Simat Duası

Şebbur Duası diye de meşhur olan Simat duasının Cuma gününün son saatlerinde okunması müstehaptır. Geçmiş alimlerin çoğu meşhur dualardan olan Simat duasını okumaya özen gösterirlerdi.

Bu dua Şeyh Tusî’nin “Misbah” adlı eserinde, Seyyid İbn Tavus’un “Cemalu’l-Usbu” adlı eserinde ve Kef’amî’nin kitaplarında muteber senetlerle Hz. Mehdi’nin (a.f) dört sefirinden biri olan Muhammed b. Osman-i Amri’den (r.a), yine İmam Muhammed Bâkır (a.s) ve İmam Cafer-i Sadık’tan (a.s) rivayet edilmiş ve Alame Meclisi onu şerhiyle birlikte “Biharu’l-Envar” adlı kitabında zikretmiştir.

Şeyh’in “Misbah” adlı kitabında bu dua şöyle rivayet edilmiştir:

Lütfen bir seçenek seçin
İndir

اللّٰهُمَّ إِنِّى أَسْأَلُكَ بِاسْمِكَ الْعَظِيمِ الْأَعْظَمِ الْأَعَزِّ الْأَجَلِّ الْأَكْرَمِ، الَّذِى إِذا دُعِيتَ بِهِ عَلىٰ مَغالِقِ أَبْوابِ السَّماءِ لِلْفَتْحِ بِالرَّحْمَةِ انْفَتَحَتْ، وَ إِذا دُعِيتَ بِهِ عَلىٰ مَضائِقِ أَبْوابِ الْأَرْضِ لِلْفَرَجِ انْفَرَجَتْ، وَ إِذا دُعِيتَ بِهِ عَلَى الْعُسْرِ لِلْيُسْرِ تَيَسَّرَتْ، وَ إِذا دُعِيتَ بِهِ عَلَى الْأَمْواتِ لِلنُّشُورِ انْتَشَرَتْ، وَ إِذا دُعِيتَ بِهِ عَلىٰ كَشْفِ الْبَأْسَاءِ وَالضَّرَّاءِ انْكَشَفَتْ؛

“Allah’ım! Yüce, en yüce, en aziz, en ulu ve saygın ismin hürmetine senden diliyorum; o ismin hürmetine ki gökyüzünün kapalı kapılarına rahmet üzere açılmaları için okunduğunda açılıverir; yeryüzünü sıkıntılarının kapısına rahatlık ve kurtuluşa erişilmesi için okunduğunda rahatlık ve kurtuluşa erişilir; zorlukların kolaylığa dönüşmesi için okunduğunda kolaylığa dönüşür; dirilmeleri için ölülere okunduğunda diriliverirler; musibet ve kederlerin giderilmesi için okunduğunda musibet ve kederler giderilir;

وَبِجَلالِ وَجْهِكَ الْكَرِيمِ أَكْرَمِ الْوُجُوهِ وَأَعَزِّ الْوُجُوهِ الَّذِى عَنَتْ لَهُ الْوُجُوهُ، وَخَضَعَتْ لَهُ الرِّقابُ، وَخَشَعَتْ لَهُ الْأَصْواتُ، وَوَجِلَتْ لَهُ الْقُلُوبُ مِنْ مَخافَتِكَ، وَبِقُوَّتِكَ الَّتِى بِها تُمْسِكُ السَّماءَ أَنْ تَقَعَ عَلَى الْأَرْضِ إِلّا بِإِذْنِكَ وَتُمْسِكُ السَّماواتِ وَالْأَرْضَ أَنْ تَزُولا،

en saygın ve en aziz ulu zatının yüceliği hürmetine, O ki yüzler onun karşısında zelil olur, boyunlar huzu eder, -heybetinden- sesler huşu eder (kesiliverir), kalpler ona muhalefet etmekten korkar; iznin olmaksızın gökyüzünü yere düşmekten, gökleri ve yeri yok olmaktan koruyan güç ve kuvvetin hürmetine,

