← Medine.net

Ehl-i Beyt Takvimi - Dini Münasebetler - 2026-2027

Hicri takviminde dini münasebetler, İslami özel günler ve Ehl-i Beyt münasebetlerini keşfedin. Hz. Peygamber (s.a.a), Hz. Fatıma (s.a), Hz. Ali (a.s) ve Ehl-i Beyt imamlarının doğum ve şehadet günleri, mübarek geceler, bayramlar ve önemli hicri tarihler bu takvimde bir araya getirilmiştir.

Paylaş

Bugünün Tarihi

27 Rebiülahir 1448

Yaklaşan Dini Münasebetler

Ayarlar
Yaklaşan günler
7 gün kaldı
Hz. Zeynep’in (s.a) Doğum Günü 5 Cemaziyelevvel 1448

Hz. Zeynep (s.a.), İmam Ali (a.s.) ile Hz. Fâtıma Zehrâ’nın (s.a.) kızı ve Peygamber ailesinin seçkin şahsiyetlerinden biridir. Resûlullah’ın (s.a.a.) hanesinde yetişmiş; sahip olduğu ilim, basiret ve dirayet sebebiyle “Akîle” unvanıyla anılmıştır. 5 Cemâziyelevvel’de Medine’de dünyaya gelmiştir.

Hz. Zeynep’in şahsiyetinde ilim, tefekkür ve güçlü bir ifade kabiliyeti bir arada öne çıkar. Ailesinden aldığı terbiye ve birikimi çevresine aktaran örnek bir şahsiyet olarak tanınmıştır. İffet ve vakarı, onun toplumsal sorumluluk üstlenmesine engel olmamış; aksine bu sorumluluğu taşıma biçimine yön vermiştir. Allah’a olan tevekkülü, karşılaştığı ağır acılar ve imtihanlar karşısında metanetini korumasına güç katmıştır. İbadete olan bağlılığını Kerbelâ’dan sonraki son derece ağır şartlarda dahi sürdürmesi, manevi hayatının şartlara bağlı geçici bir alışkanlık değil, köklü bir kulluk şuuru üzerine kurulu olduğunu ortaya koyar.

Kerbelâ’da kardeşi İmam Hüseyin’in (a.s.) ve yakınlarının yanında yer aldı. Âşûrâ’dan sonra çocukların ve hayatta kalanların korunmasıyla yakından ilgilendi; hasta olan İmam Seccâd’ı (a.s.) gözetip kolladı. Kendi derin acısına rağmen çevresindekilerin ihtiyaçlarını fark etmesi ve onların sorumluluğunu üstlenmesi, şefkatinin ve güçlü sorumluluk bilincinin en açık örneklerinden biridir. Esaret sürecinde de Ehl-i Beyt mensuplarının toparlanmasına, dayanma güçlerini korumalarına ve maneviyatlarının canlı tutulmasına önemli katkıda bulundu.

Kûfe ve Şam’da yaptığı konuşmalar, Kerbelâ’da yaşananların hakikatini insanlara duyurmada önemli bir rol oynadı. Siyasi otoritenin karşısında büyük bir cesaretle Ehl-i Beyt’in kimliğini, konumunu ve uğradığı zulmü dile getirmesi; ilminin, basiretinin ve hitabet gücünün cesaretle nasıl bütünleştiğini gösterir.

Hz. Zeynep’in doğumunun hatırlanması, aynı zamanda kadınların eğitimine, ilmî ve manevi gelişimine ve toplum hayatındaki sorumluluklarına verilen değeri de güçlendiren bir vesiledir. Onun hayatında aileye karşı merhamet ile hakikati savunma sorumluluğu birbirinden ayrılmaz şekilde birleşmiştir. Zor durumda kalanları gözeten, sorumluluktan kaçmayan ve gerektiğinde hakikati açıkça dile getiren örnek bir şahsiyet olarak bıraktığı miras, Kerbelâ hafızasının ve Ehl-i Beyt tarihinin en önemli unsurlarından biri olmaya devam etmektedir.

Bu yıl

2026 Yılı Dini Münasebetler

Geçmiş Aylar9 ay
01 Ocak - 2026
Hz. Ali’nin (a.s) Doğum Günü [13 Recep]
279 gün önce

İmam Ali (a.s.), Ebû Tâlib ile Fâtıma bint Esed'in oğlu ve Ehl-i Beyt'in ilk imamıdır. Çocukluğundan itibaren Resûlullah'ın (s.a.a.) yanında yetişti. Annesinin Kâbe'ye girmesi ve onu orada dünyaya getirmesi, seçkin faziletlerinden biri olarak anılır. 13 Receb günü Mekke'de, Kâbe'nin içinde dünyaya geldi.

İslam davetinin başlangıcında Peygamber'e iman etti ve onun yanında sorumluluk üstlendi. Hicret gecesinde yatağında kalması, bağlılığını canını tehlikeye atarak gösterdiği olaylardan biridir. İlim ve cesareti, kulluk hayatıyla birlikte gelişti. Resûlullah'tan öğrendiği Kur'an ve sünnet bilgisi, insanlara rehberliğinde temel oldu.

İmam Ali'nin (a.s.) yönetim anlayışında kamu malı bir emanet olarak görülür. Yakınlarına ayrıcalık tanımaması, güçsüzün hakkını gözetmesi ve yöneticileri halka karşı sorumlu tutması, adaletinin belirgin örnekleridir. Nehcü'l-Belâğa'da derlenen hutbe ve mektupları, bu anlayışı açıklar. Yetimin ihtiyacını ve yoksulun sıkıntısını fark eden bir önder olarak sade yaşadı. Kendi imkânlarıyla halkın durumunu birbirinden koparmadı.

İbadetindeki derinlik, insanlara hizmet etmesine eşlik etti. Gece duası, Kur'an'la ilişkisi ve nefsini hesaba çekmesi, kararlarında koruduğu hakkaniyetin manevi temeliydi. Ailesinde sevgi ve sorumluluk, toplumsal hayatta emanete bağlılık öne çıktı. Kâbe'deki doğumunun sevinci, bu hayatın bütününe duyulan sevgiyle paylaşılır. Onun ilmini öğrenmek ve yetki kullanırken adil davranmak, velâyetine bağlılığın günlük karşılıklarıdır. İmam Ali'nin hatırası, güçlü olduğu hâlde başkasının hakkına saygı gösteren ve elindeki imkânı hizmet için kullanan bir şahsiyetin örneğini taşır.

Hz. Zeynep’in (s.a) Vefatı [15 Recep]
277 gün önce

Hz. Zeynep (s.a.), İmam Ali (a.s.) ile Hz. Fâtıma'nın (s.a.) kızı ve Kerbelâ'dan sonraki tanıklığıyla tanınan bir şahsiyettir. Yakınlarının kaybından sonra hayatta kalanları gözetti, esaret sırasında Ehl-i Beyt'in sesini duyurdu ve bilgisini, dirayetini korudu. 15 Receb onun vefatının anıldığı gündür; vefat yeri hakkında farklı nakiller bulunduğundan kesin bir şehir belirtilmez.

Kûfe'de ve Şam'da yaptığı konuşmalar, İmam Hüseyin'in (a.s.) kıyamının hakikatini açıkladı. Yönetimin olayları bir zafer olarak sunmasına karşı, esirlerin kimliğini ve uğradıkları zulmü anlattı. Sözlerindeki açıklık, aile içinde aldığı ilmî terbiyenin sonucuydu. Korku ve baskı altında düşüncesini ifade etmesi, cesaretinin belirgin yönüdür. Onun tanıklığı sayesinde Kerbelâ, savaş alanının dışındaki topluluklara da ulaştı.

Hz. Zeynep'in (s.a.) şefkati, çocuklarla ve hasta İmam Seccâd'la (a.s.) ilgilenmesinde görülür. Kendi yasını yaşarken korunmaya ihtiyaç duyanları yalnız bırakmadı. Bu tutum, metanetinin insanlara karşı duyarlılıkla birlikte bulunduğunu gösterir. Allah'a tevekkülü ve ibadete bağlılığı, zorluk karşısında dayanma gücünü besledi. Sabır, hayatında sorumluluk taşımayı ve gerektiğinde söz söylemeyi içeriyordu.

Vefatının hatırası, Kerbelâ'nın ardından hakikati yaşatanların emeğini de korur. Onun hayatından öğrenilen merhamet, acı çeken ailelere destek vermede; dirayet ise haksızlık karşısında doğruyu söylemede karşılık bulur. Kadınların bilgisi ve manevi emeği, Hz. Zeynep'in bıraktığı örnekte açık biçimde görülür.

