وَقَالَ عَلَيهِ السَّلامُ
لَأَنْسُبَنَّ الْإِسْلاَمَ نِسْبَةً لَمْ يَنْسُبْهَا أَحَدٌ قَبْلِي. أَلْإِسْلاَمُ هُوَ التَّسْلِيمُ، وَالتَّسْلِيمُ هُوَ الْيَقِينُ، وَالْيَقِينُ هُوَ التَّصْدِيقُ، وَالتَّصْدِيقُ هُوَ الاِْقْرَارُ، وَالْإِقْرَارُ هُوَ الْأَدَاءُ، وَالْأَدَاءُ هُوَ الْعَمَلُ.
Şimdi İslâm’ı öyle bir nitelendireceğim ki, benden önce kimse onu öyle nitelendirmemiştir: İslâm, (Allah karşısında) teslimiyettir; teslimiyet yakîndir; yakîn tasdik etmektir; tasdik ikrar etmektir; ikrar eda etmektir; eda etmek ise ameldir.
Sizi İslâm’a öylesine bir nispetle mensup sayayım ki benden
önce kimse böyle bir nispeti söylememiştir.
İslâm teslîm oluştur; teslîm oluş yakıyndir; yakıyn gerçeklemektir;
gerçeklemek ikrardır; ikrar emre uymaktır; emre uymaksa o
emirleri yerine getirmektir.