وَمِن خُطبَةٍ لَهَ عَلَيهِ السَّلامُ
لَمّا غَلَبَ أصْحَابُ مُعاوِيَةَ أصْحَابَهُ (عليه السلام) عَلى شَرِيعَةِ الْفُرَاتِ بِصِفِّينَ وَمَنَعُوهُمُ الْمَاءَ
قَدِ آسْتَطْعَمُوکُمُ آلْقِتَالَ فَأَقِرُّوا عَلَى مَذَلَّةٍ، وَتَأْخِيرِ مَحَلَّةٍ، أَوْ رَوُّوا السُّيُوفَ مِنَ الدِّمَاءِ تَرْوَوْا مِنَ آلْمَاءِ؛ فَالْمَوْتُ فِي حَيَاتِکُمْ مَقْهُورِينَ، وَآلْحَيَاةُ فِي مَوْتِکُمْ قَاهِرِينَ. أَلاَ وَإِنَّ مُعَاوِيَةَ قَادَ لُمَةً مِنَ آلْغُوَاةِ، وَعَمَّسَ عَلَيْهِمُ آلْخَبَرَ، حَتَّى جَعَلُوا نُحُورَهُمْ أَغْرَاضَ آلْمَنِيَّةِ.
Muaviye’nin askerleri Fırat’ın kıyısını ele geçirerek Müslümanların su almasına engel olunca Hz. Ali şöyle buyurdu:
Bunlar (Fırat’ı ele geçirip su almanıza engel olmakla) sizi savaş sofrasına davet ediyorlar. O hâlde siz ya zilleti kabul edip makamınızdan düşecek, ya da kılıçları kanla sulayıp suya kanacaksınız. Ölüm, mağlub-makhur düşerek yaşamanızda, hayat ise galip-kahir gelerek ölmenizdedir. (İzzet içinde ölmek zillet içinde yaşamaktan daha iyidir.)
Bilin ki, Muaviye bir grup aldatılmış sapığı peşinden sürüklemiş ve işin gerçeğini onlardan gizlemiştir. Onlar da (aldanarak) boğazlarını ölüme hedef kılmışlardır.
Siffin’de Muâviye’nin Ordusu Fırat’ı Zaptedip Su Vermeyince Buyurdular ki:
Bunlar sizden savaşı tatmak, sizin elinizden savaş aşını yiyip kanmak istiyorlar; doyurun onları. Ya aşağılığa razı olun, şerefsizliği göze alın; yahut kılıçları kanlarla sulayın da suya kavuşun, içip kanın. Kahrolarak, alçalarak yaşamanızdadır ölüm; kahrederek, yücelerek ölmenizdedir dirim.
Duyun, bilin ki Muâviye, bir bölük azgınla gelmiş; işi, gerçeği onlardan gizlemiş; onların göğüslerini ölüm oklarına amaç etmiş.