İmam Musa Kazım’ın (a.s) Şehadeti [25 Recep]
267 gün önce

İmam Mûsâ Kâzım (a.s.), Ehl-i Beyt'in yedinci imamıdır. Hayatının son yıllarını hapiste geçirmesine rağmen ilim ve rehberlik görevini sürdürdü. Rivayetlere göre Hârûnürreşîd'in emriyle hapishanede zehirlendi; kabri bugünkü Kâzımeyn'dedir. Hicrî 183 yılının 25 Receb günü Bağdat'ta şehit edildi.

Hapis şartları, İmam'ın namaz, dua ve Kur'an'la bağını kesmedi. Uzun ibadeti ve Allah'a yönelişi, çevresindekiler üzerinde de etkili oldu. “Kâzım” lakabıyla anılan öfkesine hâkim olma özelliği, bu ağır şartlarda korunmuş bir ahlaktı. Kendisine kötü davrananların karşısında vakarını yitirmedi. Sabırlı tutumu, imamet sorumluluğuna sadık kalması ve zulme onay vermemesiyle birlikte anlaşılır.

Hapsedilmeden önceki hayatında dinî soruları cevapladı, öğrenciler yetiştirdi ve ihtiyaç sahiplerini gözetti. Güvenilir temsilciler, farklı bölgelerdeki müminlerle bağın sürdürülmesine yardımcı oldu. Borçlulara destek olması ve yardımı incitmeden sunması, cömertliğinin belirgin örnekleridir. İnsanların sıkıntısını dinlemesi, hizmet anlayışında kişiye gösterilen saygının önemini ortaya koyar. Onun rehberliği, ibadetle birlikte toplumsal güveni ve yardımlaşmayı güçlendirdi.

İmam Kâzım'ın (a.s.) şehadetinin mateminde, baskıya karşı koruduğu onur ve manevi dayanıklılık hatırlanır. Kâzımeyn'deki ziyaret, ona duyulan sevginin ve bıraktığı öğretinin hatırasını yaşatır. Kendini denetlemek, emaneti korumak ve muhtaçlara destek vermek, onun ahlakında birbiriyle bağlantılıdır. Ailede öfkeye hâkim olmak da toplumda haksızlığa karşı ölçülü davranmak da aynı sorumluluğa dayanır. Hayatı, zor şartlar altında bile insanın kulluğunu ve başkalarına hizmet etme iradesini koruyabileceğini gösterir.

Meb’as Günü [27 Recep]
265 gün önce

27 Receb, Resûlullah'ın (s.a.a.) peygamberlik görevinin başladığı Bi'set günüdür. İlk vahiy, Mekke yakınındaki Hira Mağarası'nda geldi. Allah'ın elçisi, insanları tevhide çağırma ve vahyin rehberliğini onlara ulaştırma sorumluluğunu üstlendi. Okumaya ve Yaradan'ı tanımaya yönelik ilk çağrı, öğrenmenin ve bilinçli kulluğun değerini ortaya koydu. Bu başlangıç, İslam davetinin sonraki bütün dönemlerine yön verdi.

Peygamber'in daveti, insanın ahlakını ve toplumdaki ilişkilerini de etkiledi. Güçsüzlerin onurunu korumak, haksız kazançtan uzak durmak ve verilen sözü yerine getirmek, imanla birlikte öğretildi. Mekke'deki baskılara karşı sabrı, tebliğ görevine bağlılığını gösterdi. İnsanlara merhametle yaklaşırken hakikati açıklamaktan vazgeçmedi. Hz. Hatice (s.a.) ile İmam Ali'nin (a.s.) erken desteği, bu zor dönemin önemli dayanaklarıydı.

Bi'setin eğitim yönünde, insanın düşünmesini ve kendini arındırmasını sağlayan bir rehberlik vardır. Kur'an, aileden alışverişe kadar hayatın çeşitli alanlarında sorumluluk bilinci oluşturdu. Resûlullah'ın yaşayışı, vahyin hükümlerini ve güzel ahlakı insanlara uygulamalı biçimde gösterdi. Bilgiye verilen önem, kişinin öğrendiğini doğru davranışa dönüştürmesini gerektiriyordu. Bu sebeple dinî eğitimde niyet, ahlak ve başkasının hakkını gözetme birlikte yer alır.

Mi'rac, Peygamber'in gece yolculuğu ve ilahî yakınlığıyla hatırlanan başka bir olaydır. Namazın manevi anlamı, bu hatırada özel bir yer taşır. Bi'set gününde Kur'an okumak, salavat getirmek ve nebevî ahlakı öğrenmek, peygamberlik görevinin insanlığa sunduğu rahmeti hatırlatır. Aileye merhamet, komşuya saygı ve haksızlığa karşı dürüst tutum, bu öğretinin günlük karşılıklarıdır. 27 Receb'in temel anlamı Bi'settir; Mi'rac'ın kesin günü hakkında farklı nakiller bulunduğundan bu takvimde onun hatırası da birlikte anılır.

İmam Hüseyin’in (a.s) Doğum Günü [3 Şaban]
259 gün önce

İmam Hüseyin (a.s.), İmam Ali (a.s.) ile Hz. Fâtıma Zehrâ'nın (s.a.) oğlu ve Ehl-i Beyt'in üçüncü imamıdır. Resûlullah'ın (s.a.a.) sevgisi ve terbiyesi içinde yetişti; ağabeyi İmam Hasan'dan (a.s.) sonra rehberlik görevini üstlendi. Hicrî 4 yılının 3 Şâban günü Medine'de dünyaya geldi.

Resûlullah'ın torununa gösterdiği ilgi, İmam Hüseyin'in manevi konumunun tanınmasında önemli oldu. Çocukluk yıllarında gördüğü sevgi, aile bağlarına ve insanlara yaklaşımında karşılık buldu. İbadeti ve Kur'an'la ilişkisi, hayatının temel özelliklerindendi. Allah'a bağlılığı, topluma karşı sorumluluğunu besledi. Kararlarında insan onuruna önem vermesi, manevi hayatıyla sosyal tutumunun aynı değerlerden doğduğunu gösterir.

İmam Hüseyin'in (a.s.) ihtiyaç sahiplerine yardımı, cömertliğinin belirgin yönüdür. Yardım ettiği kişiyi utandırmamaya ve sıkıntısını anlamaya özen gösterirdi. İnsanların sözlerini dinlemesi, yakınlarına şefkatli davranması ve kendisine başvurana ilgi göstermesi, gündelik ahlakını açıklar. Ehl-i Beyt'in terbiyesinde güç ve imkân, başkasına hizmet için değerlendirilir. Onun hayatındaki paylaşma ve nezaket, bu anlayışın canlı örnekleridir.

Kerbelâ'daki tutumu, yıllar boyunca sürdürdüğü kulluk ve adalet sorumluluğuyla bağlantılıdır. Yezid'e biat etmeyi reddetmesi, haksız uygulamalara onay vermeme iradesini ortaya koydu. Doğum gününde bu hayatın aile, eğitim ve hizmet yönleri de hatırlanır. Çocuklara sevgi göstermek ve yardıma muhtaç insanları gözetmek, onun örnekliğini toplum içinde yaşatır. İmam Hüseyin'e duyulan bağlılık, doğruyu söyleme cesaretiyle ve başkasının haysiyetine saygıyla güçlenir. 3 Şâban'ın sevinci, bu ahlaki mirası yeni kuşaklara tanıtma imkânı sunar.

Hz. Ebulfazl Abbas’ın (a.s) Doğum Günü [4 Şaban]
258 gün önce

Hz. Abbas (a.s.), İmam Ali (a.s.) ile Ümmü'l-Benîn'in oğlu ve Kerbelâ'da İmam Hüseyin'in (a.s.) sancaktarıdır. “Ebü'l-Fazl” lakabıyla tanınır; cesareti, basireti ve kardeşine vefasıyla hatırlanır. Hicrî 26 yılının 4 Şâban günü Medine'de dünyaya geldi.

İmam Ali'nin (a.s.) ailesinde yetişmesi, onun ilim ve ahlakla kurduğu bağı şekillendirdi. İmam Hüseyin'e bağlılığı, kardeş sevgisiyle imamına gösterdiği sadakati birlikte içeriyordu. Kerbelâ'da karşılaştığı ağır şartları anlayarak onun yanında kaldı. Kendisine sunulan eman teklifini kabul etmemesi, ortak sorumluluğu kişisel güvenliğinin önünde tuttuğunu gösterir. Kararındaki açıklık, vefasının bilinçli bir seçime dayandığını ortaya koyar.

Hz. Abbas'ın (a.s.) su ulaştırma çabası, kafilenin ihtiyaçlarına gösterdiği özenin en çok hatırlanan yönüdür. Susuz çocukların ve ailelerin durumunu gözetti; tehlikeye rağmen hizmet görevini üstlendi. Sancaktarlığı, topluluğun güvenini taşıyan bir emanet niteliğindeydi. Cesareti, güçsüzlerin korunması ve başkasının ihtiyacının giderilmesi amacıyla kullanıldı. Bu tutum, onun fedakârlığına insani ve manevi bir derinlik kazandırır.