وَبِمَشِييَّتِكَ الَّتِى دَانَ لَهَا الْعالَمُونَ؛ وَبِكَلِمَتِكَ الَّتِى خَلَقْتَ بِهَا السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ، وَبِحِكْمَتِكَ الَّتِى صَنَعْتَ بِهَا الْعَجائِبَ، وَخَلَقْتَ بِهَا الظُّلْمَةَ وَجَعَلْتَها لَيْلاً، وَجَعَلْتَ اللَّيْلَ سَكَناً، وَخَلَقْتَ بِهَا النُّورَ وَجَعَلْتَهُ نَهاراً، وَجَعَلْتَ النَّهارَ نُشُوراً مُبْصِراً، وَخَلَقْتَ بِهَا الشَّمْسَ وَجَعلْتَ الشَّمْسَ ضِياءً، وَخَلَقْتَ بِهَا الْقَمَرَ وَجَعَلْتَ الْقَمَرَ نُوراً؛

alemdekilerin karşısında alçaldıkları maşiyyetin hürmetine, kendisiyle gökleri ve yeri yarattığın kelimen hürmetine, alemin hayret verici şeylerini meydana getirdiğin hikmetin hürmetine ki onunla karanlığı yarattın ve onu gece kıldın, geceyi ise sükunet kıldın ve yine nur ve aydınlığı yarattın ve onu gündüz kıldın, gündüzü ise iş ve çalışmak için varlıklara görme sebebi kıldın, güneşi yaratıp onu aydınlık kıldın, ayı yaratıp onu nur kıldın,

وَخَلَقْتَ بِهَا الْكَواكِبَ وَجَعلْتَها نُجُوماً وَبُرُوجاً وَمَصابِيحَ وَزِينةً وَرُجُوماً، وَجَعَلْتَ لَها مَشارِقَ وَمَغارِبَ، وَجَعَلْتَ لَها مَطالِعَ وَمَجارِىَ، وَجَعَلْتَ لَها فَلَكاً وَمَسابِحَ، وَقَدَّرْتَها فِى السَّماءِ مَنازِلَ فَأَحْسَنْتَ تَقْدِيرَها، وَصَوَّرْتَها فَأَحْسَنْتَ تَصْوِيرَها، وَأَحْصَيْتَها بِأَسْمائِكَ إِحْصاءً، وَدَبَّرْتَها بِحِكْمَتِكَ تَدْبِيراً، وَأَحْسَنْتَ تَدْبِيرَها، وَسَخَّرْتَها بِسُلْطانِ اللَّيْلِ وَسُلْطانِ النَّهارِ وَالسَّاعاتِ وَعَدَدِ السِّنِينَ وَالْحِسابِ، وَجَعَلْتَ رُؤْيَتَها لِجَمِيعِ النّاسِ مَرْئً واحِداً؛

yıldızları yaratıp onları belirginlik, burç, lamba, ziynet ve (kuruntuları) taşlama vesilesi kıldın, onun için doğular ve batılar kıldın, güneş için doğuş yerleri ve mecralar kıldın ve onun için medarlar ve yüzme yerleri belirttin. Gökyüzünde onlar için menziller takdir ettin; sonra takdirini güzelleştirdin. Onları çeşitli şekillere soktun ve şekillerini güzelleştirdin! Onları kendi isimlerinle güzel bir şekilde saydın; hikmetinle tedbir ettin ve tedbirini güzelleştirdin!

Gecenin, gündüzün ve saatlerin sultasıyla onları musahhar ettin ve onlarla yılların sayısını ve günlerin hesabını -belirttin-, onları görmeyi bütün insanlar için eşit kıldın.

وَأَسْأَلُكَ اللّٰهُمَّ بِمَجْدِكَ الَّذِى كَلَّمْتَ بِهِ عَبْدَكَ وَرَسُولَكَ مُوسَى بْنَ عِمْرانَ عَلَيْهِ السَّلامُ فِى الْمُقَدَّسِينَ، فَوْقَ إِحْساسِ [أَحْسَاسِ] الْكَرُوبِينَ [الْكَرُّوبِيِّينَ]، فَوْقَ غَمائِمِ النُّورِ، فَوْقَ تابُوتِ الشَّهادَةِ، فِى عَمُودِ النَّارِ، وَفِى طُورِ سَيْناءَ، وَفِى جَبَلِ حُورِيثَ، فِى الْوادِى الْمُقَدَّسِ فِى الْبُقْعَةِ الْمُبارَكَةِ مِنْ جانِبِ الطُّورِ الْأَيْمَنِ مِنَ الشَّجَرَةِ، وَفِى أَرْضِ مِصْرَ بِتِسْعِ آياتٍ بَيِّناتٍ، وَيَوْمَ فَرَقْتَ لِبَنِى إِسْرائِيلَ الْبَحْرَ، وَفِى الْمُنْبَجِساتِ الَّتِى صَنَعْتَ بِهَا الْعَجائِبَ فِى بَحْرِ سُوفٍ؛

