Hz. Zeynep’in (s.a) Doğum Günü 5 Cemaziyelevvel 1448
Hz. Zeynep (s.a.), İmam Ali (a.s.) ile Hz. Fâtıma Zehrâ’nın (s.a.) kızı ve Peygamber ailesinin seçkin şahsiyetlerinden biridir. Resûlullah’ın (s.a.a.) hanesinde yetişmiş; sahip olduğu ilim, basiret ve dirayet sebebiyle “Akîle” unvanıyla anılmıştır. 5 Cemâziyelevvel’de Medine’de dünyaya gelmiştir.
Hz. Zeynep’in şahsiyetinde ilim, tefekkür ve güçlü bir ifade kabiliyeti bir arada öne çıkar. Ailesinden aldığı terbiye ve birikimi çevresine aktaran örnek bir şahsiyet olarak tanınmıştır. İffet ve vakarı, onun toplumsal sorumluluk üstlenmesine engel olmamış; aksine bu sorumluluğu taşıma biçimine yön vermiştir. Allah’a olan tevekkülü, karşılaştığı ağır acılar ve imtihanlar karşısında metanetini korumasına güç katmıştır. İbadete olan bağlılığını Kerbelâ’dan sonraki son derece ağır şartlarda dahi sürdürmesi, manevi hayatının şartlara bağlı geçici bir alışkanlık değil, köklü bir kulluk şuuru üzerine kurulu olduğunu ortaya koyar.
Kerbelâ’da kardeşi İmam Hüseyin’in (a.s.) ve yakınlarının yanında yer aldı. Âşûrâ’dan sonra çocukların ve hayatta kalanların korunmasıyla yakından ilgilendi; hasta olan İmam Seccâd’ı (a.s.) gözetip kolladı. Kendi derin acısına rağmen çevresindekilerin ihtiyaçlarını fark etmesi ve onların sorumluluğunu üstlenmesi, şefkatinin ve güçlü sorumluluk bilincinin en açık örneklerinden biridir. Esaret sürecinde de Ehl-i Beyt mensuplarının toparlanmasına, dayanma güçlerini korumalarına ve maneviyatlarının canlı tutulmasına önemli katkıda bulundu.
Kûfe ve Şam’da yaptığı konuşmalar, Kerbelâ’da yaşananların hakikatini insanlara duyurmada önemli bir rol oynadı. Siyasi otoritenin karşısında büyük bir cesaretle Ehl-i Beyt’in kimliğini, konumunu ve uğradığı zulmü dile getirmesi; ilminin, basiretinin ve hitabet gücünün cesaretle nasıl bütünleştiğini gösterir.
Hz. Zeynep’in doğumunun hatırlanması, aynı zamanda kadınların eğitimine, ilmî ve manevi gelişimine ve toplum hayatındaki sorumluluklarına verilen değeri de güçlendiren bir vesiledir. Onun hayatında aileye karşı merhamet ile hakikati savunma sorumluluğu birbirinden ayrılmaz şekilde birleşmiştir. Zor durumda kalanları gözeten, sorumluluktan kaçmayan ve gerektiğinde hakikati açıkça dile getiren örnek bir şahsiyet olarak bıraktığı miras, Kerbelâ hafızasının ve Ehl-i Beyt tarihinin en önemli unsurlarından biri olmaya devam etmektedir.