Âşûrâ günü şehit edilen Hz. Abbas'ın (a.s.) kabri Kerbelâ'dadır. İmam Hüseyin'in türbesinin yakınındaki ziyareti, vefasına duyulan saygıyı yaşatır. Doğum gününde onun örnekliği, kardeşlik bağlarını korumak ve üstlenilen işi özenle yerine getirmekle hatırlanır. İmkânını yardıma ihtiyaç duyanlar için kullanmak da aynı hizmet anlayışının bir parçasıdır. Hz. Abbas'ın hatırası, sadakatin zor zamanda görünür hâle geldiğini ve sevginin emanet karşısındaki sorumlulukla güçlendiğini gösterir. Onun adı, Kerbelâ'da merhametle birleşen cesaretin simgesi olarak anılır.

İmam Zeynelabidin’in (a.s) Doğum Günü [5 Şaban]
257 gün önce

İmam Zeynelâbidîn (a.s.), İmam Hüseyin'in (a.s.) oğlu ve Ehl-i Beyt'in dördüncü imamıdır. “Seccad”, çok secde eden; “Zeynelabidin” ise ibadet edenlerin ziyneti anlamına gelir. Bu lakaplar, onun ibadetindeki derinliği ve kulluğa verdiği önemi ifade eder. Ailesinden aldığı terbiyeyi Kerbelâ'dan sonraki uzun eğitim ve irşat döneminde topluma aktardı. Hicrî 38 yılının 5 Şâban günü Medine'de dünyaya geldi.

İmam'ın kulluk anlayışında Allah'a yakınlık, kişinin kendi kusurlarını fark etmesiyle gelişir. Sahîfe-i Seccâdiyye'deki dualarında şükür, bağışlanma ve ahlaki olgunlaşma birlikte yer alır. İnsan, Rabbinden yardım isterken niyetini ve davranışlarını da gözden geçirir. İmam'ın duaları, anne babayı, komşuları ve sıkıntı içindeki insanları unutmaz. Bu dil, ibadetin başkasına karşı duyarlılığı güçlendirdiğini gösterir.

Risâletü'l-Hukūk'ta insanın çeşitli ilişkilerinde taşıdığı görevler açıklanır. Kendi bedeninden yakın çevresine uzanan haklar, sorumluluğun hayatın her alanında bulunduğunu hatırlatır. Öğretmen ve öğrencinin, anne baba ve çocuğun, komşuların birbirine karşı görevleri vardır. İmam Seccâd'ın (a.s.) eğitiminde bu hakların tanınması, toplumsal güvenin temelidir. İhtiyaç sahiplerine gizlice yardım etmesi, anlattığı ahlakın yaşayışındaki karşılığıdır.

Kerbelâ'daki kayıpların ardından da ilim ve hizmet görevini sürdürmesi, metanetinin belirgin yönüdür. Yaşanan zulmü unutmadı; bununla birlikte yeni kuşakların yetişmesi için emek verdi. Sabırlı rehberliği, insanların imanını ve ahlakını güçlendirmeye yöneldi.

İmam Zeynelâbidîn'in doğumunun sevinci, dua mirasıyla tanışmak ve ilişkilerde hak gözetmekle paylaşılır. İmam'ın hayatı, manevi derinliğin başkasının derdini fark eden bir merhametle tamamlandığını ortaya koyar. Onun öğretisinde kişi, Allah'a yönelirken aile ve toplum karşısındaki emanetini de hatırlar.

Hz. Ali Ekber’in (a.s) Doğum Günü [11 Şaban]
251 gün önce

Hz. Ali Ekber (a.s.), İmam Hüseyin (a.s.) ile Leylâ'nın oğlu ve Kerbelâ'da anılan genç şahsiyetlerden biridir. Ahlakı, konuşması ve görünüşüyle Resûlullah'a (s.a.a.) benzerliğiyle tanınır. Ailesinden aldığı terbiye, inancını ve sorumluluk anlayışını şekillendirdi. Doğumunun anıldığı 11 Şâban'da Medine'de dünyaya geldi.

Ali Ekber'in (a.s.) Peygamber'e benzerliği, ailesi için derin bir sevgi kaynağıydı. Bu yakınlık, güzel ahlakıyla ve insanlarla konuşma biçimiyle birlikte anılır. Babasının yanında bulunurken yolculuğun amacını ve karşılaşılan tehlikeyi anlamaya çalıştı. Irak yolunda hak üzere olduklarını öğrendiğinde ölüm karşısında kararlılığını ifade etmesi, inancındaki açıklığı gösterir. Cesareti, neyin uğruna fedakârlık yaptığını bilmesiyle anlam kazandı.

Kerbelâ'da İmam Hüseyin'in (a.s.) yanında kaldı ve Âşûrâ günü şehit edildi. Babasına saygısı ile imamına bağlılığı aynı tutumda birleşti. Gençliği, üstlendiği görevin sorumluluğunu azaltmadı. Edep ve kararlılığın birlikte bulunması, kişiliğinin belirgin özellikleridir. Onun hatırasında, güçlü duyguların doğru bir amaç ve ahlaki ölçüyle yönlendirilmesi görülür. Aileye sevgi, hak karşısındaki sadakati besleyen bir bağ oldu.

Doğumunun kutlandığı gün, gençlerin eğitimine ve ahlaki gelişimine değer vermeyi hatırlatır. Onların sorularını dinlemek, güvenilir görevler üstlenmelerine imkân tanımak ve kararlarında bilinç kazanmalarına yardımcı olmak önemlidir. Ali Ekber'in örnekliği, cesareti saygıyla ve doğru sözlülükle birlikte ele alır. Genç bir insanın toplumdaki katkısı, yaşının yanında bilgisi ve sorumluluğuyla da değerlendirilir. Hz. Ali Ekber'in hayatı, Peygamber ailesinin terbiyesinin yeni bir kuşakta nasıl karşılık bulduğunu gösteren seçkin bir örnektir.

02 Şubat - 2026
İmam Mehdi’nin (a.f) Doğum Günü [15 Şaban]
247 gün önce

İmam Mehdî (a.f.), İmam Hasan Askerî (a.s.) ile Nergis Hatun'un oğlu ve Ehl-i Beyt Mektebi'nde on ikinci imamdır. Resûlullah'ın (s.a.a.) soyundan gelen ilahî rehberliğin devamı olarak tanınır; 15 Şâban'ın sevinci, adalet umuduyla birlikte anılır. Hicrî 255 yılının 15 Şâban günü Sâmerrâ'da dünyaya geldi.

İmam'ın doğumu, Abbâsî yönetiminin Peygamber ailesi üzerindeki gözetiminin yoğun olduğu bir dönemde gerçekleşti. Babasının şehadetinin ardından imamet görevini üstlendi. Küçük Gaybet döneminde dört özel nâib aracılığıyla yürütülen iletişim, müminlerin sorularının ulaştırılmasına yardımcı oldu. Daha sonra Büyük Gaybet dönemi başladı. Bu süreçte imamete bağlılık, dinî bilgiye güvenilir yollarla ulaşma ve görevleri sürdürme sorumluluğunu korudu.

İmam Mehdî'yi (a.f.) beklemenin manevi yönünde dua, sabır ve ümit vardır. İnsan, zulmün kalıcı olmadığına inanarak Rabbine yönelir ve kendi davranışlarını düzeltmeye çalışır. Adalet beklentisi, bugünkü ilişkilerinde de hakkı gözetmesini gerektirir. Dürüst kazanç, ailede güven ve güçsüzleri koruma, bu bağlılığın somut örnekleridir. Başkasının sıkıntısını fark eden ve görevlerini özenle yerine getiren kişi, bekleyişini ahlaki bir çabaya dönüştürür.

15 Şâban gecesinde dua, istiğfar ve ibadetle Allah'ın rahmeti istenir. Kutlamalarda sevinci ihtiyaç sahipleriyle paylaşmak ve müminler arasındaki kardeşliği güçlendirmek önemlidir. İmam adına aktarılan haberlerde doğruluk aranması ve zuhur için tarih belirlenmemesi, dinî bilginin sorumluluğudur. Doğumunun hatırası, Peygamber ailesine sevgiyle birlikte adalet için çalışma iradesini yeniler. Bu umut, insanın çevresindeki haksızlığa kayıtsız kalmadan merhametli ve güvenilir yaşamasına yön verir. 15 Şâban, kulluğun ve geleceğe duyulan ümidin birlikte hatırlandığı bir gündür.

