logo

Nehcü'l-Belağa
İmam Ali’nin Hutbeleri, Mektupları ve Hikmetleri

logo

Hutbe 182 – Tevhîd ve Sıffîn’deki Şehit Ashabını Anma

Çeviri

Nevf el-Bikalî’den gelen rivayete göre der ki: Emirü’l-Müminin Ali, bu hutbeyi H. 40 yılında Kufe’de bir taşın üzerinde durarak okudu. Taşı, Cu’de Bin Hubeyre el-Mahzumî yerleştirmişti. Üzerinde yünden örülü bir elbise, ayaklarında hurma ağacı kabuğundan ayakkabı vardı. Kılıcını hurma lifinden örülü bir iple yanına asmıştı. Alnı secdede fazla durduğundan nasırlaşmıştı. İşte bu hâlde Hz. Ali şöyle konuştu:

Hamd, işlerin sonu ve halkın gidişi kendisine doğru olan Allah’a mahsustur. Büyük ihsanının, aydınlatıcı delillerinin, artan fazlının ve nimetinin şükrünü ve hakkını eda eden, sevabını elde etmeye yaklaştıran ve güzel ihsanının artmasına sebeb olan bir hamd ile O’nu överiz. Sözde ve amelde kendisine inanan ve kudretini itiraf ederek kötülüğü gidermesini, iyiliğinin fayda vermesini ve isteyene fazlasıyla yardım edeceğini uman kimsenin yardım dilemesi gibi O’ndan yardım dileriz. İmanında yakinle ümit bağlayan, mümin olarak O’na yönelen, inanarak O’na boyun eğen, tevhidinde ihlâslı olan, överek yücelten, O’nun rızasını dileyerek çalışan kimsenin imanıyla O’na iman ederiz.

Münezzeh olan Allah hiçbir şeyden doğmamıştır ki kendisine yenilmezliğinde ortaklık edilsin. O da doğurmamıştır ki, miras bırakıp yok olsun. Zaman O’nu geçmemiş, noksanlık ve ziyadelik O’na arız olamamıştır. Bizlere gerçekleşecek olan kazası ve sağlam tedbirinin alametlerini göstererek akıllara zahir olmuştur. Göklerin direksiz olarak yaratılması ve onların dayanaksız durması, yaratışının şahitlerindendir. Onları bu şekilde durmaya çağırmış, onlar da durup duraksamadan ve gevşemeden, itaat etmişlerdir. Onun rububiyetini ikrar etmeseler, ona itaatle boyun eğmeselerdi, onları ne arşına yer ederdi, ne meleklerine mesken, ne de halkın temiz sözlerinin ve salih amellerinin yükseldiği yer kılardı. O, göğün yıldızlarını, yeryüzünde yolculuk edenlere şaşırdıklarında yol bulmaları için kılavuz kıldı. Gecenin karanlık perdeleri, onların nurunu gideremez ve ayın göklerdeki aydınlığının parıltısına da engel olamaz.

Münezzeh olan Allah’a yerin çukurlarında ve birbirine yakın irili ufaklı dağlarda siyah ve dingin gecelerin zifiri karanlığı, göğün ufuklarında gürleyen gök gürültüsü, bulutlardan parlayıp çıkan şimşekler, şiddetli yelden ve yağmurdan yere düşüp uçuşan her yaprak O’na gizli değildir. O, yağan yağmur damlalarının nereye düşeceklerini, nerede karar kılacaklarını; karıncanın taneyi nereden nereye götüreceğini; sivrisineğe yetecek gıdayı, dişinin karnında taşıdığını bilir.

Kürsü, arş yer, gök, cin ve insan yokken de var olan Allah’a hamd olsun. O vehimle derk edilmez, anlayış gücüyle ölçülmez, istemekle meşgul edilmez, ihsanda bulunmakla varlığı eksilmez, (cisim olmadığından) gözle görmez, nerededir denilerek sınırlandırılamaz, eşi olmakla nitelendirilemez. Tecrübe ve alıştırmayla yaratmaz, duygularla idrak edilmez, insanlarla kıyaslanmaz. O, Musa’ya söyleyeceğini söylemiş, azametli ayetlerini kendisine göstermiş, ama bir uzuvla, aletle, kelamla ve dille değil.

 

Ey Rabbini anlatma zahmetini üstlenen kimse! Eğer doğru isen; Cebrail’i, Mikail’i ve O’na yakın kılınmış mukaddes mekânlarda güzel yaratıcılarının vasfıyla, O’nun heybetinden kendinden geçmiş olarak hayretler içinde duran melekler ordusunu anlat. Ancak şekilleri ve uzuvları, olanlar, zamanı bittiğinde yokluğa erişenler sıfatlarla derk edilebilir. (O ise bütün bunlardan münezzehtir.) Dolayısıyla O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Bütün karanlıklar O’nun nuruyla aydınlanır, bütün ışıklar onun karanlığıyla kararır.

