الْحَمْدُ لِلهِ النَّاشِرِ فِي الْخَلْقِ فَضْلَهُ، وَ الْبَاسِطِ فِيهمْ بِالْجُودِ يَدَهُ. نَحْمَدُهُ فِي جَمِيعِ أُمُورِهِ، وَ نَسْتَعِينُهُ عَلَى رِعَايَةِ حُقُوقِهِ، وَ نَشْهَدُ أَنْ لاإِلهَ غَيْرُهُ وَأَنَّ مُحَمَّدآ عَبْدُهُ وَ رَسُولُهُ، أَرْسَلَهُ بَأَمْرِهِ صَادِعآ، وَ بَذِکْرِهِ نَاطِقآ، فَأَدَّى أَمِينآ، وَمَضَى رَشِيدآ؛ وَ خَلَّفَ فِينَا رَايَةَ الْحَقِّ، مَنْ تَقَدَّمَهَا مَرَقَ، وَ مَنْ تَخَلَّفَ عَنْهَا زَهَقَ، وَ مَنْ لَزِمَهَا لَحِقَ، دَلِيلُهَا مَکِيثُ الْکَلامِ، بَطِيءُ الْقِيَامِ، سَرِيعٌ إِذَا قَامَ، فَإِذَا أَنْتُمْ أَلَنْتُمْ لَهُ رِقَابَکُمْ، وَ أَشَرْتُمْ إِلَيْهِ بِأَصَابِعِکُمْ، جَاءَهُ الْمَوْتُ فَذَهَبَ بِهِ، فَلَبِثْتُمْ بَعْدَهُ مَا شَاءَ اللهُ حَتَّى يُطْلِعَ اللهُ لَکُمْ مَنْ يَجْمَعُکُمْ وَ يَضُمُّ نَشْرَکُمْ، فَلا تَطْمَعُوا فِي غَيْرِ مُقْبِلٍ، وَلاتَيْأَسُوا مِنْ مُدْبِرٍ، فَإِنَّ الْمُدْبِرَ عَسَى أَنْ تَزِلَّ بِهِ إِحْدَى قَائِمَتَيْهِ، وَتَثْبُتَ الأُخْرى، فَتَرْجِعَا حَتَّى تَثْبُتَا جَمِيعآ.
Hamd, fazlını halka yayan, onları cömertliği ve ihsanıyla kuşatan Allah’a mahsustur. Bütün işleri için Allah’a hamd ederiz, hakkına riayet edebilmek için yardımını umarız.
O’ndan başka ilâh olmadığına, Muhammed’in O’nun kulu ve elçisi olduğuna şahadet ederiz. Allah, emrini bildirmek, uyarısını söylemek için onu göndermiştir. O da emin olarak eda etmiş, kâmil olarak geçip gitmiş ve aramıza hak bayrağını bırakıp gitmiştir. Kim o bayraktan öne düşerse, okun yaydan fırladığı gibi dinden çıkar; kim ondan geri kalırsa, helak olur; kim de onunla birlikte olursa hakka ulaşır. Bu bayrağın kılavuzu (Peygamber’in vasileri) düşünerek konuşur; kıyam hazırlığında sabırlı, ama kıyam anında süratlidir. Siz ona boyun eğdiğinizde ve saygıyla ona işaret ettiğinizde, ölüm gelip götürür onu. Ondan sonra Allah’ın dilediği zamana kadar yaşar gidersiniz. Sonunda Allah sizi derleyip toplayan, dağınıklığınızı gideren birini gönderir.
O hâlde size yönelmeyene tamahlanmayın, her yüz çeviren için de ümitsiz olmayın. Çünkü yüz çevirenin bir ayağı kaysa bile öbürü sabit kalır. Böylece, ikisi sabitleşir (ve düşmez).
Hamd halka ihsanını yayan, onlara cömertliğiyle lütuf elini uzatan, keremlerde, ihsanlarda bulunan Allah’a. O’na ait bütün işlerde hamd ederiz O’na; O’na ait haklara riayet edebilmek için yardım dileriz O’ndan.
Şehadet ederiz ki O’ndan başka ma’bud yoktur; Muhammed onun kuludur, Rasûlüdür. Emrini kesin olarak bildirmek, zikrini söylemek için göndermiştir O’nu. O da risâleti emin olarak edâ etmiştir; gerçek ve doğru olarak gitmiştir; yerine, aramızda gerçeklik bayrağını dikmiştir. Kim o bayraktan ayrılır, ileri giderse, yaydan ok fırlar gibi dinden çıkar; kim geri kalır, altına gelmezse helâk-gider; kim o bayrağın altına gelir, gölgesine sığınırsa gerçeğe uyar. Delili de şudur: Sözü gerçektir; görür de söyler. Kalkışı ihtiyatladır; zamanında kalkar; fakat kalktı mı da tez gider; siz de ona uyar, baş eğersiniz,
onu ulular, parmaklarınızla işaret edersiniz, ona ölüm gelip çattı, onu aranızdan alıp gitti mi durun, dayanın; Allah’ın dilediği müddetçe durursunuz, fakat sonunda Allah, sizi derleyip toplayan, dağınıklığınızı giderip sizi bir araya getiren birisini izhâr eder. Size her yönelen kişiye ümit bağlamayın, sizden yüz çevireni de görüp ümitsizliğe düşmeyin. Çünkü yüz çevirenin bir ayağı kaysa bile öbür ayağını yere basar, direnir; böylece de düşmez, kaymadan durabilir.