Ramazan Ayının Birinci Günü; İlahi Ziyafetin Başlangıcı [1 Ramazan]
232 gün önce

Mübarek Ramazan ayı; kulluk, nefis terbiyesi, sabır ve Allah’a yöneliş ayıdır. Kur’an-ı Kerim’in bu ayda indirilmesi, orucun farz kılınması ve Kadir Gecesi’nin Ramazan’da bulunması, bu aya ayrı bir değer kazandırmıştır. Ramazan; insanın manevi hayatını güçlendirmesi, kötü alışkanlıklardan uzaklaşması, ihtiyaç sahiplerini gözetmesi ve ibadete daha fazla yönelmesi için önemli bir fırsattır.

Ramazan ayının birinci günü, bu manevi dönemin ve farz orucun başlangıcıdır. Müminler bu günü oruç, dua, Kur’an tilaveti ve istiğfarla değerlendirerek Ramazan’ın gün ve gecelerinden en güzel şekilde yararlanmaya çalışırlar.

İslami metinlerde Ramazan’ın başlangıç ve bitişi hilalin görülmesiyle yakından ilişkilendirilmiştir. Kur’an-ı Kerim’de, “Sizden kim Ramazan ayına erişirse onu oruçlu geçirsin” buyurulurken, rivayetlerde de hilalin görülmesine vurgu yapılmıştır. İmam Cafer Sadık’tan (a.s.) şu anlamda rivayet edilmiştir: “Hilali gördüğünüzde oruç tutun, yine hilali gördüğünüzde orucunuzu sona erdirin.” Hz. Peygamber’den (s.a.a.) nakledilen rivayetlerde de orucun başlangıç ve bitişi hilalin görülmesiyle bağlantılı olarak açıklanmıştır.

Bununla birlikte Ramazan ayı bütün İslam ülkelerinde her zaman aynı gün başlamamaktadır. Bunun temel sebeplerinden biri, ayın başlangıcının tespitinde benimsenen fıkhi esasların farklı olmasıdır. Bir bölgede görülen hilalin başka bölgeler için geçerli sayılıp sayılmaması, ufuk farklılığı ve dinî mercilerin değerlendirmeleri bu konuda etkili olabilmektedir.

Astronomik hesaplamalar da hilalin konumu ve görülme ihtimali hakkında önemli bilgiler sunmaktadır. Ancak fıkhi esaslara göre bu hesaplamalar tek başına hilal gözleminin yerini tutmaz ve daha çok yardımcı bir araç olarak değerlendirilir. Buna karşılık bazı İslam ülkelerinde astronomik hesaplamalar hicri takvimin belirlenmesinde daha belirleyici bir rol oynar. Bu farklı yaklaşımlar, Ramazan’ın bazı ülkelerde bir gün farklı başlamasına yol açabilmektedir.

Bütün bu farklılıklara rağmen Ramazan’ın ortak mesajı; Allah’a yakınlaşmak, nefsi terbiye etmek, dayanışmayı güçlendirmek ve manevi hayatta yeni bir başlangıç yapmaktır.

Hz. Hatice’nin (s.a) Vefatı [10 Ramazan]
223 gün önce

Hz. Hatice (s.a.), Resûlullah'ın (s.a.a.) eşi, Hz. Fâtıma Zehrâ'nın (s.a.) annesi ve İslam davetinin ilk destekçilerindendir. Onun kaybı, Ebû Tâlib'in vefatıyla birlikte Peygamber'in hayatında derin bir hüzne yol açtı. Peygamberliğin onuncu yılında Mekke'de vefat etti, Hacûn Mezarlığı'na defnedildi ve 10 Ramazan'da anılır.

Hz. Hatice, peygamberlikten önce ticaret hayatındaki itibarı ve güvenilirliğiyle tanınıyordu. Resûlullah'ın doğruluğunu ve ahlakını takdir etti; ortak hayatlarında sevgi ve güven güçlü bir yer tuttu. Vahyin başlamasının ardından onun yanında durdu ve davetine iman etti. Bu desteği, belirsizliğin ve dış baskının yaşandığı bir dönemde bilinçli bir tercihti. Basireti, hakikati tanımasında ve zor şartlarda bağlılığını sürdürmesinde görülür.

Malını ve imkânlarını İslam'ın ilk yıllarındaki ihtiyaçlar için kullandı. Kuşatma ve yoksunluk döneminde ailesinin ve müminlerin sıkıntısını paylaştı. Cömertliği, servetini koruma kaygısının önüne geçen bir fedakârlıkla ortaya çıktı. Peygamber'e sunduğu manevi destek de önemlidir; evde güven ve teselli sağladı. Böylece ekonomik tecrübesiyle aile içindeki şefkati, davetin güçlenmesine birlikte katkıda bulundu.

Resûlullah (s.a.a.), onun hatırasını vefatından sonra da sevgiyle korudu. İlk iman eden bir hanımın kararlılığı, İslam'ın başlangıcındaki kadın emeğini görünür kılar. Hz. Hatice'nin hayatı, doğru bildiği bir davayı imkânları ve davranışlarıyla destekleyen bir şahsiyetin örneğidir. Vefatını anarken zor zamanda bir insanın yanında durmanın ve kaynakları hayır için kullanmanın değeri hatırlanır. Ailede güven, toplumda dayanışma ve Allah'a bağlılık, onun bıraktığı hatıranın temel özellikleridir. Müminler arasında saygıyla anılması, bu fedakârlığın kalıcı karşılığıdır.

03 Mart - 2026
İmam Hasan Mücteba’nın (a.s) Doğum Günü [15 Ramazan]
218 gün önce

İmam Hasan Müctebâ (a.s.), İmam Ali (a.s.) ile Hz. Fâtıma Zehrâ'nın (s.a.) ilk çocuğu, Resûlullah'ın (s.a.a.) torunu ve Ehl-i Beyt'in ikinci imamıdır. Peygamber'in sevgisi ve ailesinin terbiyesiyle yetişti; babasının ardından dinî rehberlik görevini üstlendi. Hicrî 3 yılının 15 Ramazan günü Medine'de dünyaya geldi.

Resûlullah'ın torununa gösterdiği sevgi, ailede şefkatin değerini ortaya koyar. İmam Hasan'ın (a.s.) çocukluk yıllarında gördüğü terbiye, insanlarla ilişkilerindeki nezakette karşılık buldu. Kendisine kötü davrananlara karşı sabırlı olması ve öfkesini yönetmesi, hilm sahibi kişiliğinin belirgin yönleridir. İnsanları dinlemesi ve davranışlarının sonuçlarını gözetmesi, toplumdaki sorumluluğuna da yön verdi. Vakarı, başkalarının onurunu koruyan bir tutumla birlikte görüldü.

Cömertliği nedeniyle “Kerîm-i Ehl-i Beyt” adıyla anılır. İhtiyaç sahiplerine yardım ederken onların utanmasını ve küçük düşmesini önlemeye çalıştı. Malı, paylaşılması gereken bir imkân olarak değerlendirdi. Bu anlayış, yardımın miktarıyla birlikte sunuluş biçimine de önem verir. İmam'ın ibadeti ve Allah'a bağlılığı, insanlara gösterdiği özenin manevi temeliydi. Kulluk ve hizmet, hayatında birbirini tamamlayan sorumluluklardı.

İmam Hasan (a.s.), siyasi hayatında ağır şartlar altında kararlar verdi. Muâviye ile yaptığı antlaşmada müminlerin canını ve dinî hareketin geleceğini gözetti. Sabırlı değerlendirmesi, ailede ve halkla ilişkilerinde görülen duyarlılığıyla uyumluydu. 15 Ramazan'daki doğum sevinci, cömertlik ve merhametle paylaşılır. İhtiyaç sahibi bir aileyi gözetmek, bir kırgınlığı gidermek ve başkasına saygıyla yaklaşmak, onun ahlakını hatırlatır. İmam Hasan'ın hayatı, rehberliğin ilim kadar insanlara karşı incelik ve sorumluluk istediğini gösterir.

Kadir Gecesi [18 Ramazan]
215 gün önce

Ramazan'ın 18. gününün gün batımıyla, 19 Ramazan gecesi ve Kadir gecelerinin ilk ihya gecesi başlar. Kur'an'ın indirildiği Kadir Gecesi, bin aydan daha hayırlı olarak tanıtılır. Ehl-i Beyt'in rivayetlerinde 19, 21 ve 23 Ramazan gecelerini ibadetle geçirmek üzerinde durulur. Bu geceler, Allah'ın rahmetini istemek ve kulun hayatını gözden geçirmek için özel bir zaman oluşturur.

İhya, geceyi dua ve ibadetle değerlendirmektir. Kur'an tilaveti, istiğfar ve tövbe, bu yönelişin bilinen amellerindendir. Okunan ayetlerin anlamı üzerinde düşünmek, vahyin kişinin yaşayışındaki yerini güçlendirir. İnsan, Rabbine muhtaç olduğunu kabul ederken kendi kusurlarını da fark eder. Dua, geçmişteki yanlışları açıkça görmeye ve onları tekrarlamama niyetini yenilemeye yardımcı olur. Ümit ve sorumluluk, bu yakarışta birlikte bulunur.

