وَمِن کلامٍ لَهَ عَلَيهِ السَّلامُ
کَلَّمَ بِهِ الْخَوَارِجَ حِينَ اعْتَزَلُوا الْحُکومَةَ وَتَنَادَوْا: أن «لاَ حُکْمَ إلّا للهِِ».
أَصَابَکُمْ حَاصِبٌ، وَلاَ بَقِيَ مِنْکُمْ آثِرٌ، أَبَعْدَ إِيمَانِي بِاللهِ، وَجِهَادِي مَعَ رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ، أَشْهَدُ عَلَى نَفْسِي بِالْکُفْرِ! لَقَدْ (ضَلَلْتُ إِذاً وَمَا أَنَا مِنَ الْمُهْتَدِينَ) فَأُوبُوا شَرَّ مَآبٍ، وَآرْجِعُوا عَلَى أَثَرِ آلْأَعْقَابِ، أَمَا إِنَّکُمْ سَتَلْقَوْنَ بَعْدِي ذُلّاً شَامِلا، وَسَيْفآ قَاطِعآ، وَأَثَرَةً يَتَّخِذُهَا الظَّالِمونَ فِيکُمْ سُنَّةً.
Hz. Ali, ashabının ısrarı üzere Muaviye ile savaşta taraflar için hakem seçilmesini kabul edince bu defa da Haricîler, “Allah’tan başkasının hüküm hakkı yoktur.” diyerek Hz. Ali’nin hâşâ küfre düştüğünü, dolayısıyla tövbe etmesi gerektiğini iddia ettiler. Bunun üzerine Hz. Ali şöyle buyurdu:
Çakıl taşlarını savuran kasırgalar essin size! Sizden haber veren bir tek kişi bile kalmasın. Acaba Allah’a imanımdan ve Resulullah (s.a.a) ile birlikte cihad ettikten sonra küfre düştüğüme mi şahadet edeyim. Böyle bir şey yaparsam sapıklığa düşmüş, doğru yoldan şaşmış olurum. Yürüdüğünüz en kötü yoldan geri dönün. Ayak izinize gerisin geriye dönüş yapın (yerinize dönün, hakka itaat edin).
Bilin ki, benden sonra hepinizi kaplayacak bir horluğa-alçalışa düşecek, keskin kılıca müptela olacaksınız. Zalimler size hükmedecek, (öyle bir zulmedecek ki,) tüm zalimler bu zulmü bir sünnet edineceklerdir.
(Hakemeyn’den sonra Nehrivan’da toplanan Hâricilere buyurdular ki:)
Kasırga kökünüzü silip süpürsün; sizden söz söyleyen bir tek kişi bile kalmasın, gitsin. Allah’a inancımdan, Râsulullah’la, sallallahu aleyhi ve âlihi, uyup onunla beraber savaşımdan sonra kâfir olduğuma mı şehâdet edeyim? Böyle bir şey yaparsam sapıklığa düşmüş olurum; doğru yoldan şaşmış olurum. Yıkılın gidin en kötü yere; topuklarınız üstünde dönün gerisin geriye.
Bilin ki benden sonra sizi kaplayan bir alçalışa düşeceksiniz: keskin kılıca uğrayacaksınız; zâlimler mallarınızı alacak; bu, size yapılıp duran bir âdet olacak.