وَ قِيلَ: إنَّ الْحارِثَ بْنَ حُوطٍ أتاهُ فَقالَ: أَتَراني أَظُنُّ أصْحابَ الْجَمَلِ کانُوا عَلى ضَلالَةٍ؟
وَ قَالَ عَليهِ السَّلامُ
يَا حَارِثُ، إِنَّکَ نَظَرْتَ تَحْتَکَ وَ لَمْ تَنْظُرْ فَوْقَکَ فَحِرْتَ! إِنَّکَ لَمْ تَعْرِفِ آلْحَقَّ فَتَعْرِفَ مَنْ أَتَاهُ، وَ لَمْ تَعْرَفِ آلْبَاطِلَ فَتَعْرِفَ مَنْ أَتَاهُ.
فَقالَ الْحارِثُ: فَإِنّي أعْتَزِلُ مَعَ سَعيدِ بْنِ مالِکٍ وَ عَبْدِاللهِ بْنِ عُمَرَ، فَقَالَ (عليه السلام): إِنَّ سَعِيداً وَ عَبْدَاللهِ بْن عُمَرَ لَمْ يَنْصُرَا آلْحَقَّ وَ لَمْ يَخْذُلاَ البَاطِلَ.
Hâris b. Huvt İmam’ın (a.s) yanına gelerek, “Benim Cemel ashabını sapık olarak bildiğimi mi zannediyorsun?” dediğinde, İmam (a.s) şöyle buyurdu:
Ey Hâris, sen kendi altına baktın, üstüne değil. Bu yüzden de şaşırıp kaldın. Sen hakkı tanımamışsın ki ehlini tanıyasın; batılı tanımamışsın ki ona yöneleni tanıyasın! Hâris, “O hâlde ben Said b. Malik ve Abdullah b. Ömer’le birlikte savaştan el çekiyoruz” dediğinde de şöyle buyurdu: Şüphesiz Said ve Abdullah b. Ömer hakka yardım etmeyip batılı da terk etmediler.