وَمِنْ کَلَامٍ لَهُ عَليهِ السَّلامُ
وَقَدْ أَرْسَلَ رَجُلا مِنْ أَصْحابِهِ، يَعْلَمُ لَهُ عِلْمُ أَحْوالِ قَوْمٍ مِنْ جُنْدِ الْکُوفَةِ، قَد هَمُّوا بِاللِّحاقِ بِالْخَوارِجِ، وَکانُوا عَلى خَوْفٍ مِنْهُ (عليه السلام)، فَلَمّا عادَ إِلَيْهِ الرَّجُلُ قالَ لَهُ: «أأمِنُوا فَقَطَنُوا، أم جَبَنُوا فَظَعَنُوا؟» فَقالَ الرَّجُلُ: بَلْ ظَعَنُوا يا أَميرَالْمُؤمنينَ. فَقالَ (عليه السلام):
بُعْدآ لَهُمْ (کَمَا بَعِدَتْ ثَمُودُ)! أَمَا لَوْ أُشْرِعَتِ آلْأَسِنَّةُ إِلَيْهِمْ، وَصُبَّتِ آلسُّيُوفُ عَلَى هَامَاتِهمْ، لَقَدْ نَدِمُوا عَلَى مَا کَانَ مِنْهُمْ. إِنَّ الشَّيْطَانَ آلْيَوْمَ قَدِ آسْتَفَلَّهُمْ، وَهُوَ غَدآ مُتَبَرِّىءٌ مِنْهُمْ، وَمُتَخَلٍّ عَنْهُمْ. فَحَسْبُهُمْ بِخُرُوجِهِمْ مِنَ آلْهُدَى، وَآرْتِکَاسِهِمْ فِي الضَّلال وَآلْعَمَى، وَصَدِّهِمْ عَنِ آلْحَقِّ، وَجِمَاحِهمْ فِي التِّيهِ.
Kufe ordusundan bir grup hakkındadır. H. 38 yılında Nehrevan savaşı eşiğinde Hz. Ali, birini bir grup Kufelinin yanına gönderdi,
Zira onlar korkudan Haricîlere katılmak istiyorlardı. Geri döndüğünde adama dedi ki: “Kendilerini güvencede hissedip oturdular mı, yoksa korkup orayı terk mi ettiler?”Adam dedi ki: “Terk edip gittiler ya Emire’l-Müminin.” O bunun üzerine şöyle dedi:
Semud kavmi gibi uzaklaşıp helak olsunlar! Mızraklar önlerine uzatıldığı, kılıçlar tepelerine indirildiği zaman pişman olurlar. Bugün onları ayrılığa düşüren şeytan, yarın onlardan uzak olduğunu söyleyip yalnız bırakır. Hidayetten çıkmaları, dalalet ve körlüğe uymaları, haktan yüz çevirmeleri ve sapıklık çölünde isyan etmeleri, (bela ve ceza olarak) onlara yeter.
(Kufelilerden olup Haricîlere katılmak isteyen ve kendisinden korkan bir bölüğün ahvalini anlamak için ashabından birini göndermişti. Dönüp gelince, emin olup yatıştılar mı, yoksa kötü bir düşünceye kapılıp gittiler mi diye sordu. Gelen kişi, Yâ Emir’el-Müminin gittiler deyince buyurdular ki:)
Uzaklaşıp helâk olsunlar, Semud kavminin helâk olduğu gibi.1 Ama mızraklar onlara uzandı, kılıçlar tepelerine indi mi, yaptıklarına pişman olurlar. Bugün, onları bozgunluğa düşüren Şeytan, yarın, onlardan olmadığını söyler, onları kendi hâllerine bırakır gider.2 Doğru yoldan sapmaları, azgınlığa, körlüğe uymaları, gerçekten ayrılmaları, sapıklık çölüne düşüp serkeşlik etmeleri, belâ olarak yeter onlara.
…
1 – “Sanki yurtlarında hiç yaşamamışlar, hiç oturmamışlardı. Bilin ki uzaklık Medyen ehline, nitekim Semûd da öyle uzaklaşıp gitti.” (10, Hûd a.s., 95).
2 – “Şeytan gibi; hani kâfir ol der de insana, kâfir oldu mu da şüphe yok ki der, ben senden tamamıyla uzağım; şüphe yok ki ben; âlemlerin Rabbi Allah’tan korkarım; derken ikisinin de sonları şu olur; Şüphe yok ki ikisi de ebedi olarak ateşe girerler ve budur zulmedenlerin cezâsı.” (59, Haşr, 16-17)