Sabah Duası

Lütfen bir seçenek seçin
İndir

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ اللّٰهُمَّ يَا مَنْ دَلَعَ لِسانَ الصَّباحِ بِنُطْقِ تَبَلُّجِهِ، وَسَرَّحَ قِطَعَ اللَّيْلِ الْمُظْلِمِ بِغَيَاهِبِ تَلَجْلُجِهِ، وَأَتْقَنَ صُنْعَ الْفَلَكِ الدَّوَّارِ فِى مَقَادِيرِ تَبَرُّجِهِ، وَشَعْشَعَ ضِيَاءَ الشَّمْسِ بِنُورِ تَأَجُّجِهِ، يَا مَنْ دَلَّ عَلَىٰ ذَاتِهِ بِذَاتِهِ، وَتَنَزَّهَ عَنْ مُجَانَسَةِ مَخْلُوقَاتِهِ، وَجَلَّ عَنْ مُلائَمَةِ كَيْفِيَّاتِهِ، يَا مَنْ قَرُبَ مِنْ خَطَراتِ الظُّنُونِ، وَبَعُدَ عَنْ لَحَظَاتِ الْعُيُونِ، وَعَلِمَ بِمَا كَانَ قَبْلَ أَنْ يَكُونَ، يَا مَنْ أَرْقَدَنِى فِى مِهَادِ أَمْنِهِ وَأَمَانِهِ، وَأَيْقَظَنِى إِلىٰ مَا مَنَحَنِى بِهِ مِنْ مِنَنِهِ وَ إِحْسَانِهِ، وَكَفَّ أَكُفَّ السُّوءِ عَنِّى بِيَدِهِ وَسُلْطَانِهِ؛

Bismillahirrahmanirrahim
“Allah’ım! Ey sabahı apaçık aydınlığıyla aşikâr eden, gecenin karanlıklarını kendi haline salıveren, burçlardaki ölçülerinde gezegenlerine sapasağlam bir yapı veren ve ışık saçan güneşin nurunu her tarafa yayan Allah.
Ey varlığına, varlığı ile delil olan; yaratıklara benzemekten münezzeh ve yaratıkların niteliklerinden yüce olan Allah.
Ey basiret gözü ve düşüncelere yakın, zahiri gözlerin bakışından uzak olan ve varlıkları yaratmadan önce onları bilen Allah.
Ey huzur içinde beni uyutan, bana bağışlamış olduğu çeşitli nimet ve ihsanlarından yaralanmam için tekrar uykudan uyandıran, kendi eli ve egemenliğiyle kötülükleri benden uzaklaştıran Allah.

صَلِّ اللّٰهُمَّ عَلَى الدَّلِيلِ إِلَيْكَ فِى اللَّيْلِ الْأَلْيَلِ، وَالْمَاسِكِ مِنْ أَسْبَابِكَ بِحَبْلِ الشَّرَفِ الْأَطْوَلِ، وَالنَّاصِعِ الْحَسَبِ فِى ذِرْوَةِ الْكَاهِلِ الْأَعْبَلِ، وَالثَّابِتِ الْقَدَمِ عَلَىٰ زَحالِيفِها فِى الزَّمَنِ الْأَوَّلِ، وَعَلَىٰ آلِهِ الْأَخْيَارِ الْمُصْطَفَيْنَ الْأَبْرارِ، وَافْتَحِ اللّٰهُمَّ لَنَا مَصَارِيعَ الصَّباحِ بِمَفَاتِيحِ الرَّحْمَةِ وَالْفَلَاحِ، وَأَلْبِسْنِى اللّٰهُمَّ مِنْ أَفْضَلِ خِلَعِ الْهِدَايَةِ وَالصَّلَاحِ، وَأَغْرِسِ اللّٰهُمَّ بِعَظَمَتِكَ فِى شِرْبِ جَنانِى يَنَابِيعَ الْخُشُوعِ، وَأَجْرِ اللّٰهُمَّ لِهَيْبَتِكَ مِنْ آمَاقِى زَفَرَاتِ الدُّمُوعِ، وَأَدِّبِ اللّٰهُمَّ نَزَقَ الْخُرْقِ مِنِّى بِأَزِمَّةِ الْقُنُوعِ؛

Allah’ım! En karanlık gecede (delalet ve şirk karanlığında) halkı sana yönlendiren, üstün ve sağlam ipe (Kur’an’a) sarılan, kemalin zirvesinde hasebi (aile üstünlüğü) halis ve yüce olan, tâ başından ve cahiliyet devrinde halkın sapmasına (şirk ve delalette olmalarına) rağmen Allah’a ibadette sebat gösteren Peygamber’ine ve onun tertemiz, şeçkin ve üstün Ehl-i Beyt’ine salat eyle. Allah’ım; sabahın kapılarını felah ve rahmet kilitleriyle yüzümüze aç. Allah’ım; en güzel salah ve hidayet giysisini bana giydir. Allah’ım; büyüklüğünle kalbimin derinliklerine huşu ve tevazu çeşmelerini yerleştir. Allah’ım; heybetin için göz pınarımdan gözyaşlarını akıt. Allah’ım; haddi aşan serkeşlik ve cahilliğimi kanaat yularıyla düzelt.

