وَمِن کَلامٍ لَهُ عَلَيهِ السَّلامُ
فِي بَعْضِ أيّامِ صِفِّينَ
وَ قَدْ رَأَیْتُ جَوْلَتَکُمْ، وَ انْحِیَازَکُمْ عَنْ صُفُوفِکُمْ، تَحُوزُکُمُ الْجُفَاةُ الطَّغَامُ، وَأَعْرَابُ أَهْلِ الشَّامِ، وَ أَنْتُمْ لَهَامِیمُ الْعَرَبِ، وَ یآفِیخُ الشَّرَفِ، وَالأَنْفُ الْمُقَدَّمُ، وَ السَّنَامُ الأَعْظَمُ. وَ لَقَدْ شَفَى وَحَاوِحَ صَدْرِی أَنْ رَأَیْتُکُمْ بِأَخَرَةٍ تَحُوزُونَهُمْ کَمَا حَازُوکُمْ، وَ تُزِیلُونَهُمْ عَنْ مَوَاقِفِهمْ کَمَا أَزَالُوکُمْ؛ حَسّآ بِالنِّصَالِ، وَ شَجْرآ بِالرِّمَاحِ؛ تَرْکَبُ أُولاهُمْ أُخْرَاهُمْ کَالْإِبِلِ الْهِیمِ المَطْرُودَةِ؛ تُرْمَى عَنْ حِیَاضِهَا؛ وَ تُذَادُ عَنْ مَوَارِدِهَا!
Sıffin Savaşı’nın günlerinin birinde bu hutbeyi irad etmiştir:
Döndüğünüzü, saflarınızın dağıldığını, aşağılık zalimlerin, Şam halkının hücumlarının sizi sürdüğünü gördüm. Oysa siz, Arabın öncüleri, şereflilerisiniz. Yüzde burun, yücelikte devenin hörgüçleri gibisiniz. Sonunda onları, sizi sürdükleri gibi sürdüğünüzü, sizi yerlerinizden ettikleri gibi yerlerinden edip zelil kıldığınızı, önde gelenleri ok, kılıç ve mızraklarla geri kalanlara kattığınızı, susuz develeri havuz kıyılarından, meralardan sürer gibi sürdüğünüzü gördüm de ıstıraptan inleyen, kederden kabaran göğsüm yatıştı.
Savaş sırasında:
Dönüp dolaştığınızı, saflarınızda geri kaldığınızı, o aşağılık zâlimlerin, o Şam ovasında çergeler kurup göçenlerin hücumlarının sizi sürdüğünü, geri döndürdüğünü gözlerimle gördüm; oysa siz Arab’ın en ileri gidenlerisiniz, en önde yürüyenlerisiniz; başta beyinsiniz, yüzde burunsunuz; yüce yüce dağlarsınız. Sonunda onları, sizi sürdükleri gibi sürdüğünüzü, sizi yerlerinizden püskürttükleri gibi sizin de onları püskürttüğünüzü, önden gelenlerini, ok, kılıç ve mızraklarla sonda kalanlarına kattığınızı, susuz develeri havuz kıyılarından, yayıldıkları yerlerden kaçırdığınız gibi kaçırdığınızı gördüm de dertten sesler çıkaran, elemden coşup kabaran göğsüm, gönlüm yatıştı, esenliğe kavuştu.