Ehl-i Beyt'in öğretilerinde tövbe, başkasının hakkını gözetmeyle tamamlanır. Haksız alınan bir malın geri verilmesi, ödenmemiş bir borcun hatırlanması ve incitilen kişiye karşı hatanın telafi edilmesi önemlidir. Bu gece, insanın ilişkilerinde bıraktığı eksikleri düşünmesi için bir imkândır. Anne baba ve aile üyeleri için dua etmek, kendi çevresindeki ihtiyaçları fark etmeye de yöneltir. Manevi arınma, insanlara karşı daha güvenilir davranmaya zemin hazırlar.

19 Ramazan gecesi, İmam Ali'nin (a.s.) yaralanmasının hatırasını da taşır. Onun namazı ve adalet anlayışı, ibadetle toplumsal sorumluluğun bağını hatırlatır. İhya meclislerinde başkasının huzurunu gözetmek, sessizliği korumak ve ibadete katılanlara özen göstermek önemlidir. Bu gecede başlayan muhasebe, sonraki günlerde sürdürülen iyi davranışlarla güçlenir. Kadir gecelerine hazırlık, insanın Allah'a ve çevresindekilere karşı emanetini ciddiye almasıdır. İlk ihya gecesi, bu sorumluluğu yeniden hatırlayarak rahmet kapısına yönelme zamanıdır.

Hz. Ali’nin (a.s) Yaralanması [19 Ramazan]
214 gün önce

İmam Ali (a.s.), hicrî 40 yılının 19 Ramazan günü Kûfe Camii'nde sabah namazı sırasında Abdurrahman bin Mülcem tarafından yaralandı. Zehirli kılıçla vurulan darbe, iki gün sonra şehadetine yol açtı. Olay, İmam'ın toplumun yönetimini üstlendiği ve iç çatışmaların sürdüğü bir dönemde gerçekleşti. Ramazan'ın bu günü, ibadet ve adaletle dolu bir hayatın uğradığı saldırıyı hatırlatır.

İmam Ali'nin (a.s.) yönetiminde halkın hakkı ve kamu malının korunması temel ölçülerdi. Beytülmâli şahsi bir imkân olarak görmedi; yakınlarına da ayrıcalık tanımadı. Yöneticilerden halka karşı adil ve merhametli davranmalarını istedi. Bu anlayış, gücün sorumlulukla kullanılmasına dayanıyordu. Nehcü'l-Belâğa'daki mektupları, zayıfın sesini duyma ve yönetimde hakkaniyeti koruma görevinin açık örneklerini taşır.

Yaralandıktan sonra bile kendisine saldıran kişiye davranışta adaletin korunmasını öğütledi. Öfkenin ölçüsüz cezaya dönüşmesine izin vermedi. Bu tavır, ağır bir acının içinde dahi ahlaki ilkesini koruduğunu gösterir. İmam'ın cesareti, kendini denetleyen bir sorumlulukla birlikteydi. Namazı, gece yakarışları ve Kur'an bilgisi, kararlarının manevi temelini oluşturdu. Hayatı boyunca savunduğu hakkaniyet, son günlerinde de devam etti.

Bu olayın Kadir geceleriyle aynı zamana rastlaması, yası manevi muhasebeyle bir araya getirir. İmam Ali'yi (a.s.) hatırlayan kişi, kendi yetkisini ve imkânlarını nasıl kullandığını düşünür. Bir hakkı sahibine teslim etmek ve güçsüzü gözetmek, onun öğrettiği adaletin günlük karşılıklarıdır. Yaralanmasının acısı, ailesi ve müminler için büyük bir kayıp sürecinin başlangıcı oldu. Geride bıraktığı öğütler ise namazın, kamu sorumluluğunun ve insan onuruna saygının aynı hayatta nasıl birleştiğini göstermeyi sürdürür.

Kadir Gecesi [20 Ramazan]
213 gün önce

20 Ramazan'ın gün batımıyla 21 Ramazan gecesi, Kadir gecelerinin ikinci ihya gecesi başlar. Bu gece, Ehl-i Beyt'ten aktarılan rivayetlerde özel önem taşır. İmam Ali'nin (a.s.) şehadetinin hatırası da gecenin matem ve dua atmosferinde yer alır. Müminler, Kur'an'la ve yakarışla Allah'a yönelirken ilahî rahmeti ve bağışlanmayı isterler.

Kur'an okumak, ayetlerin kişinin hayatına ne söylediğini düşünmekle derinleşir. İnsan, ibadetini sürdürürken niyetini ve başkalarıyla ilişkisini gözden geçirir. İstiğfar, kendi kusurunu kabul eden samimi bir yöneliştir. Kişinin tövbesinde yanlış davranışını düzeltme kararı önemlidir. Ehl-i Beyt'e tevessül ve nakledilen dualar, bu gecelerde kulluk bilincini güçlendiren ameller arasında yer alır. Dua eden kişi, rahmetten ümidini kesmeden sorumluluğunu hatırlar.

İmam Ali'nin (a.s.) son öğütlerinde yetimler, komşular, Kur'an ve namaz üzerinde durulur. Bu öğütler, dinî hayatın insan ilişkilerinden ayrı düşünülemeyeceğini gösterir. Komşunun ihtiyacını fark etmek, ailede ihmali gidermek ve başkasının hakkını korumak, ibadetin ahlaki yönünü görünür kılar. 21 Ramazan gecesinde İmam'ın hatırasını yaşatmak, onun insanlara karşı duyarlılığını da öğrenmeyi gerektirir. Matem, bu sorumluluğu unutturan bir meşguliyet hâline gelmemelidir.

İhya sırasında kişi, yerine getirmediği görevleri telafi etmek için gerçekçi adımlar düşünebilir. Borcunu ödemek, verilen bir sözü tutmak veya bir kırgınlığı gidermek, tövbe niyetinin karşılıklarıdır. Meclislerde yaşlılara ve yorgunlara özen göstermek de kardeşliğin bir gereğidir. Gecenin sonunda alınan kararların günlük hayatta sürdürülmesi, manevi muhasebeyi kalıcı kılar. İkinci ihya gecesi, Allah'a yakınlık arzusuyla insanlara karşı emaneti birlikte hatırlatan bir zamandır. İmam Ali'nin adalet ve merhamet öğütleri, bu yönelişe rehberlik eder.

Hz. Ali’nin (a.s) Şehadeti [21 Ramazan]
212 gün önce

Hazreti Ali (a.s.), Ehl-i Beyt'in ilk imamı ve Resûlullah'ın (s.a.a.) yanında yetişmiş büyük bir önderdir. Derin ilmi, eşsiz cesareti ve adalete sarsılmaz bağlılığıyla Müslümanlar için kalıcı bir örnek olmuştur. Hicrî 40 yılının 19 Ramazan günü sabah namazı sırasında Kûfe Camii'nde İbn Mülcem'in zehirli kılıcıyla yaralandı. İki gün sonra, 21 Ramazan günü Kûfe'de şehit oldu.

İmam Ali'nin (a.s.) ilmî mirası, Kur'an'ın anlaşılması ve toplumun sorumluluklarının açıklanmasında önemli bir yere sahiptir. Nehcü'l-Belâğa'da yer alan hutbe ve mektuplarında kulluk, ahlak ve yönetim birlikte ele alınır. İnsanın nefsini hesaba çekmesi, yetki kullanırken halkın hakkını gözetmesine eşlik eder. Onun bilgisi, hayatın meselelerine yol gösteren bir rehberlikti. Cesareti ve açık sözlülüğü, hak bildiği ölçüyü korumasında görülür.

Yönetimde sade yaşaması, kamu malına karşı hassasiyeti ve yakınlarına ayrıcalık tanımaması, adalet anlayışının uygulamalarıdır. Yetimlere ve yoksullara özen göstermesi, halkla bağını güçlendirdi. Son vasiyetinde de bu sorumlulukları hatırlattı; namazı ve Kur'an'ı gözetmeyi öğütledi. Saldırganına karşı bile ölçülü davranılmasını istemesi, şahsi acısının hakkaniyeti gölgelemesine izin vermediğini gösterir. Bu tavır, ahlaki kararlılığının güçlü bir örneğidir.

Şehadet gecesinde dua ve matem, İmam'ın bıraktığı öğretinin hatırlanmasına eşlik eder. İnsan, ailesine karşı davranışını ve başkalarının malı üzerindeki sorumluluğunu düşünür. Adaletin günlük karşılığı, güveni korumak ve bir hakkı sahibine teslim etmektir. Necef'teki ziyaret, onun velâyetine duyulan sevginin manevi ifadesidir. Bu bağlılık, öğütlerinin öğrenilmesiyle ve insanlara karşı dürüst davranışla güçlenir. İmam Ali'nin hayatı, ilim ve ibadetin kamu sorumluluğunu yönlendirdiği bir örnek olarak hatırlanır; şehadeti bu rehberliğin etkisini sona erdirmemiştir.