إِلٰهِى إِنْ لَمْ تَبْتَدِئْنِى الرَّحْمَةُ مِنْكَ بِحُسْنِ التَّوْفِيقِ، فَمَنِ السَّالِكُ بِى إِلَيْكَ فِى واضِحِ الطَّرِيقِ ؟ وَ إِنْ أَسْلَمَتْنِى أَنَاتُكَ لِقائِدِ الْأَمَلِ وَالْمُنَىٰ فَمَنِ الْمُقِيلُ عَثَرَاتِى مِنْ كَبَوَاتِ الْهَوىٰ ؟ وَ إِنْ خَذَلَنِى نَصْرُكَ عِنْدَ مُحارَبَةِ النَّفْسِ وَالشَّيْطانِ، فَقَدْ وَكَلَنِى خِذْلانُكَ إِلىٰ حَيْثُ النَّصَبِ وَالْحِرْمانِ؛

Allah’ım; ilk başından güzel tevfikinle rahmetin beni sarmasaydı, apaçık doğru yolda kim beni sana yönlendirebilirdi? Eğer ağır davranman (mühlet vermen) sabrın beni batıl arzularımın çektiği yöne gitmekte beni kendi halime koyacak olsa, artık beni nefsin azgınlıklarından kim kutrarabilir? Eğer nefis ve şeytana karşı mücadelede yardımın benden esirgense, o zaman ben zorluk ve mahrumiyete duçar olurum.

إِلٰهِى أَتَرَانِى مَا أَتَيْتُكَ إِلّا مِنْ حَيْثُ الْآمالِ، أَمْ عَلِقْتُ بِأَطْرَافِ حِبَالِكَ إِلّا حِينَ باعَدَتْنِى ذُنُوبِى عَنْ دَارِ الْوِصَالِ، فَبِئْسَ الْمَطِيَّةُ الَّتِى امْتَطَتْ نَفْسِى مِنْ هَوَاها، فَوَاهاً لَهَا لِمَا سَوَّلَتْ لَهَا ظُنُونُها وَمُنَاها، وَتَبّاً لَها لِجُرْأَتِها عَلَىٰ سَيِّدِها وَمَوْلاها . إِلٰهِى قَرَعْتُ بَابَ رَحْمَتِكَ بِيَدِ رَجَائِى، وَهَرَبْتُ إِلَيْكَ لَاٰجِئاً مِنْ فَرْطِ أَهْوَائِى، وَعَلَّقْتُ بِأَطْرَافِ حِبَالِكَ أَنامِلَ وَلَاٰئِى، فَاصْفَحِ اللّٰهُمَّ عَمَّا كُنْتُ أَجْرَمْتُهُ مِنْ زَلَلِى وَخَطَائِى، وَأَقِلْنِى مِنْ صَرْعَةِ رِدَائِى، فَإِنَّكَ سَيِّدِى وَمَوْلاىَ وَمُعْتَمَدِى وَرَجَائِى؛

Allah’ım; sen görüyorsun ki sadece ümitlerimle sana geldim ve günahlarım visal yurdundan beni uzaklaştırdığında çaresiz kalarak senin kerem ve lütuf iplerine tutundum.
Nefsimi istediği yöne çekip götüren bu havâ ve heves bineği ne kötü bir binektir. Yazıklar olsun, batıl arzu ve hayallerle kendini aldatan ve mevlasına başkaldırmaya kalkışan nefse.
Allah’ım; ümit eliyle rahmet kapını çaldım. Hava ve hevesin taşkınlığı yüzünden sana koştum. Dostluk parmaklarımı rahmet iplerine geçirdim.
Allah’ım; artık günahımı, hatamı ve sürçmelerimi bağışla ve beni helak olmaktan koru. Çünkü sensin benim efendim, mevlam, ümidim ve güvenim.