Ey Allah’ın kulları! Sizi güzel elbiselere bürüyen, genişçe bir yaşayış sebepleri ihsan eden Allah’tan sakınmanızı tavsiye ederim. Eğer bir kimse bekaya tırmanmak için bir merdiven, ölümü kendinden savmak için bir yol bulabilseydi; cinlerin ve insanların hükümeti, uhdesine verilen ve nübüvvetle birlikte büyük yakınlığa mazhar olan Davud oğlu Süleyman (a.s) bulurdu. Allah, dünya üzerindeki rızkını tamamladığı ve müddetini doldurduğu zaman, Süleyman’ı yokluk yaylarından atılan ölüm oklarıyla okladı. Böylece dünya onsuz kaldı ve evleri yurtları sahipsiz kaldı da onları başka toplumlar miras aldı. Şüphesiz ki geçmiş devirlerde sizin için ibretler vardır.

 

Nerede Amalike1 ve Amalike’nin oğulları? Nerede Firavunlar ve Firavunların oğulları? Nerede nebilerini öldüren, nebevi sünnetleri söndüren ve zorbaların sünnetini ihya eden Ress şehirlerinin2 halkı?! Nerede büyük orduyla yürüdüklerinde binlercesini hezimete uğratan, askerler yetiştiren ve şehirler yapan insanlar?

…(Hz. Mehdi) Hikmet zırhını büründü, onu bütün adabıyla; teveccüh, marifet ve feragatle kuşandı. Hikmet onun nezdinde yitiği, hep istediği ihtiyacıdır. İslâm boynunu yere dayayıp, kuyruğunu sallayan yorgun deve gibi3 garip kaldığı zaman, o da garip kalır. (gaybete çekilir.) O, dinin hüccetlerinin bakiyesi, ilâhî peygamberlerin halifelerinden bir halifedir.

Ey insanlar! Size peygamberlerin ümmetlerine verdikleri öğütleri verdim. Vasilerin kendinden sonrakiler için yaptığı şeyleri yaptım. Kamçı zoruyla terbiye etmeye çalıştım, doğrulmadınız, sakındıran şeylerle sizi öne sürdüm, bir araya gelmediniz. Allah için, sizinle birlikte yol kat edecek ve size yol gösterecek benden başka bir imam mı bekliyorsunuz?

 

Dikkat edin, dünyadan size yönelenler yüz çevirdi, yüz çevirenler ise yöneldi. Hayırlı kişiler, dünyadan göçmeye hazırlandılar. Dünyanın baki olmayan az nimetlerini, ahiretin yok olmayan bol nimetleri için sattılar. (Sıffin’de) Kanlarını feda eden kardeşlerimiz bugün hayatta olmadıkları için zarar etmediler. Zira ne boğazlarında kalan bir lokma yiyorlar, ne de bulanık su içiyorlar. Vallahi Allah, onların ecirlerini tam olarak verdi de korkudan sonra onları emniyet diyarına yerleştirdi.

Nerede doğru yolda yürüyüp hak üzere giden kardeşlerim? Ammar nerede? İbn Teyhan nerede? Nerede iki şahadet sahibi (Huzeyme b. Sabit el-Ensarî)? Nerede onlar gibi ölüm için ahitleşen ve (şahadetlerinden sonra) başları zalimlere gönderilen kardeşleri?

 

Ravi diyor ki: “Sonra eliyle mübarek sakalını tuttu, uzun bir müddet ağladı ve şöyle devam etti:

 

Ah olsun, Kur’ân’ı okuyup hükümlerini uygulayan, farzlarını düşünüp ifa eden, sünnete hayat verip bidati öldüren, cihada çağrıldığında icabet eden, kumandanlarına bağlanıp itaat eden kardeşlerime!

 

Sonra yüksek sesle nida etti: Cihad, cihad, ey Allah’ın kulları! Bugün ordu hazırlamadayım, Allah’a gitmek isteyenler çıkıp
gelsin!

 

Nevf diyor ki: İmam Hüseyin’e (a.s) on bin, Kays b. Sa’d b. Ubade’ye on bin, Ebu Eyyub el-Ensarî’ye on bin ve başkalarına da
bir miktar asker verildi. Hz. Ali yeniden Siffin’e gitmek istiyordu. Cuma gelmeden melun İbn Mülcem tarafından yaralandı. Böylece
asker dağıldı, biz de çobanları yitmiş ve her yandan kurtların saldırısına uğramış sürülere döndük.