وَمِن کلامٍ لَهُ عَليهِ السَّلامُ
قَالَهُ لَمَّا اضْطَرَبَ عَلَيْهِ أَصْحابُهُ فِي أمْرِ الْحُکُومَةِ
أَيُّهَا آلنَّاسُ، إِنَّهُ لَمْ يَزَلْ أَمْرِي مَعَکُمْ عَلَى مَا أُحِبُّ، حَتَّى نَهِکَتْکُمُ آلْحَرْبُ، وَ قَدْ، وَ آللّهِ، أَخَذَتْ مِنْکُمْ وَ تَرَکَتْ، وَ هِيَ لِعَدُوِّکُمْ أَنْهَکُ.
لَقَدْ کُنْتُ أَمْسِ أَمِيراً، فَأَصْبَحْتُ آلْيَوْمَ مَأْمُوراً، وَ کُنْتُ أَمْسِ نَاهِياً، فَأَصْبَحْتُ آلْيَوْمَ مَنْهِيّاً، وَ قَدْ أَحْبَبْتُمُ آلْبَقَاءَ، وَ لَيْسَ لِي أَنْ أَحْمِلَکُمْ عَلَى مَا تَکْرَهُونَ!
Hakemlik olayından sonra bazı arkadaşlarının kendisi hakkında tereddüde düşmeleri üzerine şöyle buyurdu:
Ey insanlar! Savaş sizi zayıflatıncaya kadar da sizinle olan işim istediğim gibiydi. Vallahi, eğer savaş bazınızı alıp diğer bazınızı bıraktıysa, (biliniz ki) düşmanınızı daha çok zayıflatıcıydı.
Şüphesiz dün emîrinizdim, bugün emir altına girdim. Dün ben sizi nehyediciydim, bugün ben nehyediliyorum. Gerçekten de yaşamayı, bekayı çok seviyorsunuz. Ben de istemediğiniz şeyi size zorla yükleyecek değilim.
Hüküm kabûl etmesini zorladıkları zaman buyurdular ki:
Ey insanlar, sizi savaşın zayıflatmasını istediğimi sanıp durmadasınız; oysa ki savaş, sizi zayıf düşürürse düşmanı sizden ziyade zayıf düşürür. Fakat ne çâre; dün buyruk vermedeydim, bugün buyruk altına girdim. Dün nehyediyordum sizi, bugün siz beni nehyediyorsunuz. Yaşamayı seviyorsunuz; ben de istemediğiniz şeye sizi zorlayamam.