وَ قَالَ عَليهِ السَّلامُ
مَنْ أَصْبَحَ عَلَى الدُّنْيَا حَزِيناً فَقَدْ أَصْبَحَ لِقَضَاءِ اللَّهِ سَاخِطاً، وَ مَنْ أَصْبَحَ يَشْکُو مُصِيبَةً نَزَلَتْ بِهِ فَقَدْ أَصْبَحَ يَشْکُو رَبَّهُ، وَ مَنْ أَتَى غَنِيّاً فَتَوَاضَعَ لَهُ لِغِنَاهُ ذَهَبَ ثُلُثَا دِينِهِ، وَ مَنْ قَرَأَ الْقُرْآنَ فَمَاتَ فَدَخَلَ النَّارَ فَهُوَ مِمَّنْ کَانَ يَتَّخِذُ آيَاتِ اللَّهِ هُزُواً، وَ مَنْ لَهِجَ قَلْبُهُ بِحُبِّ الدُّنْيَا الْتَاطَ قَلْبُهُ مِنْهَا بِثَلاثٍ: هَمٍّ لا يُغِبُّهُ، وَ حِرْصٍ لا يَتْرُکُهُ، وَ أَمَلٍ لا يُدْرِکُهُ.
Dünya için üzülen, Allah’ın kaza ve kaderine öfkelenmiş olur. Kendine inen bir beladan şikâyet eden, Allah’ı şikâyet etmiş sayılır. Kim bir zenginin yanına gelir de zenginliği için ona tevazu gösterirse, dininin üçte ikisi gider. Kur’ân okuyup da öldükten sonra ateşe giren kimse, Allah’ın ayetleriyle alay eden kimselerdendir. Dünya sevgisine kapılanın kalbi üç şeye tutulur: Kendini bırakmayan bir hüzne, ondan ayrılmayan bir hırsa ve ulaşamayacağı bir arzuya.