وَمِن کلامٍ لَهَ عَلَيهِ السَّلامُ
يَصِفُ أصْحَابَ رَسُولِ اللهِ
وذلِکَ يَوْمَ صِفِّينَ حِينَ أمَرَ النَّاسَ بِالصُّلْحِ
وَلَقَدْ کُنَّا مَعَ رَسُولِ آللهِ (صلي الله عليه و آله) نَقْتُلُ آبَاءَنا وَأَبْنَاءَنَا وَإخْوَانَنا وَأَعْمَامَنَا: مَا يَزِيدُنَا ذلِکَ إلاَّ إِيمَانآ وَتَسْلِيمآ، وَمُضِيّآ عَلَى اللَّقَمِ، وَصَبْرآ عَلى مَضَضِ آلاَْلَمِ، وَجِدّآ عَلَى جِهَادِ آلْعَدُوِّ؛ وَلَقَدْ کَانَ الرَّجُلُ مِنَّا وَآلاْخَرُ مِنْ عَدُوِّنَا يَتَصَاوَلاَنِ تَصَاوُلَ آلْفَحْلَيْنِ، يَتَخَالَسَانِ أَنْفُسَهُمَا: أيُّهُمَا يَسْقِي صَاحِبَهُ کَأْسَ آلْمَنُونِ، فَمَرَّةً لَنَا مِنْ عَدُوِّنَا، وَمَرَّةً لِعَدُوِّنا مِنَّا، فَلَمَّا رَأَى آللهُ صِدْقَنَا أَنْزَلَ بِعَدُوِّنَا آلْکَبْتَ، وَأَنْزَلَ عَلَيْنَا النَّصْرَ، حَتَّى آسْتَقَرَّ الإِسْلامُ مُلْقِياً جِرَانَهُ، وَمُتَبَوِّئاً أَوْطَانَهُ. وَلَعَمْرِي لَوْ کُنَّا نَأْتِي مَا أَتَيْتُمْ، مَا قَامَ لِلدِّينِ عَمُودٌ، وَلاَ آخْضَرَّ لِلاِْيمَانِ عُودٌ. وَأَيْمُ اللهِ لَتَحْتَلِبُنَّهَا دَماً، وَلَتُتْبِعُنَّهَا نَدَماً!
Hz. Ali bu hutbesinde kendinin ve diğer ashabın İslâm dinini savunma savaşlarında gösterdiği direniş-mukavemetini anlamakta, ashabını cihada teşvik etmekte ve bu önemli görevde gevşeklik gösterenleri kınayarak şöyle buyurmaktadır:
Şüphesiz biz hep Resulullah (s.a.a) ile beraberdik. (Bu uğurda) Babalarımızı, oğullarımızı, kardeşlerimizi, amcalarımızı öldürüyorduk. Bu sadece imanımızı, teslimiyetimizi doğru yoldaki sebatımızı, acılara sabrımızı, düşmanla cihad faaliyetlerimizi arttırıyor, güçlendiriyordu. Bizden biri düşman askerlerden biriyle savaşıyor, iki koç gibi birbirine saldırıyor ve “acaba hangisi diğerini ölüm bardağı ile suvaracak?” (diye bekliyorduk.)
Bazen biz düşmanımıza üstün-galib gelirdik, bazen de düşmanımız bize üstün-galib gelirdi. Allah-u Teâlâ doğruluk ve dürüstlüğümüzü görünce düşmanımızı hor-hakir kıldı ve bizlere zafer nasib etti. Sonunda İslâm her yere yayıldı ve kendine geniş bir yer edindi.
Canıma/ömrüme andolsun eğer sizin gibi (ihmalkâr-tembel) davransaydık dinin bir tek direği dikilmez, iman ağacının bir tek dalı yeşermezdi. Allah’a andolsun bu yaptıklarınızdan dolayı kan sağacak, sonra da çok pişman olacaksınız.
Allah’ın salâtı O’na ve soyuna olsun Rasûlullah’la beraberdik, babalarımızı, oğullarımızı, kardeşlerimizi, amcalarımızı öldürüyorduk. Bu, doğru yolda yürüyerek, mihnetlere sabrederek, düşmanla savaşa sarılarak ancak inancımızı arttırmada; teslimiyetimizi çoğaltmadaydık. Gerçekten de bizim her birimiz, düşmanımızdan birine saldırmada, iki esrik deve gibi boğuşmada, dövüşmedeydik. Dövüşenlerin ikisi de birbirinin canına susamıştı. Kim, ömrüne ölümü sunacak, hangisi hangisini ölümle suvaracak, onu gözetmedeydi; ona bakmadaydı.
Kimi olurdu, biz düşmanımıza üst olurduk, kimi de düşmanımız bize üs olurdu. Allah, doğruluğumuzu görünce düşmanımızı alçalttı; bize yardım etti; sonra Müslümanlık yerleşti; üst olup karar kıldı.
Ömrüm hakkı için ki bu işe, sizin sarıldığınız gibi sarılsaydık dinin bir direği bile dikilmezdi; iman bağında bir dal bile yeşermezdi. Allah hakkı için yaptığınız işten dolayı kan sağmanız gerek; nâdim olmanız gerek.