavgası olmuş, Mugıyre b. Ahnes, Osman’a, sen onun işini bana bırak demişti. Hazret ona buyurdular ki:
Ey lânetlenmiş, hayırsız, köksüz, dalsız kişinin oğlu, ey kendinden de hayır gelmez, soyu da kesilir, üremez kişinin oğlu, benim işimi sen mi bitireceksin? Allah’a andolsun ki Allah, yardımcısı sen olanı üstün etmez; senin kaldırdığın kişiyi ayakta tutmaz. Yıkıl git yanımızdan Allah seni ırağ etsin; dilediğin yere git; elinden geleni ardına koyma; dilediğin kötülüğü yapmaktan geri kalırsan Allah seni sağkomasın.1
…
1 – Mugıyra b. Ahnes, Osman’ın taraftarlarındandı. Osman’ın evine girmek isteyenlere beş yüz kölesiyle karşı durmaya çalışıyordu; başları Mervan’dı. Mugıyra, Saîd b. Âs’la gelenlere saldırdı. Mervan da hücum edenler arasındaydı. Bedir’de, yahut Handak’ta bulunan, ondan sonraki gazvelerin hepsinde hazır olan Rıfâa b. Râfi’il-Ansârî, Mervan’ın boynuna bir kılıç vurdu; Mervan yere düştü; öldü sanıp bıraktı. Kadının biri alıp onu götürdü. Bu kılıç yarası yüzünden Mervan’ın boynu, ölünceye dek eğri kalmıştır. Mugıyra b. Ahnes de hücum edenlerle beraber saldırmıştı. Rıfâa, onu bir kılıçla dâr-ı mücâazata gönderdi. Osman’ın evine girilinceye dek o gün şiddetli bir savaş olmuştu ki o güne, “Ev günü” anlamına, “Yevm’üdDâr” dendi ve çetin savaşlar, o günkü savaşa benzetilir oldu (Keşf’ül-Bünyan; s.418 ve devamı Rıfâa için “Tenkıh’ul-Mukaal”e bakınız, 1, 432).