Hz. Ali bu hutbesinde Kûfe ehlinin başına gelecekleri ve bu ortamda takınmaları gereken tavırları beyan ederek şöyle buyurmaktadır:
Benden sonra size boğazı geniş mi geniş, karnı şiş mi şiş göbekli biri (Muaviye) hâkim olacaktır. O bulduğunu yer, bulmadığını ister. Onu öldürün, (ama asla) öldüremezsiniz.
Bilin ki, o beni sövmenizi emredecek size, teberri etmenizi (benden uzak olduğunuzu söylemenizi) isteyecek sizden. Sövmeye gelince, sövün. Zira bu benim temizlenmemi (makamımın yücelmesini) arttırır, sizi de (ölümden) kurtarır. Benden teberri etmenize gelince sakın benden teberri etmeyin. Zira ben (İslâm) fıtratı üzere doğdum. İman ve hicrette, önceliğim var benim.
(Muâviye hakkında buyurmuşlardır ki:)
Benden sonra size, boğazı geniş, karnı şiş mi şiş, göbekli biri musallat olacak O, bulduğunu yer, bulmadığını ister. Hadi öldürün onu, ama öldüremezsiniz.
Duyun, bilin ki O, beni sövmenizi emredecek size, benden teberrî etmenizi isteyecek sizden. Sövmeye gelince: Sövün, çünkü bu, benim temizliğimi arttırır, sizi de ölümden kurtarır. Benden teberriye gelince: Sakının bundan; çünkü ben, İslâm dininde olarak doğdum; îmanda, hicrette en önde bulundum.1
…
1 – Muâviye’nin sırkâtibi, vahiy kâtibi olduğunu söyle- yenler, düzme rivâyeti nakledegilmişlerdir. O, yalnız birkaç kere ganimetleri yazmıştır. Abdullah bin Abbas rivâyet eder, der ki: Bir kere Hazreti Resûlullah’ın (s.a.a) yanındaydım; bir şey yazdırmak üzere Muâviye’yi çağırmamı emir buyurdular. Gidip söyledim. Yemek yiyorum, şimdi gelemem dedi. Hazret, ikinci defa çağırmamı emir buyurdu. Bu defa da gittim, aynı sözlerle gelemeyeceğini söyledi. Resul-i Ekrem’e (s.a.a) bunu anlattım. Müteessir olup Allah’ım buyurdular, sen karnını doyurma onun. Ondan sonra da, Rabbime de şart koştum ve dedim ki buyurdular, ben de insanım; insanlar gibi razı olurum, kızarım. Ümmetimden birini çağırdım mı hemen gelsin; bu, onun için arınmadır,
yakınlıktır; kıyâmet günü bu hareketiyle Hakk’a yakınlaşır (Siyer-i Halebi’den, Beyhakiy’den ve diğer eserlerden naklen “Fetret’ül-İslâm, s.25- 26). Doymayan obur kişilere, bu vakıadan sonra “karnında Muâviye gizli” denmeye başlanmıştı (aynı, s.26). Muâviye, Emir’ül-Müminin’e lânetin, Resûlullâh’a ve Allah’a sebbetmek olduğuna dâir buyurulan hadisi bile bile bu kötü âdeti koymuş, bunda ısrar etmiş, Ömer bin Abdülaziz’e kadar da Emeviler, bu fazihayı devam ettirmişlerdir.