وَ مِن خُطبَةٍ لَهُ عَليهِ السَّلامُ
فِي ذِکْرِ المَکَاييلِ و المَوَازينِ
Hz. Ali bu hutbesinde insanlara öğüt vermektedir:
عِبَادَ اللهِ، إنَّکُمْ ـ وَمَا تَأْمُلُونَ مِنْ هذِهِ الدُّنْيَا ـ أَثْوِيَاءُ مُوَجَّلُونَ، وَمَدِينُونَ مُقْتَضَوْنَ: أَجَلٌ مَنْقُوصٌ، وَعَمَلٌ مَحْفُوظٌ. فَرُبَّ دَائِبٍ مُضَيَّعٌ، وَرُبَّ کَادِحٍ خَاسِرٌ. وَقَدْ أَصْبَحْتُمْ فِي زَمَنٍ لا يَزْدَادُ الْخَيْرُ فِيهِ إلاَّ إدْبَاراً، وَلا الشَّرُّ فِيهِ إلاَّ إقْبَالاً، وَلا الشَّيْطَانُ فِي هَلاَکِ النَّاسِ إلاَّ طَمَعاً. فَهذَا أَوَانٌ قَوِيَتْ عُدَّتُهُ، وَعَمَّتْ مَکِيدَتُهُ، وَأَمْکَنَتْ فَرِيسَتُهُ. اضْرِبْ بِطَرْفِکَ حَيْثُ شِئْتَ مِنَ النَّاسِ، فَهَلْ تُبْصِرُ إلاَّ فَقِيراً يُکَابِدُ فَقْراً، أَوْ غَنِيًّا بَدَّلَ نِعْمَةَ اللهِ کُفْراً، أَوْ بَخِيلاً اتَّخَذَ الْبُخْلَ بِحَقِّ اللهِ وَفْراً، أَوْ مُتَمَرِّداً کَأَنَّ بِأذُنِهِ عَنْ سَمْعِ الْمَوَاعِظِ وَقْراً!
Ey Allah’ın kulları! Siz ve bu dünyadaki arzularınız eceli belli olan yerde konaklayanlar veya ödeme zamanı geldiğinden alacaklıları alacağını istemeye gelmiş borçlularsınız. Ömrünüz tükeniyor, yaptıklarınız yazılıp sayılıyor. Nice çaba gösterenler kaybetmiş ve nice zahmet çekenler zarar etmişlerdir. Hayrın yüz çevirip uzaklaştığı, şerrin yönelip yaklaştığı, şeytanın da insanları helak etmeyi umduğu bir devirde yaşıyorsunuz. Şeytan kuvvetlenmiş, ordusu çoğalmış, düzeni her yana yayılıp etrafınızı kuşatmış avlaması kolaylaşmıştır. Çevrendeki insanlardan dilediğine bak; yoksulluk içinde kıvranan fakirden, küfrü Allah’ın nimetiyle değişmiş zenginden, malını çoğaltmak için Allah’ın hakkını vermeyen cimriden, kulağını öğütlere sağır eden azgın inatçıdan başkasını görebilir misin?
Allah kulları, ne umuyorsunuz şu dünyadan? Bu evde konuksunuz bir vakit için, borçlusunuz, istenecek sizden o borç. Ömürleriniz sona ermede; yaptıklarınız yazılıp bilinmede. Nice kişi vardır ki işi düzene koymaya çalışır; oysa elden yiter o iş. Nice zahmet çeken vardır; sonunda bozulur gider o iş. Öyle bir zamandasınız ki hayır geri kalmada, şer çoğalıp durmada; şeytansa insanları helâk etmeyi ummada. bir zaman ki şeytan kuvvetlenmiş, düzeni her yanı tutmuş, kolaylaşıp gitmiş. Dilediğin tarafa bak; yoksulluğa düşmüş fakirden, Allah’ın nimetini küfre değişmiş zenginden, Allah’a ait hakları, malını
çoğaltmak için sakınan nekesten, kulağı öğütlere sağır olmuş inatçıdan başka bir kimseyi görebilir misin?