Kadir Gecesi [22 Ramazan]
211 gün önce

22 Ramazan'ın gün batımıyla 23 Ramazan gecesi, Kadir gecelerinin üçüncü ihya gecesi başlar. Ehl-i Beyt'in rivayetlerinde bu geceye belirgin bir önem verilir. Kur'an'ın indirilişi, meleklerin inişi ve tan yeri ağarıncaya kadar süren esenlik, Kadir Gecesi'nin manevi büyüklüğünü anlatır. Müminler, dua ve ibadetle Allah'ın rahmetine yönelir ve hayatlarına ilişkin niyetlerini yenilerler.

Kur'an tilaveti ve ayetler üzerinde düşünmek, bu gecenin merkezindeki amellerdendir. İstiğfar ve tövbe, insanın kendisiyle dürüstçe yüzleşmesine yardımcı olur. Dua eden kişi, yalnız kendi ihtiyaçlarını değil, ailesinin ve başkalarının sıkıntılarını da Rabbine arz eder. Allah'ın affını istemek, yanlışları küçümsemeden ümit içinde yönelmektir. İbadette samimiyet, kişinin davranışlarını değiştirmeye hazır olmasını gerektirir. Bu sebeple gecenin muhasebesi, hayatın gerçek sorumluluklarıyla bağlantılıdır.

Önceki ihya gecelerinde fark edilen eksikler, 23 Ramazan gecesinde daha açık bir karara dönüşebilir. Haksız bir kazançtan vazgeçmek veya ihmal edilmiş bir hakkı ödemek, bu kararın örnekleridir. Ailede sabırlı davranmak ve iş hayatında güvenilir olmak da sürekli çaba ister. Dua, kişinin bu çaba için Allah'tan yardım istemesidir. Kadir gecelerinin manevi yoğunluğu, gündelik davranışlarda korunan bir ahlakla kalıcılık kazanır.

Birlikte ibadet edilen meclislerde başkalarının huzurunu gözetmek önemlidir. Sesini ölçülü kullanmak, katılanlara yer açmak ve ihtiyaç duyanlara yardımcı olmak, ibadet adabını tamamlar. Gece boyunca yapılan yakarışların ardından insanın daha dikkatli ve merhametli yaşama niyeti güçlenir. Ehl-i Beyt'in öğrettiği kulluk, başkasının hakkını fark eden bir sorumluluk taşır. Üçüncü ihya gecesi, ilahî rahmetin genişliğini hatırlarken insanın kendi niyetini ve görevlerini yeniden değerlendirdiği bir zamandır. Bu yöneliş, Ramazan'dan sonra da devam eden bir ahlakı besler.

Ramazan Bayramı [1 Şevval]
202 gün önce

1 Şevval, Ramazan orucunun ardından kutlanan Ramazan Bayramı'dır. Müminler, bir ay boyunca sürdürdükleri ibadet için Allah'a şükreder ve bayram sevincini paylaşırlar. Bayram namazı, dua ve fıtır sadakası bu günün dinî hayatında önemli bir yere sahiptir. Ramazan'da kazanılan sabır ve öz denetim, bayramla birlikte günlük ilişkilerde sürdürülmesi gereken bir terbiye bırakır.

Oruç, insanın ihtiyaçlarını ve alışkanlıklarını daha dikkatli fark etmesini sağlar. Açlık ve susuzluk tecrübesi, sıkıntı içindeki insanlara karşı duyarlılığı güçlendirebilir. Bayramda bu duyarlılık, ihtiyaç sahiplerini gözetme sorumluluğuna dönüşür. Fitre, toplumda yardımlaşmanın dinî ifadelerinden biridir; uygulanmasında kişinin bağlı olduğu dinî merciin hükümleri esas alınır. Verilen yardımda, karşıdakinin haysiyetinin korunması önemlidir. Şükür, nimetleri başkalarıyla paylaşan bir davranışta görünür olur.

Bayram ziyaretleri, aile ve komşuluk bağlarının güçlenmesine katkı sağlar. Uzun süredir görüşülmeyen bir yakını aramak, hastayı ziyaret etmek ve çocukları sevindirmek, ortak sevinci genişletir. Küskünlükleri gidermek de Ramazan'ın arınma çabasını ilişkilerde sürdürmenin bir yoludur. Bu buluşmalarda nezaket ve karşılıklı özen, kardeşlik duygusunu korur. Yalnız yaşayanların ve dar gelirli ailelerin unutulmaması, bayramın sosyal anlamını tamamlar.

Ramazan Bayramı, ibadetin bıraktığı iyi alışkanlıkları koruma zamanıdır. Dilini incitici sözden uzak tutmak, sözünde durmak ve imkânları israf etmemek, yılın diğer günlerinde de sürdürülür. Bayram sofrasında paylaşılan nimet, bu davranışların hatırlanmasına vesile olur. Şevval'in başlangıcı, hilalin tespitine ilişkin güvenilir dinî usullerle belirlenir. Bu günün sevinci, Allah'a şükürle ve insanlara gösterilen merhametle derinleşir. Ramazan'ın kazandırdığı bilinç, bayramdan sonra da aile ve toplum hayatına yön verdiğinde ibadetin etkisi devam eder.

İmam Mehdi’nin (a.f) Büyük Gaybetinin Başlangıcı [10 Şevval]
193 gün önce

Büyük Gaybet, hicrî 329 yılında İmam Mehdî'nin (a.f.) son özel nâibi Ali bin Muhammed es-Semerrî'nin vefatıyla başlayan dönemdir. Küçük Gaybet sırasında dört özel nâib aracılığıyla yürütülen iletişim, bu aşamada sona erdi. Bundan sonra aynı nitelikte özel bir temsilci atanmadı. İmamete bağlılık sürerken müminlerin dinî bilgiyi öğrenme ve toplumsal görevlerini yerine getirme sorumluluğu yeni bir döneme girdi.

Küçük Gaybet'teki temsilcilik, soruların iletilmesi ve cevapların ulaştırılması için güvenilir bir bağ kurmuştu. Bu dönemin sona ermesi, bilgiye başvuruda dikkatli olmayı daha da önemli kıldı. Ehl-i Beyt'ten aktarılan öğretilerin öğrenilmesi ve ehil dinî uzmanlara danışılması, müminlerin hayatına rehberlik eder. Bir kişinin özel temsilcilik iddiasını sorgulamadan kabul etmemek de bu sorumluluğun parçasıdır. Gaybet, insanın dinî görevlerini terk etmesine gerekçe oluşturmaz.

İmam Mehdî'yi (a.f.) beklemek, adalet umudunu sabır ve çalışma ile korumayı gerektirir. Mümin, elindeki imkânı başkasının hakkını gözeterek kullanır ve haksızlığa ortak olmamaya çalışır. Dua, zorluklar karşısında ümidi besler. Ailede güvenilir davranmak ve muhtaçlara destek olmak, bu bağlılığın gündelik örnekleridir. Gelecekteki adalet beklentisi, kişinin bugünkü ilişkilerinde de hakkaniyetli olmasını ister.

Büyük Gaybet'in hatırlanması, imametle kurulan manevi bağı ve toplumun bilgi sorumluluğunu yeniler. Müminler arasındaki yardımlaşma, sağlam dinî bilgiye erişim ve görevlerin sürekliliği önem taşır. Zuhur hakkında tarih belirlemeyen, dayanaksız haberleri yaymayan bir tutum, bu bilincin gereğidir. İmam'ın rehberliğine bağlılık, ümitle birlikte ahlaki bir kararlılık taşır. Büyük Gaybet'in başlangıcı hicrî 329 yılındaki son özel nâibin vefatına dayanır; bu bölümde kullanılan 10 Şevval günü için kesin bir tarihî dayanak bulunmamaktadır.

04 Nisan - 2026
Hz. Hamza’nın Şehadeti [15 Şevval]
188 gün önce

Hz. Hamza (a.s.), Resûlullah'ın (s.a.a.) amcası ve İslam davetinin güçlü destekçilerindendir. Uhud'daki kabri, ilk Müslümanların fedakârlığını hatırlatır. Rivayetlerde şehadetine Vahşî bin Harb'in sebep olduğu anlatılır. Hicrî 3 yılında Medine yakınındaki Uhud Savaşı'nda şehit edildi ve 15 Şevval'de anılır.