Allah’ım! Yakın meleklerinin idraki üstünde, nur bulutlarının üstünde, Turisina ve Huris dağında, o mukaddes vadide, mübarek kubbede, sağ taraftaki dağın yönünden, o ağacın içinden, -geceleyin lamba gibi ışık saçan- ateş sütununda şehadet sandığının üstünde, kuddüs meleklerin arasında kulun ve elçin Musa b. İmran aleyhisselam’la konuştuğun, Mısır’da dokuz açık mucizeyle ve İsrailoğulları için denizi yardığın günün, Suf denizinde taştan fışkıran çeşmelerde meydana getirdiğin

وَعَقَدْتَ ماءَ الْبَحْرِ فِى قَلْبِ الْغَمْرِ كَالْحِجارَةِ، وَجاوَزْتَ بِبَنِى إِسْرائِيلَ الْبَحْرَ، وَتَمَّتْ كَلِمَتُكَ الْحُسْنىٰ عَلَيْهِمْ بِما صَبَرُوا، وَأَوْرَثْتَهُمْ مَشارِقَ الْأَرْضِ وَمَغارِبَهَا الَّتِى بارَكْتَ فِيها لِلْعالَمِينَ، وَأَغْرَقْتَ فِرْعَوْنَ وَجُنُودَهُ وَمَراكِبَهُ فِى الْيَمِّ، وَبِاسْمِكَ الْعَظِيمِ الْأَعْظَمِ الْأَعَزِّ الْأَجَلِّ الْأَكْرَمِ، وَبِمَجْدِكَ الَّذِى تَجَلَّيْتَ بِهِ لِمُوسىٰ كَلِيمِكَ عَلَيْهِ السَّلامُ فِى طُورِ سَيْناءَ، وَ لِإِبْراهِيمَ عَلَيْهِ السَّلامُ خَلِيلِكَ مِنْ قَبْلُ فِى مَسْجِدِ الْخَيْفِ، وَلِإِسْحاقَ صَفِيِّكَ عَلَيْهِ السَّلامُ فِى بِئْرِ شِيَعٍ [سَبْعٍ]، وَ لِيَعْقُوبَ نَبِيِّكَ عَلَيْهِ السَّلامُ فِى بَيْتِ إِيلٍ؛

hayretlerde ve suyu denizin içinde taş gibi dondurup İsrail oğullarını denizden geçirdiğin, sabretmelerinden dolayı onlara karşı tamamlanan güzel kelimen
(hükmün), alemdekiler için bereketli kıldığın yeryüzünün doğularını ve batılarına onları mirasçı kıldığın, Firavun’u, askerlerini ve onların merkeplerini boğduğun yüceliğin hürmetine; yüce, en yüce, en aziz, en ulu, en saygın ismin hürmetine, kendisiyle Turisina’da kelimin olan Musa aleyhisselama ve daha önce Hiyf mescidinde Halil’in İbrahim aleyhisselama, (ibadet yeri olan) Şiya kuyusunda seçkin kulun İshak aleyhisselama, peygamberin Yakub aleyhiselama Beyt-i Îl’de tecelli ettiğin,

وَأَوْفَيْتَ لِإِبْراهِيمَ عَلَيْهِ السَّلامُ بِمِيثاقِكَ، وَلِإِسْحاقَ بِحَلْفِكَ، وَ لِيَعْقُوبَ بِشَهادَتِكَ، وَ لِلْمُؤْمِنِينَ بِوَعْدِكَ، وَ لِلدَّاعِينَ بِأَسْمائِكَ فَأَجَبْتَ، وَبِمَجْدِكَ الَّذِى ظَهَرَ لِمُوسَى بْنِ عِمْرانَ عَلَيْهِ السَّلامُ عَلىٰ قُبَّةِ الرُّمّانِ ، وَبِآياتِكَ الَّتِى وَقَعَتْ عَلىٰ أَرْضِ مِصْرَ بِمَجْدِ الْعِزَّةِ وَالْغَلَبَةِ، بِآياتٍ عَزِيزَةٍ، وَبِسُلْطانِ الْقُوَّةِ، وَبِعِزَّةِ الْقُدْرَةِ، وَبِشَأْنِ الْكَلِمَةِ التَّامَّةِ؛