أَيْنَ أَخْيَارُکُمْ وَصُلَحَاوُکُمْ! وَأَيْنَ أَحْرَارُکُمْ وَسُمَحَاوُکُمْ! وَأَيْنَ الْمُتَوَرِّعُونَ فِي مَکَاسِبِهِمْ، وَالْمُتَنَزِّهُونَ فِي مَذَاهِبِهمْ! أَلَيْسَ قَدْ ظَعَنُوا جَمِيعاً عَنْ هذِهِ الدُّنْيَا الدَّنِيَّةِ، وَالْعَاجِلَةِ الْمُنَغِّصَةِ، وَهَلْ خُلِقْتُمْ إلاَّ فِي حُثَالَةٍ لا تَلْتَقِي إلاَّ بِذَمِّهِمُ الشَّفَتَانِ، اسْتِصْغَاراً لِقَدْرِهِمْ، وَذَهَاباً عَنْ ذِکْرِهِمْ! فَـ (إنَّا للهِ وَإنَّا إلَيْهِ رَاجِعُونَ!) (ظَهَرَ الْفَسَادُ)، فَلا مُنْکِرٌ مُغَيِّرٌ، وَلا زَاجرٌ مُزْدَجِرٌ. أَفَبِهذَا تُرِيدُونَ أَنْ تُجَاوِرُوا اللهَ فِي دَارِ قُدْسِهِ، وَتَکُونُوا أَعَزَّ أَوْلِيَائِهِ عِنْدَهُ؟ هَيْهَاتَ! لا يُخْدَعُ اللَّهُ عَنْ جَنَّتِهِ، وَلا تُنَالُ مَرْضَاتُهُ إلاَّ بِطَاعَتِهِ. لَعَنَ اللَّهُ الاْمِرِينَ بِالْمَعْرُوفِ التّارِکِينَ لَهُ، وَالنَّاهِينَ عَنِ الْمُنْکَرِ الْعَامِلِينَ بِهِ!
Nerede iyileriniz, salihleriniz? Nerede hürleriniz, cömertleriniz? Nerede, kazançlarında titiz davranıp sakınanlarınız, dinlerinden kötülük ve günahı giderenleriniz? Hepsi şu çabucak geçen, meşakkatle yaşanan bayağı dünyayı terk edip gitmedi mi? Dudakların; küçük görülsün ve unutulsunlar diye haklarında sadece kötülemek için kıpırdadığı en kötü/aşağılık insanlar olarak mı yaratıldınız? O hâlde, “İnna lillah ve inna ileyhi raciun”1 demek gerekir.
Fesat yaygınlaştı, onu değiştiren, inkâr eden ve önleyen yok. Bu hâlinizle mi Allah’ın mukaddes yurdunda Allah’a komşu ve en değerli dostları olmayı umuyorsunuz? Hayır olmaz! Hile yapıp aldatarak Allah’ın cennetine giremezsiniz, itaat etmeden hoşnutluğuna eremezsiniz. Marufu emredip kendisi terk edene, kendisi işlediği hâlde münkerden nehyetmeye kalkışana Allah lanet etsin!
…
1- “Biz Allah’tan geldik ve yine O’na döneceğiz!” Bakara/156
Nerede hürleriniz? Nerede temiz kişileriniz? Nerede cömertleriniz? Nerede kazançlarında sakınanlarınız; yolunda yordamında temizliği güdenleriniz?
Hepsi de şu aşağılık dünyadan göçüp gitmedi mi? Şu tez geçen, dertle, elemle yaşanan âlemi terk etmedi mi? Onların zemminde hiç kimse dudağını bile oynatamaz; onları anarken baş sağlığı bile dileyemez artık.
Bozgun meydana çıktı; kötülüğü değiştiren yok. Zulüm ortalığı kapladı; kendini bile kurtaran yok. Bu işlerle mi Allah’ın tertemiz yurduna gitmeyi umuyorsunuz; onun kadri yüce dostlarından olmayı istiyorsunuz? Ne kadar da uzak. Düzenle Allah’ın cennetine girilemez; Ona itâat edilmedikçe rızası elde edilemez. Allah’a lânet etsin kendisi terk ettiği halde iyiliği buyurana; kendisi yaptığı halde kötülüğü men etmeye kalkışana.