وَأَنْتَ غايَةُ مَطْلُوبِى وَمُنَاىَ فِى مُنْقَلَبِى وَمَثْوَاىَ . إِلٰهِى كَيْفَ تَطْرُدُ مِسْكِيناً الْتَجَأَ إِلَيْكَ مِنَ الذُّنُوبِ هارِبَاً ؟ أَمْ كَيْفَ تُخَيِّبُ مُسْتَرْشِداً قَصَدَ إِلَىٰ جَنَابِكَ سَاعِياً ؟ أَمْ كَيْفَ تَرُدُّ ظَمْآناً وَرَدَ إِلىٰ حِيَاضِكَ شَارِباً ؟ كَلَّا وَحِيَاضُكَ مُتْرَعَةٌ فِى ضَنْكِ الْمُحُولِ، وَبَابُكَ مَفْتُوحٌ لِلطَّلَبِ وَالْوُغُولِ، وَأَنْتَ غايَةُ الْمَسْؤُولِ وَنِهَايَةُ الْمَأْمُولِ . إِلٰهِى هَذِهِ أَزِمَّةُ نَفْسِى عَقَلْتُها بِعِقَالِ مَشِيَّتِكَ، وَهٰذِهِ أَعْبَاءُ ذُنُوبِى دَرَأْتُها بِعَفْوِكَ وَرَحْمَتِكَ، وَهَذِهِ أَهْوَائِىَ الْمُضِلَّةُ وَكَلْتُها إِلَىٰ جَنَابِ لُطْفِكَ وَرَأْفَتِكَ؛

Sensin benim her iki dünyada en son arzum ve isteğim. Allah’ım; günahlardan kaçıp sana sığınan aciz kulunu nasıl kerem kapından kovarsın? Senin kapına koşarak gelen ve yol göstermeni isteyen kimseyi lütuf ve ihsanından nasıl mahrum edersin? Susamışlığını gidermek için senin rahmet çeşmelerinin sahiline gelen kimseyi nasıl susamış olarak geri çevirirsin? Hayır; Oysa senin rahmet ve kerem çeşmelerin, kuru topraklarda da coşmaktadır, senin rahmet kapın, arayan ve tufeylilerin (herkesin) yüzüne açıktır, sensin en son arzu ve isteğim.
Allah’ım! Bu nefsimin yularıdır; onu senin irade ve rıza ipine iyice bağladım; bu günah yüklerimdir, onu rahmet ve affına sığınarak üzerimden atıyorum; bu dalalete çeken nefsimdir, onu senin lütuf ve merhametine bırakıyorum.

فَاجْعَلِ اللّٰهُمَّ صَبَاحِى هٰذا نَازِلاً عَلَىَّ بِضِيَاءِ الْهُدىٰ، وَبِالسَّلامَةِ فِى الدِّينِ وَالدُّنْيا، وَمَسَائِى جُنَّةً مِنْ كَيْدِ الْعِدَىٰ وَوِقايَةً مِنْ مُرْدِياتِ الْهَوَىٰ، إِنَّكَ قادِرٌ عَلَىٰ ما تَشاءُ، ﴿تُؤْتِى الْمُلْكَ مَنْ تَشاءُ، وَتَنْزِعُ الْمُلْكَ مِمَّنْ تَشاءُ، وَتُعِزُّ مَنْ تَشاءُ، وَتُذِلُّ مَنْ تَشاءُ، بِيَدِكَ الْخَيْرُ إِنَّكَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ، تُولِجُ اللَّيْلَ فِى النَّهارِ، وَتُولِجُ النَّهارَ فِى اللَّيْلِ، وَتُخْرِجُ الْحَىَّ مِنَ الْمَيِّتِ، وَتُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَيِّ، وَتَرْزُقُ مَنْ تَشاءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ، لَاإِلٰهَ إِلّا أَنْتَ سُبْحانَكَ اللّٰهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، مَنْ ذَا يَعْرِفُ قَدْرَكَ فَلَا يَخافُكَ، وَمَنْ ذَا يَعْلَمُ مَا أَنْتَ فَلَا يَهابُكَ؛

Allah’ım! Bu sabahı, hidayet ışığı, dünya ve dinimde selametlikle bana açılmasını mukadder eyle ve akşamımı, düşmanların hilesine siper ve nefsin helak edici heveslerine karşı bir koruyucu kıl. Gerçekten sen istediğin her herşeyi yapmaya kadirsin, dilediğine mülk verirsin, dilediğinden mülkü çeker alırsın. Dilediğini aziz edersin, dilediğini de zelil edersin. Hayır sadece senin elindedir. Muhakkak ki sen her şeye kadirsin. Geceyi gündüze ve gündüzü de geceye sokarsın. Ölüden diri ve diriden de ölü meydana getirirsin, dilediğine de hesapsızca rızık verirsin.
Senden başka tapılacak ma’bud yoktur. Sen her noksanlıktan münezzehsin; Allah’ım! hamd sana mahsustur. Kimdir senin yüceliğini bilip de senin celal ve azametinden korkmayan, kimdir seni hakkıyla tanıyıp da senin heybetinden titremeyen?