İbrahim aleyhisselama ahdinle, İshak’a yemininle, Yakub’a şehadetinle, müminlere vaadinle ve senin isimlerine davet edenlere icabet ederek vefa ettiğin yüceliğin hürmetine; Rumman kubbesinde Musa aleyhisselama zahir olan yüceliğin hürmetine, sağlam ayetlerle -düşmana- galebeyle ve izzet yüceliğiyle Mısır diyarında vuku bulan ayet-lerin hürmetine,

وَبِكَلِماتِكَ الَّتِى تَفَضَّلْتَ بِها عَلىٰ أَهْلِ السَّماواتِ وَالْأَرْضِ، وَأَهْلِ الدُّنْيا وَأَهْلِ الْآخِرَةِ، وَبِرَحْمَتِكَ الَّتِى مَنَنْتَ بِها عَلىٰ جَمِيعِ خَلْقِكَ، وَبِاسْتِطاعَتِكَ الَّتِى أَقَمْتَ بِها عَلَى الْعالَمِينَ، وَبِنُورِكَ الَّذِى قَدْ خَرَّ مِنْ فَزَعِهِ طُورُ سَيْناءَ، وَبِعِلْمِكَ وَجَلالِكَ وَكِبْرِيائِكَ وَعِزَّتِكَ وَجَبَرُوتِكَ الَّتِى لَمْ تَسْتَقِلَّهَا الْأَرْضُ، وَانْخَفَضَتْ لَهَا السَّماواتُ، وَانْزَجَرَ لَهَا الْعُمْقُ الْأَكْبَرُ ، وَرَكَدَتْ لَهَا الْبِحارُ وَالْأَنْهارُ، وَخَضَعَتْ لَهَا الْجِبالُ، وَسَكَنَتْ لَهَا الْأَرْضُ بِمَناكِبِها؛

güçlü saltanat, kudret izzeti, mükemmel kelimenin (“oluver” emri) şanı, gökyüzündekilere ve yerdekilere, dünya ve ahiret ehline lütufta bulunduğun kelimelerin hürmetine, bütün yaratıklarına minnet bıraktığın rahmetin hürmetine, alemdekilere -hüccet- ikame ettiğin gücün hürmetine, dehşeti Turisina dağının yıkılmasına neden olan nurun hürmetine, yeryüzünün dayanamadığı, göklerin tevazu ettiği, büyük derinliğin (uçsuz-bucaksız alem okyanusu) mustarip olduğu, denizlerin ve nehirlerin dalgalandığı, dağların huzu ve huşu ettiği, yeryüzünün tüm çalaçukurluklarına rağmen durup hareket etmediği,

وَاسْتَسْلَمَتْ لَهَا الْخَلائِقُ كُلُّها، وَخَفَقَتْ لَهَا الرِّياحُ فِى جَرَيانِها، وَخَمَدَتْ لَهَا النِّيرانُ فِى أَوْطانِها، وَبِسُلْطانِكَ الَّذِى عُرِفَتْ لَكَ بِهِ الْغَلَبَةُ دَهْرَ الدُّهُورِ، وَحُمِدْتَ بِهِ فِى السَّماواتِ وَالْأَرَضِينَ، وَبِكَلِمَتِكَ كَلِمَةِ الصِّدْقِ الَّتِى سَبَقَتْ لِأَبِينا آدَمَ عَلَيْهِ السَّلامُ وَذُرِّيَّتِهِ بِالرَّحْمَةِ، وَأَسْأَلُكَ بِكَلِمَتِكَ الَّتِى غَلَبَتْ كُلَّ شَىْءٍ، وَبِنُورِ وَجْهِكَ الَّذِى تَجَلَّيْتَ بِهِ لِلْجَبَلِ فَجَعَلْتَهُ دَكّاً وَخَرَّ مُوسىٰ صَعِقاً؛

tüm yaratıkların teslim olduğu, esen rüzgarların perişan olduğu (durduğu), ateşkedelerde ateşin söndüğü ilmin, yüceliğin, azametin, izzet ve haşmetin hürmetine, asırlar boyunca galebesi bilinen, göklerde ve yerlerde övülen saltanatın hürmetine, daha önce babamız Adem aleyhisselam ve rahmetinle onun
soyundan gelenlere gerçekleşen (onlara keramet ve üstünlük tacı giydiren) doğru kelimen hürmetine senden diliyorum.
Her şeye galebe çalan kelimen hürmetine, dağa (Tur’a) tecelli ettiğin, dağın dağılmasına ve Musa’nın bayılarak yere düşmesine neden olan nurun hürmetine;