Hz. Hamza'nın Mekke'de İslam'ı kabul etmesi, baskı altındaki davete önemli bir destek sağladı. Peygamber'e yakınlığı, zor zamanda yanında durma sorumluluğuyla görünür oldu. Cesareti ve kararlılığı, haksızlığa uğrayanları savunmasında etkiliydi. Toplum içindeki konumunu doğru bildiği davayı korumak için kullandı. Bu tavır, akrabalık bağının hakka destek veren bir vefayla güçlenebileceğini gösterir.

Hicretten sonra da Müslüman topluluğun güvenliği için görev üstlendi. Uhud'daki mücadelesi, tehlike karşısında geri çekilmeyen kişiliğini ortaya koydu. Şehadeti, Resûlullah'a ve ailesine derin bir acı verdi. “Seyyidü'ş-Şühedâ” unvanıyla anılması, ona duyulan saygının ifadelerindendir. Hayatının manevi yönünde Peygamber'e bağlılık ve Allah'ın dinini destekleme iradesi bulunur. Cesareti, kişisel üstünlük arayışından ziyade üstlendiği sorumluluk içinde değerlendirilir.

Hz. Hamza'nın hatırası, ilk İslam toplumunda güvenilir insanların desteğinin taşıdığı değeri hatırlatır. Zor zamanda bir yakının yanında durmak, güçsüzleri savunmak ve verilen görevi yerine getirmek, bu vefanın günlük karşılıklarıdır. Şehadetini ananlar, Uhud'daki kaybın yanında hayatı boyunca sürdürdüğü desteği de hatırlar. Onun örnekliği, insanın elindeki gücü başkasını korumak için kullanmasına yön verir. Peygamber ailesine duyulan sevgi, bu fedakârlığın korunmasında önemli bir yer taşır. Uhud'un hatırası, toplumun güvenliğinin ve ortak sorumluluğun ne kadar ağır emek istediğini gösterir.

İmam Cafer es-Sadık’ın (a.s) Şehadeti [25 Şevval]
178 gün önce

İmam Cafer Sâdık (a.s.), Ehl-i Beyt'in altıncı imamı ve Kur'an ile sünnet bilgisini geniş bir eğitim faaliyetiyle aktaran bir ilim önderidir. Rivayetlere göre Abbâsî Halifesi Mansûr'un emriyle zehirlendi; Bakî Mezarlığı'nda babası İmam Muhammed Bâkır'ın (a.s.) yanına defnedildi. Hicrî 148 yılının 25 Şevval günü Medine'de şehit edildi.

Emevîlerden Abbâsîlere geçişin yaşandığı yıllarda, çeşitli inanç ve düşünce soruları gündeme geliyordu. İmam Sâdık (a.s.), öğrencilerin sorularını dinledi ve dinî meseleleri gerekçeleriyle açıkladı. Kur'an, hadis, fıkıh ve itikad alanlarında çok sayıda râvi onun öğretisinden yararlandı. Caferî fıkhının önemli bir bölümü, aktardığı bu bilgilerle tanınır. İlmi, dinî hayatın doğru anlaşılmasına ve sonraki kuşaklara ulaştırılmasına hizmet etti.

İmam'ın ahlakında takva ve dürüstlük, eğitimindeki sorumluluğu tamamlar. İnsanlara iyi davranmayı, emaneti korumayı ve komşuların hakkını gözetmeyi öğütledi. Bilgi sahibi olmak, insanın kendini başkalarından üstün görmesine gerekçe değildi. Öğrencilerin davranışları, Ehl-i Beyt'in öğretisini toplum içinde temsil ediyordu. Bu sebeple öğrenilen sözlerin günlük ilişkilerde güvenilir bir ahlaka dönüşmesi önemliydi. İbadetindeki samimiyet, insanlara gösterdiği özenle birlikte görülür.

Şehadetinin mateminde ilmî mirası kadar öğrencileri yetiştirmek için verdiği emek de hatırlanır. Farklı görüşlerle konuşurken açıklık ve delile dayanma, geride bıraktığı eğitim anlayışının belirgin yönleridir. Onun adına bilgi aktarırken doğruluğu gözetmek, bu mirasa karşı bir emanettir. İmam Sâdık'ın hayatı, dinî bir topluluğun sevgiyle birlikte öğrenmeye ve ahlaki terbiyeye ihtiyaç duyduğunu gösterir. Medine'de sürdürdüğü rehberlik, baskılar altında da ilmin topluma ulaşmasını sağladı. Öğretileri, ilim arayan kişinin tevazu ve sorumlulukla yaşamasına yön vermeyi sürdürür.

Hz. Masume’nin (s.a) Doğum Günü [1 Zilkade]
173 gün önce

Hz. Fâtıma Ma'sûme (s.a.), İmam Mûsâ Kâzım'ın (a.s.) kızı ve İmam Rızâ'nın (a.s.) kız kardeşidir. İlim ve ibadete önem verilen bir ailede yetişti; daha sonra Horasan'a doğru yaptığı yolculuk ve Kum'daki hatırasıyla tanındı. Doğumunun kutlandığı 1 Zilkade'de Medine'de dünyaya geldi.

Hz. Ma'sûme'nin manevi şahsiyetinde iffet, takva ve Ehl-i Beyt'e bağlılık öne çıkar. Ailesinin öğretisi, dinî bilgiyle kurduğu ilişkinin temeliydi. İmam Rızâ'ya (a.s.) yakınlığı, hayatı anlatılırken önemli bir yer tutar. Kardeşinin siyasi baskıyla Medine'den uzaklaştırılması, aile için ağır bir ayrılık oldu. Onunla buluşmak amacıyla çıktığı yolculuk, bu sevginin ve vefanın zorlu şartlardaki ifadesidir.

Kum'daki kabri, zamanla ziyaret ve dua için önemli bir merkez hâline geldi. Bu manevi ortam, şehrin ilmî hayatının gelişmesiyle birlikte anılır. Peygamber ailesine duyulan sevgi, ziyaret ve öğrenme yoluyla kuşaklara taşındı. Hz. Ma'sûme'nin hatırası, kadınların manevi emeğinin toplumda nasıl kalıcı bir etki bırakabildiğini gösterir. Onun adı, ibadet ve ilimle kurulan bağ içinde yaşatılır.

Doğumunun kutlandığı gün, kız çocuklarının ve genç kızların haysiyetine ve eğitimine gösterilen özeni güçlendirir. Güvenli bir öğrenme ortamı sunmak ve sorularını ciddiyetle dinlemek, bu özenin günlük karşılıklarıdır. Ailede sevgi, dinî eğitimde bilinç ve toplumda karşılıklı saygı, manevi gelişime yardımcı olur. Hz. Ma'sûme'ye duyulan sevgi, bu değerlerle birlikte ifade edilir. Kum'daki ziyaretin adabında da insanlara özen göstermek ve ibadet ortamını korumak önemlidir. Onun hayatı, aileye vefanın ve Allah'a bağlılığın aynı şahsiyette bulunabildiğini hatırlatan bir örnektir.

İmam Rıza’nın (a.s) Doğum Günü [11 Zilkade]
163 gün önce

İmam Ali bin Mûsâ Rızâ (a.s.), İmam Mûsâ Kâzım (a.s.) ile Necme Hatun'un oğlu ve Ehl-i Beyt'in sekizinci imamıdır. Dinî eğitim ve rehberliği Medine'de sürdürdü; daha sonra Abbâsî Halifesi Me'mûn'un baskısıyla Horasan'a götürüldü. Doğumunun kutlandığı 11 Zilkade'de Medine'de dünyaya geldi.

İmam Rızâ'nın (a.s.) kişiliğinde ilim ve nezaket birlikte görülür. Farklı dinlerin temsilcileriyle yaptığı görüşmelerde muhatabının düşüncesini dinler ve gerekçeli cevaplar verirdi. Dinî meseleleri açıklarken anlaşılır bir dil kullanması, eğitimindeki özenin bir yönüdür. Bilgisi, kendisine başvuranların sorularını karşılamaya ve doğru anlayış kazanmalarına hizmet etti. “Âlim-i Âl-i Muhammed” adıyla anılması, Peygamber ailesinin ilmî mirasındaki yerini ifade eder.

İnsanlarla günlük ilişkilerinde de saygı ve merhamet belirgindi. Konuşan kişinin sözünü kesmemesi, hizmet edenlere yumuşak davranması ve aynı sofrayı paylaşması, insan onurunu gözettiğini gösterir. Yardım istediği için utanan kişiye karşı inceliği, cömertliğini tamamlar. Allah'a bağlılığı, bu davranışlarının manevi temeliydi. İbadet ve güzel ahlak, onun hayatında birbirini destekledi. Makam veya maddi durum, insanlara gösterdiği saygının ölçüsü olmadı.

