وَ مِنَ الْکَلَام لَه (عليه السلام) لاِبْنِهِ مُحَمَّدِ بْنِ الحَنَفِيَّةِ لَمّا أعْطَاهُ الرَّايَةَ يَوْمَ الجَمَلِ
تَزُولُ الْجِبالُ وَ لا تَزُلْ! عَضَّ عَلى ناجِذِکَ اَعِرِ اللهَ جُمْجُمَتَکَ. تِدْ فِي الاْرْضِ قَدَمَکَ. اِرْمِ بِبَصَرِکَ اَقْصَى الْقَوْمِ، وَ غُضَّ بَصَرَکَ، وَ اعْلَمْ اَنَّ النَّصْرَ مِنْ عِنْدِاللهِ سُبْحانَهُ.
Cemel Savaşı’nda sancağı verdiği oğlu Muhammed b. Hanefiyye’ye:
Dağlar yerinden ayrılsa sen yerinden ayrılma, dişini sık, başını Allah’a emanet et, ayağını yere bas ve diren, gözünü ordunun ta sonuna dik, gözünü kıs ve bil ki yardım ve zafer ancak şanı yüce olan Allah katındandır.
(Cemel savaşında, oğulları Muhammed b. Hanefiy- ye’ye bayrağı verince buyurdular ki):
Dağlar yerinden deprense deprenme; sık dişini, başım gözüm Allah’a emanet de. Bas yere ayağını, direndikçe diren. Gözünü başka yerden yum, ordunun tâ sonuna dik. Bil ki yardım, noksan sıfatlardan münezzeh Allah’tandır ancak.