وَبِمَجْدِكَ الَّذِى ظَهَرَ عَلىٰ طُورِ سَيْناءَ فَكَلَّمْتَ بِهِ عَبْدَكَ وَرَسُولَكَ مُوسَى بْنَ عِمْرانَ، وَبِطَلْعَتِكَ فِى ساعِيرَ، وَظُهُورِكَ فِى جَبَلِ فارانَ، بِرَبَواتِ الْمُقَدَّسِينَ وَجُنُودِ الْمَلائِكَةِ الصَّافِّينَ، وَخُشُوعِ الْمَلائِكَةِ الْمُسَبِّحِينَ، وَبِبَرَكاتِكَ الَّتِى بارَكْتَ فِيها عَلىٰ إِبْراهِيمَ خَلِيلِكَ عَلَيْهِ السَّلامُ فِى أُمَّةِ مُحَمَّدٍ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَآلِهِ، وَبارَكْتَ لِإِسْحاقَ صَفِيِّكَ فِى أُمَّةِ عِيسىٰ عَلَيْهِمَا السَّلامُ، وَبارَكْتَ لِيَعْقُوبَ إِسْرائِيلِكَ فِى أُمَّةِ مُوسىٰ عَلَيْهِمَا السَّلامُ، وَبارَكْتَ لِحَبِيبِكَ مُحَمَّدٍ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَآلِهِ فِى عِتْرَتِهِ وَذُرِّيَّتِهِ وَأُمَّتِهِ؛

Turisina’da gözüken, kendisiyle kulun ve elçin Musa b. İmran’la konuştuğun yüceliğin hakkı için, Sair’de (Hz. İsa’nın (a.s) münacat ettiği yer) parlayışın, mukaddes kişilerin sahip olduğu yüksek makamlarda, sıra sıra dizilen melekler ordusu, tesbih eden meleklerin huşusu karşısında -Mekke yakınlarında- Faran dağında -Resul-i Ekrem- ‘e- zuhur edişin hürmetine, Muhammed sallallahu aleyhi ve âlihin ümmetinde İbrahim Halil aleyhisselama mübarek kıldığın, İsa aleyhisselamın ümmetinde seçkin kulun İshak aleyhisselama mübarek kıldığın, Musa aleyhisselamın ümmetinde halis kulun Yakub’a mübarek kıldığın, habibin Muhammed sallallahu aleyhi ve âlihi ve selem’in soyu, zürriyeti ve ümmetinde ona mübarek kıldığın bereketlerin hürmetine senden diliyorum.

اللّٰهُمَّ وَكَما غِبْنا عَنْ ذٰلِكَ وَلَمْ نَشْهَدْهُ، وَآمَنَّا بِهِ وَلَمْ نَرَهُ، صِدْقاً وَعَدْلاً، أَنْ تُصَلِّىَ عَلىٰ مُحَمَّدٍ وَآلِ مُحَمَّدٍ، وَأَنْ تُبارِكَ عَلىٰ مُحَمَّدٍ وَآلِ مُحَمَّدٍ، وَتَرَحَّمَ عَلىٰ مُحَمَّدٍ وَآلِ مُحَمَّدٍ كَأَفْضَلِ ما صَلَّيْتَ وَبارَكْتَ وَتَرَحَّمْتَ عَلىٰ إِبْراهِيمَ وَآلِ إِبْراهِيمَ، إِنَّكَ حَمِيدٌ مَجِيدٌ فَعَّالٌ لِما تُرِيدُ وَأَنْتَ عَلىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ.