أَلَّفْتَ بِقُدْرَتِكَ الْفِرَقَ، وَفَلَقْتَ بِلُطْفِكَ الْفَلَقَ، وَأَنَرْتَ بِكَرَمِكَ دَياجِىَ الْغَسَقِ، وَأَنْهَرْتَ الْمِيَاهَ مِنَ الصُّمِّ الصَّياخِيدِ عَذْباً وَأُجَاجاً، وَأَنْزَلْتَ مِنَ الْمُعْصِراتِ ماءً ثَجَّاجاً، وَجَعَلْتَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ لِلْبَرِيَّةِ سِراجاً وَهَّاجاً، مِنْ غَيْرِ أَنْ تُمَارِسَ فِيَما ابْتَدَأْتَ بِهِ لُغُوباً وَلَا عِلاجاً، فَيا مَنْ تَوَحَّدَ بِالْعِزِّ وَالْبَقَاءِ، وَقَهَرَ عِبَادَهُ بِالْمَوْتِ وَالْفَناءِ، صَلِّ عَلىٰ مُحَمَّدٍ وَآلِهِ الْأَتْقِيَاءِ، وَاسْمَعْ نِدَائِى؛ وَاسْتَجِبْ دُعَائِى، وَحَقِّقْ بِفَضْلِكَ أَمَلِى وَرَجَائِى،

Kendi kudretinle çeşitli fırkalar arasında dostluk meydana getirdin.
Kendi lütfunla sabahı ağarttın. Kendi kereminle gecenin karanlığını aydınlığa çevirdin.

Sarp kayaların ortasından acı ve tatlı sular akıttın. Sıkıştırılan bulutlardan şarıl şarıl sular indirdin. Güneş ve ayı mahlukat için ışıklı çırağ yaptın. Yarattığın andan itibaren hiçbir zaman yorgunluk ve çaresizliğe düşmedin.
Ey bekâ ve izzeti ile tekliği kendisine mahsus kılan, ölüm ve fenâ ile (öldürüp yok ederek) tüm kullarına galip gelen Allah; Muhammed ve onun takvada üstün olan Ehl-i Beyt’ine salat eyle. Allah’ım; lütfunla çağrımı işit, duâmı kabul buyur, ümit ve arzumu gerçekleştir.

يَا خَيْرَ مَنْ دُعِىَ لِكَشْفِ الضُّرِّ، وَالْمَأْمُولِ لِكُلِّ عُسْرٍ وَيُسْرٍ، بِكَ أَنْزَلْتُ حاجَتِى فَلَا تَرُدَّنِى مِنْ سَنِيِّ مَوَاهِبِكَ خائِباً، يَا كَرِيمُ يَا كَرِيمُ يَا كَرِيمُ، بِرَحْمَتِكَ يَا أَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ، وَصَلَّى اللّٰهُ عَلىٰ خَيْرِ خَلْقِهِ مُحَمَّدٍ وَآلِهِ أَجْمَعِينَ.

Ey sıkıntının giderilmesi için çağrılanların en hayırlısı ve ey her zorluk ve kolaylık için ümit edilenlerin en hayırlısı; hacetimi senin kapına getirmişim. Beni güzel ihsanlarından mahrum olarak geri çevirme. Ey Kerim, ey Kerim, ey Kerim. Rahmetin hürmetine ey merhametlilerin en merhametlisi.
Allah’ın salat ve selamı yarattıklarının en hayırlısı olan Muhammed ve onun Ehl-i Beyt’inin tümüne olsun.”

إِلٰهِى قَلْبِى مَحْجُوبٌ، وَنَفْسِى مَعْيُوبٌ، وَعَقْلِى مَغْلُوبٌ، وَهَوَائِى غَالِبٌ، وَطَاعَتِى قَلِيلٌ، وَمَعْصِيَتِى كَثِيرٌ، وَ لِسَانِى مُقِرٌّ بِالذُّنُوبِ، فَكَيْفَ حِيلَتِى يَا سَتَّارَ الْعُيُوبِ، وَيَا عَلَّامَ الْغُيُوبِ، وَيَا كَاشِفَ الْكُرُوبِ ؟ اغْفِرْ ذُنُوبِى كُلَّها بِحُرْمَةِ مُحَمَّدٍ وَآلِ مُحَمَّدٍ، يَا غَفَّارُ يَا غَفَّارُ يَا غَفَّارُ، بِرَحْمَتِكَ يَا أَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ.

“Allah’ım; kalbim günahlardan oluşan perdeler arkasında kalmış; nefsim kusurlanmış, aklım yenik düşmüş, hava ve hevesim ise galip olmuştur. İtaatim az, günahım çok ve dilim ise günahlarımı itiraf etmektedir. Bu durumda çarem nedir, ey kusurları örten Allah, ey gaybı mutlak surette bilen Allah, ey kederleri gideren Allah, tüm günahlarmı bağışla, Muhammed ve Âl-i Muhammed hürmetine, ey çok bağışlayıcı, ey çok bağışlayıcı, ey çok bağışlayıcı, rahmetin hürmetine (duamı kabul et) ey merhametlilerin en merhametlisi.”