وَمِن کَلامٍ لَهُ عَليهِ السَّلامُ
لمّا عُوتِبَ عَلى التَّسْوِيَةِ فِي العَطَاءِ
أَتَأْمُرُونِّي أَنْ أَطْلُبَ النَّصْرَ بِالْجَوْرِ فِيمَنْ وُلِّيتُ عَلَيْهِ! وَاللهِ لا أَطُورُ بِهِ مَا سَمَرَ سَمِيرٌ، وَمَا أَمَّ نَجْمٌ فِي السَّمَاءِ نَجْماً! لَوْ کَانَ الْمَالُ لِي لَسَوَّيْتُ بَيْنَهُمْ، فَکَيْفَ وَإنَّمَا الْمَالُ مَالُ اللهِ! أَلا وَإنَّ إعْطَاءَ الْمَالِ فِي غَيْرِ حَقِّهِ تَبْذِيرٌ وَإسْرَافٌ، وَهُوَ يَرْفَعُ صَاحِبَهُ فِي الدُّنْيَا وَيَضَعُهُ فِي الآخِرَةِ، وَيُکْرِمُهُ فِي النَّاسِ وَيُهِينُهُ عِنْدَ اللهِ. وَلَمْ يَضَعِ امْرُوٌ مَالَهُ فِي غَيْرِ حَقِّهِ وَلا عِنْدَ غَيْرِ أَهْلِهِ إلاَّ حَرَمَهُ اللَّهُ شُکْرَهُمْ، وَکَانَ لِغَيْرِهِ وُدُّهُمْ. فَإنْ زَلَّتْ بِهِ النَّعْلُ يَوْماً فَاحْتَاجَ إلَى مَعُونَتِهِمْ فَشَرُّ خَلِيلٍ وَأَلْأَمُ خَدِينٍ!
Beytülmalı adil şekilde bölüştürünce bu siyasete uymaz deyip kendisini kınayanlar hakkında şöyle buyurdu:
Yönettiğim topluma karşı zulümle galebe çalmayı istememi mi emrediyorsunuz? Allah’a andolsun gece gündüz birbiri ardınca geldikçe, gökte yıldız yıldızı takip ettikçe böyle bir işi yapmam. Eğer benim malım bile olsaydı hepsini aralarında eşit paylaştırırdım. Şimdi nasıl haksızlık yaparım? Mal Allah’ın malı!
Haberiniz olsun, malı yersiz yerde harcamak, israf ve haddi aşmaktır; bu iş sahibini dünyada yüceltir, ahirette alçaltır. İnsanlar arasında ikram sahibi, Allah katında ise hakir kılar. Malını yersiz yere, ehil olmayan kişilere veren mal sahiplerinden, Allah’ın o halkın şükran duygusundan kendilerini mahrum kılmadığı, onların sevgilerini de başkasına yöneltmediği kimse yoktur. Bir gün ayağı kayar da, yardımlarına ihtiyaç duyarsa, en kötü ve kınayıcı dost olurlar.
Halka müsâvî olarak pay üleştirildiği, şeref sâhiplerinin üst tutulmadığı hakkında söz edilince buyurmuş-lardır ki:
Kendilerine buyruk yürütmeye memûr olduğum topluma cefâ etmek için yardım mı isteyeyim, bunu mu emrediyorsunuz bana? Andosun Allah’a dünya, masallara dalıp hikâyeler söyledikçe, yıldız, gökte yıldızı izledikçe bu işe yaklaşmam bile. Bu mal benim olsaydı, gene de halka eşit olarak pay ederdim ; oysa ki, Allah’ın malı.
(Sonra buyurdular ki:)
Şunu bilin ki malı, hakkı olmayana vermek israfta haddi aşmaktır.1 Bu da sâhibini dünyada yüceltir, fakat âhirette alçaltır; halk arasında onu yüksek bir mevkie çıkarır; fakat Allah katında hor-hakir eder. Hiçbir kişi yoktur ki malını, hak etmeyen adama, lâyık olmayan kişiye versin de Allah, o mal sâhibine, o malı veren kişiye karşı şükran duygusunu harâm etmesin; o mala Sâhip olanlar, sevgilerini, ondan başkasına vermesinler, ondan başkasını sevmesinler.
…
1 – “İsrafta haddi aşmak” sözüyle, 17. sûrenin (İsrâ), “Akrabaya, yoksula, yolda kalmışa hakkını ver ve israfta ileri giderek boş yere, haksız yere malını saçıp dökme; gerçekten de malını boş yere saçıp savuranlar, israfta haddi aşanlar, şeytanlara kardeş olurlar ve şeytan, Rabbine karşı nankördür” meâlindeki 26-27. âyetlerine işaret vardır.