Allah’ım! Biz bu olayların vuku bulduğu zamanlarda olmayıp tanık olmadığımız ve onları gözlerimizle görmediğimiz halde gerçek ve tam anlamıyla iman ettiğimiz gibi -senden diliyoruz ki- İbrahim ve İbrahim oğullarına ettiğin en üstün salat et ve bereket ver rahmetle Muhammed ve Ehl-i Beyt’ine salat eyle, Muhammed ve Ehl-i Beyt’ine bereket ver, Muhammed ve Ehl-i Beyt’ine rahmet eyle. Doğrusu Sen övülmüş ve yücesin; dilediğini yapansın ve Senin her şeye gücün yeter.”

Daha sonra hacetlerini isteyip peşinden de şöyle de:

اللّٰهُمَّ بِحَقِّ هٰذَا الدُّعاءِ، وَبِحَقِّ هَذِهِ الْأَسْماءِ الَّتِى لَايَعْلَمُ تَفْسِيرَها وَلَا يَعْلَمُ باطِنَها غَيْرُكَ، صَلِّ عَلىٰ مُحَمَّدٍ وَآلِ مُحَمَّدٍ وَافْعَلْ بِى ما أَنْتَ أَهْلُهُ وَلَا تَفْعَلْ بِى ما أَنَا أَهْلُهُ، وَاغْفِرْ لِى مِنْ ذُنُوبِى ما تَقَدَّمَ مِنْها وَما تَأَخَّرَ، وَوَسِّعْ عَلَىَّ مِنْ حَلالِ رِزْقِكَ، وَاكْفِنِى مَؤُونَةَ إِنْسانِ سَوْءٍ، وَجارِ سَوْءٍ، وَقَرِينِ سَوْءٍ، وَسُلْطانِ سَوْءٍ، إِنَّكَ عَلىٰ ما تَشاءُ قَدِيرٌ، وَبِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌ، آمِينَ رَبَّ الْعالَمِينَ.

“Allah’ım! Tefsirini ve batınını senden başka kimsenin bilmediği bu dua ve bu isimlerin hakkı hürmetine Muhammed ve Ehl-i Beyt’ine rahmet eyle ve bana karşı kendine layık olan şekilde davran ve benim hakkettiğim şekilde değil. Benim geçmiş ve gelecek günahlarımı bağışla, helal rızkını bana genişlet; kötü insanın zahmetini, kötü komşuyu, kötü arkadaşı, kötü yöneticiyi benden uzaklaştır; gerçekten sen dilediğin şeye kadirsin ve her şeyi çok iyi bilensin. Ey alemlerin Rabbi -bu duamı- kabul et.”

 

Bu duayı sonuna kadar oku. Allame Meclisî, Seyyid İbn Bâkî’nin “Misbah” adlı eserinden Simat duasından sonra şu duanın okunmasını nakletmiştir:

اللّٰهُمَّ بِحَقِّ هٰذَا الدُّعاءِ، وَبِحَقِّ هَذِهِ الْأَسْماءِ الَّتِى لَايَعْلَمُ تَفْسِيرَها وَلَا تَأْوِيلَها وَلَا باطِنَها وَلَا ظاهِرَها غَيْرُكَ، أَنْ تُصَلِّىَ عَلىٰ مُحَمَّدٍ وَآلِ مُحَمَّدٍ، وَأَنْ تَرْزُقَنِى خَيْرَ الدُّنْيا وَالْآخِرَةِ.

 

 

 

Allah’ım! Tefsirini, tevilini, batınını ve zahirini senden başka kimse-nin bilmediği bu dua ve bu isimlerin hakkı hürmetine Muhammed ve Ehl-i Beyt’ine rahmet eyle ve beni dünya ve ahiret hayrıyla rızıklandır.”

 

Daha sonra hacetlerini iste ve peşinden de şöyle de:

وَافْعَلْ بِى ما أَنْتَ أَهْلُهُ، وَلَا تَفْعَلْ بِى ما أَنَا أَهْلُهُ، وَانْتَقِمْ لِى مِنْ فُلانِ بْنِ فُلانٍ.

“Bana karşı kendine yakışır şekilde davran ve benim hakkettiğim şekilde değil. Ve falan oğlu falandan benim intikamımı al.”

 

“Falan oğlu falan” yerine düşmanının ismini söyle.

