وَفِي کَلامٍ آخَرَ لَهُ يَجْرِي هَذَا الْمَجْرَى:
فَمِنْهُمُ آلْمُنْکِرُ لِلْمُنْکَرِ بِيَدِهِ وَ لِسَانِهِ وَ قَلْبِهِ، فَذلِکَ آلْمُسْتَکْمِلُ لِخِصَالِ آلْخَيْرِ؛ وَمِنْهُمُ آلْمُنْکِرُ بِلِسَانِهِ وَ قَلْبِهِ وَ التَّارِکُ بِيَدِهِ، فَذَلِکَ مُتَمَسِّکٌ بِخَصْلَتَيْنِ مِنْ خِصَالِ آلْخَيْرِ وَ مُضَيِّعٌ خَصْلَةً؛ وَ مِنْهُمُ آلْمُنْکِرُ بِقَلْبِهِ وَالتَّارِکُ بِيَدِهِ وَلِسَانِهِ، فَذلِکَ آلَّذِي ضَيَّعَ أَشْرَفَ آلْخَصْلَتَيْنِ مِنَ الثَّلاثِ وَ تَمَسَّکَ بِوَاحِدَةٍ، وَ مِنْهُمْ تَارِکٌ لِإِنْکَارِآلْمُنْکَرِ بِلِسَانِهِ وَقَلْبِهِ وَيَدِهِ، فَذلِکَ مَيِّتُ آلْأَحْيَاءِ. وَ مَا أَعْمَالُ آلْبِرِّ کُلُّهَا وَ آلْجِهَادُ فِي سَبِيلِ آللّهِ، عِنْدَ آلْأَمْرِ بِالْمَعْرُوفِ وَالنَّهْيِ عَنِ آلْمُنْکَرِ، إِلاَّ کَنَفْثَةٍ فِي بَحْرٍ لُجِّيٍّ. وَ إِنَّ آلْأَمْرَ بِالْمَعْرُوفِ وَ النَّهْىَ عَنِ آلْمُنْکَرِ لاَ يُقَرِّبَانِ مِنْ أَجَلٍ، وَ لاَ يُنْقِصَانِ مِنْ رِزْقٍ، وَ أَفْضَلُ مِنْ ذلِکَ کُلِّهِ کَلِمَةُ عَدْلٍ عِنْدِ إِمَامٍ جَائِرٍ.
İyiliği emretmek ve kötülükten alıkoymakla ilgili olan diğer bir sözünde de şöyle buyurmuştur: İnsanlardan bir grup münkeri eli, dili ve kalbiyle reddeder; bunlar bütün iyi hasletleri kendilerinde toplamışlardır. Bir grup da münkeri kalbi ve diliyle inkâr eder, ancak eliyle bir iş yapmaz; bunlar da iyi hasletlerden iki haslete sarılmış, bir hasleti zayi etmişlerdir.
Bir grup da sadece kalbiyle inkâr eder ve diliyle inkâr etmez; bunlar da üç hasletten en değerli iki hasleti zayi etmiş, sadece bir haslete sarılmışlardır. Bir grup da münkeri eli, dili ve kalbiyle reddetmeyi terk etmiştir; bunlar da yaşayan ölülerdir. Bütün iyi ameller ve Allah yolunda cihat, marufu emredip münkerden alıkoymak karşısında, engin denizdeki bir damla gibidir. Marufu emredip münkerden alıkoymak ne eceli yaklaştırır, ne de rızkı azaltır. Bunların hepsinden daha üstünü, zalim bir önderin karşısında hak bir söz söylemektir.