وَمِن کَلامٍ لَهُ عَليهِ السَّلامُ
وَقَدْ جَمَعَ النَّاسَ وَحَضَّهُمْ عَلى الجِهَادِ فَسَکَتُوا مَلِيّاً
Sıffin ve Nehrevan Savaşları’ndan sonra halkı cihada davet edince onların suskunluğu karşısında şöyle buyurdu:
فقال (عليه السلام): مَا بَالُکُمْ أَمُخْرَسُونَ أَنْتُمْ؟
فقال قوم منهم: يا أميرالمومنين، إن سرت سرنا معک.
فقال (عليه السلام): مَا بَالُکُمْ! لا سُدِّدْتُمْ لِرُشْدٍ! وَلا هُدِيتُمْ لِقَصْدٍ! أَفِي مِثْلِ هذَا يَنْبَغِي لِي أَنْ أَخْرُجَ؟ وَإنَّمَا يَخْرُجُ فِي مِثْلِ هذَا رَجُلٌ مِمَّنْ أَرْضَاهُ مِنْ شُجْعَانِکُمْ وَذَوِي بَأْسِکُمْ، وَلا يَنْبَغِي لِي أَنْ أَدَعَ الْجُنْدَ وَالْمِصْرَ وَبَيْتَ الْمَالِ وَجِبَايَةَ الاَْرْضِ، وَالْقَضَاءَ بَيْنَ الْمُسْلِمِينَ، وَالنَّظَرَ فِي حُقُوقِ الْمُطَالِبِينَ، ثُمَّ أَخْرُجَ فِي کَتِيبَةٍ أَتْبَعُ أُخْرَى، أَتَقَلْقَلُ تَقَلْقُلَ الْقِدْحِ فِي الْجَفِيرِ الْفَارِغِ، وَإِنَّمَا أَنَا قُطْبُ الرَّحَا، تَدُورُ عَلَيَّ وَأَنَا بِمَکَانِي، فَإذَا فَارَقْتُهُ اسْتَحَارَ مَدَارُهَا، وَاضْطَرَبَ ثِفَالُهَا. هذَا لَعَمْرُ اللهِ الرَّأْيُ السُّوءُ.
Ne bu hâliniz? Dilsiz mi oldunuz?
Bazıları, “Ey Müminlerin Emiri! Sen hareket edersen biz de seninle hareket ederiz.” deyince de şöyle buyurdu:
Size ne oluyor? Ne doğru yola girebildiniz, ne de dilediğinizi elde ettiniz. Bu şartlarda mı savaşa çıkayım? Ancak, cesur ve kuvvetlilerinizden oluşan, razı olduğum askerle savaşa çıkabilirim. Benim orduyu, şehri, beytülmalı, yeryüzünün toplanacak haracını, Müslümanlar arasında hüküm vermeyi isteyenlerin haklarını gözetmeyi bırakıp, az bir askerle önceden gönderdiğim öbür bölüğün arkasına düşmem, boş torbada sallanan bir ok gibi ses çıkarmam doğru olmaz. Ben değirmen taşının miliyim. O benim etrafımda döner ve ben yerimde sabitim. Ben ayrılınca da rayından çıkar, değirmen taşının altındaki sofra sallanır (içindekiler etrafa saçılır.) Bu ise Allah’a andolsun kötü bir görüştür.
Halkı toplayıp savaşa sevk etmek için sözler söyle- dikleri vakit onlar, susup bir şey demeyince buyurdular ki. Ne oluyor size, dilsiz mi oldunuz? İçlerinden bir bölüğü, Yâ Emir’el-Müminin, sen gidersen biz de seninle gideriz dedi. Bunun üzerine buyurdular ki:
Ne oluyor size, nedir hâliniz? Ne doğru yola girebildiniz, ne dilediğinizi elde ettiniz. Bu kadarcık bir askerle savaşa gitmem mi gerek? Bu kadar askerle ancak yiğitlerinizden, kuvvetlilerinizden razı olduğum birisi çıkabilir. Benim orduyu, şehri, beytülmâli, yeryüzünün toplanacak haracını, Müslümanlar arasında hüküm vermeyi isteyenlerin haklarına bakıp gözetmeyi bırakıp azlık bir askerle öbür bölüğün ardına düşmem, içinde başka ok bulunmayan okluktaki ok gibi ses çıkarmam doğru olamaz. Çünkü ben, değirmenin miliyim, taş benim çevremde döner, bense durduğum yerde dururum. Yerimden ayrıldım mı, taş, boşuna ve yamru yamru döner, altındaki post ırgalanır, un etrafa saçılıp dökülür; buysa, andolsun Allah’ın bekasını kötü bir reydir.
وَاللهِ لَوْلا رَجَائِي الشَّهَادَةَ عِنْدَ لِقَائِي الْعَدُوَّ ـ وَلَوْ قَدْ حُمَّ لِي لِقَاوُهُ ـ لَقَرَّبْتُ رِکَابِي ثُمَّ شَخَصْتُ عَنْکُمْ فَلا أَطْلُبُکُمْ مَا اخْتَلَفَ جَنُوبٌ وَشَمَالٌ؛ طَعَّانِينَ عَيَّابِينَ، حَيَّادِينَ رَوَّاغِينَ. إنَّهُ لا غَنَاءَ فِي کَثْرَةِ عَدَدِکُمْ مَعَ قِلَّةِ اجْتِمَاعِ قُلُوبِکُمْ. لَقَدْ حَمَلْتُکُمْ عَلَى الطَّرِيقِ الْوَاضِحِ الَّتي لا يَهْلِکُ عَلَيْهَا إلاَّ هَالِکٌ، مَنِ اسْتَقَامَ فَإلَى الْجَنَّةِ، وَمَنْ زَلَّ فَإلَى النَّارِ!
Allah’a andolsun düşmanla karşılaşınca şehit düşmeye ümitvar olmasaydım -keşke böyle bir şahadet bana mukadder olsaydı- bineğimi yaklaştırır, biner, sonra sizden ayrılır, kuzey ve güney yelleri estikçe sizi asla aramazdım. Zira siz kınayıp ayıplayanlarsınız, doğru yoldan, birlik ve dirlikten sapanlarsınız. (Tilki gibi) kurnazlıkla davranıyorsunuz; şüphesiz gönüllerinizin birliği olmadıktan sonra sayı çokluğunuzun bir faydası yoktur. Sizleri öyle bir açık yola koydum ki onda sadece helak ehli olanlar helak olur. Kim bunu takip ederse gideceği yer cennet, kim de saparsa gideceği yer ateştir.
Andolsun Allah’a ki düşmanla karşılaşınca şehit olacağımı umsaydım, bunun bana mukadder olduğunu bilseydim bineğimi yaklaştırır, biner, sizden ayrılır, kuzey ve güney yelleri estikçe sizi aramaz, istemezdim. Siz kınayanlarsınız, ayıplayanlarsınız; doğru yoldan, birlikten, dirlikten sapanlarsınız, tilki gibi düzenle münâfıklık yolunu tutanlarsınız; gönüllerinizin birliği az olduktan sonra sayıda çok olmanızın da bir faydası yok zâten.