وَاغْفِرْ لِى مِنْ ذُ نُوبِى مَا تَقَدَّمَ مِنْها وَمَا تَأَخَّرَ، وَ لِوالِدَىَّ وَ لِجَمِيعِ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِناتِ، وَوَسِّعْ عَلَىَّ مِنْ حَلالِ رِزْقِكَ، وَاكْفِنِى مَؤُونَةَ إِنْسانِ سَوْءٍ، وَجارِ سَوْءٍ، وَسُلْطانِ سَوْءٍ، وَقَرِينِ سَوْءٍ، وَيَوْمِ سَوْءٍ، وَساعَةِ سَوْءٍ، وَانْتَقِمْ لِى مِمَّنْ يَكِيدُنِى، وَمِمَّنْ يَبْغِى عَلَىَّ، وَيُرِيدُ بِى وَبِأَهْلِى وَأَوْلادِى وَ إِخْوانِى وَجِيرانِى وَقَراباتِى مِنَ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِناتِ ظُلْماً، إِنَّكَ عَلىٰ ما تَشَاءُ قَدِيرٌ، وَبِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌ، آمِينَ رَبَّ الْعالَمِينَ.

“Benim, ebeveynimin, bütün erkek ve kadın müminlerin geçmiş ve gelecek günahlarımı bağışla, helal rızkından rızkımı genişlet; kötü insanın zahmetini, kötü komşuyu, kötü yöneticiyi, kötü arkadaşı, kötü günü, kötü saati benden uzaklaştır; bana hile yapandan, bana zulmedenden, bana, aileme, çocuklarıma, kardeşlerime, komşularıma, erkek ve kadınlardan olan mümin akrabalarıma zulmetmek isteyen kimseden intikamımı al; gerçekten sen dilediğin şeye kadirsin ve her şeyi çok iyi bilensin. Ey alemlerin rabbi -bu duamı- kabul et.”

Daha sonra şöyle de:

اللّٰهُمَّ بِحَقِّ هٰذَا الدُّعاءِ تَفَضَّلْ عَلىٰ فُقَراءِ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِناتِ بِالْغِنىٰ وَالثَّرْوَةِ، وَعَلىٰ مَرْضَى الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِناتِ بِالشِّفاءِ وَالصِّحَّةِ، وَعَلىٰ أَحْياءِ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِناتِ بِاللُّطْفِ وَالْكَرامَةِ، وَعَلىٰ أَمْواتِ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِناتِ بِالْمَغْفِرَةِ وَالرَّحْمَةِ، وَعَلىٰ مُسافِرِى الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِناتِ بِالرَّدِّ إِلىٰ أَوْطانِهِمْ سالمِينَ غانِمِينَ، بِرَحْمَتِكَ يَا أَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ، وَصَلَّى اللّٰهُ عَلىٰ سَيِّدنا مُحَمَّدٍ خاتَمِ النَّبِيِّينَ وَعِتْرَتِهِ الطَّاهِرِينَ وَسَلَّمَ تَسْلِيماً كَثِيراً.

“Allah’ım! Bu dua hürmetine fakir olan erkek ve kadın müminlere zenginlik ve servet, hasta olan erkek ve kadın müminlere şifa ve sağlık, hayatta olan erkek ve kadın müminlere lütuf ve bağış, ölen erkek ve kadın müminlere mağfiret ve rahmet, yolcu olan erkek ve kadın müminlere sağ-salim ve bir yarar etmiş olarak vatanlarına dönüş ver. Rahmetin hürmetine ey merhametlilerin en merhametlisi. Efendimiz, peygamberlerin sonuncusu Muhammed’e ve onun tertemiz Ehl-i Beyt’ine rahmet ve çokça selam eyle.”

 

Şeyh İbn Fehed diyor ki: Simat duasından sonra şöyle demek müstehaptır:

اللّٰهُمَّ إِنِّى أَسْأَلُكَ بِحُرْمَةِ هٰذَا الدُّعاءِ، وَبِما فاتَ مِنْهُ مِنَ الْأَسْماءِ، وَبِما يَشْتَمِلُ عَلَيْهِ مِنَ التَّفْسِيرِ وَالتَّدْبِيرِ الَّذِى لَايُحِيطُ بِهِ إِلّا أَنْتَ، أَنْ تَفْعَلَ بِى كَذا وَكذا.

“Allah’ım! Ben bu duanın hakkı hürmetine ve onda geçmeyen isimlerin hürmetine ve onların kapsadığı ve senden başka kimsenin bilmediği tefsir ve tedbir hürmetine benim hakkımda şöyle böyle et.

 

“Şöyle şöyle” yerine hacetlerini iste.