وَمِن کلامٍ لَهَ عَلَيهِ السَّلامُ
فِي الْخَوارِجِ لَمّا سَمِعَ قَوْلَهُم: «لا حُکْمَ إلّا لِلهِ».
قال (عليه السلام): کَلِمَةُ حَقٍّ يُرَادُ بِهَا بَاطِلٌ! نَعَمْ إِنَّهُ لاحُکْمَ إِلاَّ لِلهِ ولکِنَّ هؤُلاءِ يَقُولُونَ: لاَ إِمْرَةَ إِلاَّ لِلهِ، وَإِنَّهُ لاَبُدَّ لِلنَّاسِ مِنْ أَمِيرٍ بَرٍّ أَوْ فَاجِرٍ يَعْمَلُ فِي إِمْرَتِهِ الْمُؤْمِنُ، وَيَسْتَمْتِعُ فِيهَا الْکَافِرُ، وَيُبَلِّغُ اللهُ فِيهَا الْأَجَلَ، وَيُجْمَعُ بِهِ الْفَيْءُ، وَيُقَاتَلُ بِهِ الْعَدُوُّ، وَتَأْمَنُ بِهِ السُّبُلُ، وَيُؤْخَذُ بِهِ لِلضَّعِيفِ مِنَ الْقَوِيِّ؛ حَتَّى يَسْتَرِيحَ بَرٌّ، وَيُسْتَرَاحَ مِنْ فَاجِرٍ.
وفي روايةٍ اُخرى أنّه (عليه السلام) لمّا سمع تحکيمَهم قالَ: حُکْمَ اللهِ أَنْتَظِرُ فِيکُمْ.
وَقالَ: أَمَّا الْإِمْرَةُ الْبَرَّةُ فَيَعْمَلُ فِيهَا التَّقِيُّ؛ وَأَمَّا الْإِمْرَةُ الْفَاجِرَةُ فَيَتَمَتَّعُ فِيهَا الشَّقِيُّ؛ إلى أَنْ تَنْقَطِعَ مُدَّتُةُ، وَتُدْرِکَهُ مَنِيَّتُهُ.
Hz. Ali Haricîler’in “Hüküm sadece Allah’a aittir.” sloganı hakkında şöyle buyurdu:
Hakk-doğru bir söz, ancak onunla batıl irade edilmektedir. Evet, şüphesiz ki hüküm sadece Allah’a aittir. Ancak onlar (aslında) “Emretmek-emirlik Allah’a aittir.” diyorlar. Oysa insanlara iyi veya kötü bir emir gerekir. Böylece mümin onun emri altında (iyilikle) amel eder ve kâfir onun emri altında faydalar bulur. Allah onun emri-buyruğu altında (herkesi mukadder kıldığı) ecele ulaştırır. Vergiler onunla toplanır ve düşmanla onun emri altında savaşılır. Yollar onunla güvenli olur. Zayıfın hakkı güçlüden onunla alınır. Böylece iyi kişi huzura erer ve kötüden emin olur, zarar görmez.
Bir başka rivayette ise Hz. Ali bu sözlerini duyunca şöyle buyurmuştur:
İyi bir emirin emri altında takva sahipleri (iyi) amel eder, ama kötü bir emirin emri altında ise müddeti bitinceye veya ölümü gelip çatıncaya kadar sadece kötüler faydalanır.
(Hâricîlerin, hüküm ancak Allah’ındır demelerini duyunca buyurdular ki:)
Doğru bir söz; fakat onunla batıl murât edilmede. Evet, gerçekten de hüküm ancak Allah’ın; ama bunlar, emri ancak Allah verir diyorlar; oysa ki insanlara iyi, yahut kötü, mutlaka bir emir sâhibi gerektir. İnanan, onun buyruğu altında işe koyulur; kâfir, onun sâyesinde faydalar bulur; Allah, takdir ettiği zamânı onunla yürütür. Mallar, ganimetler, o yüzden toplanır; yollar, o yüzden emin olur; zayıfın hakkı, kuvvetliden onunla alınır da iyi kişi huzura erer; kötüden görmez zarar.
(Bir rivâyette de Hâricilerin sözlerini duyunca buyurmuşlardır ki:)
Ben de sizin aranızda, sizin hakkınızdaki Allah hükmünü beklemekteyim.
(Sonra buyurmuşlardır ki:)
İyi bir emir sâyesinde temiz kişi işe koyulur; kötü emir yüzünden de kötü kişi fayda bulur; zamanı bitinceye, ölümü yetinceye dek bu böyle sürer gider.