Horasan'da siyasi baskı altında bulunmasına rağmen ilmî rehberliğini sürdürdü. Veliahtlık konumunu, yönetimin bütün kararlarını onaylayan bir göreve dönüştürmedi. Halkla kurduğu bağ ve öğretileri, bu dönemde de etkili oldu. Doğumunun sevinci, ilme değer vermek ve başkalarına saygıyla yaklaşmakla paylaşılır. Meşhed'deki ziyaret, ona duyulan sevginin manevi ifadesidir. İmam Rızâ'nın örnekliği, karşısındaki insanı dinleyen ve bilgiyi merhametle sunan bir rehberliğin değerini gösterir. Bu ahlak, aileden topluma uzanan ilişkilerde güveni güçlendirir.

05 Mayıs - 2026
Dahvü’l-Arz Günü [25 Zilkade]
149 gün önce

25 Zilkade, rivayetlerde “Dahvü'l-Arz” adıyla anılan gündür. “Dahv”, yayma ve genişletme anlamına gelir; bu ad, yeryüzünün yayılıp yaşama elverişli kılınmasıyla ilişkilidir. İbadet geleneğinde yaratılış nimetinin ve Allah'ın rahmetinin hatırlandığı bir zaman olarak yer alır. Dua ve nafile ibadetlerle değerlendirilen bu gün, insanı üzerinde yaşadığı dünyaya dikkatle bakmaya yöneltir.

Yeryüzünün insan hayatını taşıması, su ve rızık imkânları, şükür için önemli sebeplerdir. Kişi, alıştığı nimetlerin değerini fark ederek onların sahibine yönelir. Rivayetlerde bu gün için oruç ve dua tavsiye edilir. İbadet, nimetlerin gelişigüzel kullanılmasını önleyen bir bilinç kazandırır. Allah'ın rahmetini istemek, insanın kendi hayatını ve çevresiyle ilişkisini de gözden geçirmesine yardımcı olur. Yaratılış üzerine tefekkür, kulluğun dikkat ve şükür boyutunu güçlendirir.

Bu manevi anlamın günlük karşılıklarından biri, imkânları israf etmeden kullanmaktır. Temiz suyun ve toprağın değerini fark etmek, başkalarının da bu nimetlerden yararlanma hakkını hatırlatır. İnsanın yaşadığı yeri koruması, kendisine verilen imkânı bir emanet olarak görmesiyle bağlantılıdır. Çevreye özen ve canlılara merhamet, şükür ahlakından çıkarılabilecek sorumluluklardır. Böylece dua sırasında hatırlanan nimet, davranışlarda da gözetilir.

Dahvü'l-Arz, yaratılışa ilişkin dinî tefekkürün bir parçasıdır. Rivayetlerdeki anlatım, günün ibadet ve hatırlama anlamıyla değerlendirilir. Bu günün maneviyatı, oruç ve yakarışla birlikte ihtiyaç sahipleriyle rızkı paylaşmada da karşılık bulur. İnsan, dünyadaki imkânlardan yararlanırken onları yalnız kendisine ait görmemeyi öğrenir. Allah'a şükür, elindekini dikkatli kullanmasına ve başkasının ihtiyacına duyarlı olmasına yön verir. Yeryüzünün nimetlerini hatırlayan bir kulluk, günlük hayatta özen ve sorumlulukla sürdürülür.

İmam Muhammed Taki’nin (a.s) Şehadeti [29 Zilkade]
145 gün önce

İmam Muhammed Takî, yani İmam Cevâd (a.s.), İmam Rızâ'nın (a.s.) oğlu ve Ehl-i Beyt'in dokuzuncu imamıdır. Kısa ömründe önemli bir ilmî rehberlik yürüttü; kabri Kâzımeyn'de dedesi İmam Mûsâ Kâzım'ın (a.s.) yanındadır. Yaygın rivayete göre Abbâsî Halifesi Mu'tasım'ın planı doğrultusunda eşi Ümmü'l-Fazl tarafından zehirlendi. Hicrî 220 yılında Zilkade'nin son günü Bağdat'ta şehit edildi.

Babasının şehadetinden sonra küçük yaşta imamet görevini üstlenmesi, çevresindekilerin çeşitli sorularına yol açtı. İmam'ın ilmî konuşmaları ve cevapları, bilgisiyle rehberlik yeterliliğini gösterdi. İmamet, Ehl-i Beyt Mektebi'nde Allah'ın belirlediği bir görev olarak anlaşılır. Bu sebeple kişinin yalnız yaşına bakılarak değerlendirilmesi yeterli değildir. İmam Cevâd'ın hayatında bilgi, takva ve sorumluluk, genç yaşta da açık biçimde görülür.

“Cevâd” lakabı, cömertliğini ifade eder. İhtiyaç sahiplerine gösterdiği ilgi, insanın elindeki imkânları hizmet için kullanmasını hatırlatır. Dinî soruları cevaplaması ve temsilcileri aracılığıyla müminlerle bağını sürdürmesi, eğitim faaliyetinin diğer yönleridir. Abbâsî sarayının denetimi, bu rehberliğin şartlarını ağırlaştırdı. İmam, baskıya rağmen görevini sürdürerek toplumun dinî hayatıyla ilgilenmeye devam etti. İbadeti ve dürüst tavrı, ilmî kişiliğini tamamladı.

Şehadetinin mateminde kısa bir hayatın taşıdığı büyük sorumluluk hatırlanır. Onun örnekliği, gençlerin bilgisine ve öğrenme kapasitesine değer vermeyi gerektirir. Soruların ciddiyetle ele alınması ve bir kişinin delille değerlendirilmesi, ilmî rehberliğinin öğrettiklerindendir. Cömertliği ise ihtiyaç sahibinin onurunu koruyan bir yardımla yaşatılır. İmam Cevâd'ın hatırası, ilim ve hizmetin insan hayatındaki değerini süreyle sınırlamayan bir örnek sunar. Kâzımeyn'deki ziyaret, bu rehberliğe duyulan sevginin ve bağlılığın ifadesidir.

Hz. Ali (a.s) ile Hz. Fatıma’nın (s.a) Evliliği [1 Zilhicce]
144 gün önce

İmam Ali (a.s.) ile Hz. Fâtıma Zehrâ'nın (s.a.) evliliği, Medine'de Peygamber ailesinin hayatında büyük bir sevinç oluşturdu. 1 Zilhicce, bu birlikteliğin anıldığı gündür. Resûlullah'ın (s.a.a.) rehberliğiyle başlayan ortak hayatlarında sadelik ve karşılıklı saygı önemliydi. Maddi imkânları sınırlı olsa da aile, sevgi ve sorumluluk üzerinde kuruldu. Bu ev, sonraki kuşakların dinî ve ahlaki terbiyesinde kalıcı bir yer taşıdı.

İmam Ali ile Hz. Fâtıma'nın ortak yaşayışında iş birliği ve birbirine destek öne çıkar. Günlük güçlükleri paylaşmaları, evliliğin sorumluluğunu birlikte taşımalarını sağladı. Eşlerin haysiyetini koruyan bir dil ve davranış, aile içindeki güveni güçlendirdi. İbadet hayatları, ortak görevlerden ayrı değildi. Allah'a bağlılık, birbirlerine karşı özen göstermelerine ve sahip oldukları imkânı dikkatli kullanmalarına yön verdi.

İmam Hasan, İmam Hüseyin (a.s.) ve Hz. Zeynep (s.a.), bu aile ortamında yetiştiler. Çocukların terbiyesinde sevgi, bilgi ve görev bilinci birlikte bulundu. Yoksula ve misafire gösterilen ilgi, paylaşmanın evde öğrenilen bir ahlak olduğunu gösterir. Ailenin kendi ihtiyacı varken başkasını gözetmesi, fedakârlığın güçlü bir örneğidir. Ehl-i Beyt'in bu evinde ilim ve imamet mirası, günlük yaşayıştaki merhametle birlikte kuşaklara taşındı.

Bu evliliğin hatırası, ortak hayatın güven ve anlayışla sürdürülmesini hatırlatır. Gösterişli masrafları evliliğin değerinin ölçüsü saymamak ve geçim sorumluluğunu ciddiye almak, sadeliğin bugünkü karşılıklarıdır. Eşlerin birbirini dinlemesi ve dinî görevlerinde destek olması, evdeki huzuru korur. Aileye duyulan sevgi, toplumun ihtiyaçlarına kayıtsız kalmayı gerektirmez. İmam Ali ile Hz. Fâtıma'nın örnekliği, ev içindeki merhametin insanlara karşı adalet ve hizmetle genişlediğini gösterir. Ortak hayatları, sevgiyle emanet taşımanın bir örneği olarak hatırlanır.

İmam Muhammed Bakır’ın (a.s) Şehadeti [7 Zilhicce]
138 gün önce

İmam Muhammed Bâkır (a.s.), İmam Seccâd'ın (a.s.) oğlu ve Ehl-i Beyt'in beşinci imamıdır. “Bâkırü'l-Ulûm” lakabı, bilgiyi açıklamadaki derinliğini ifade eder. Rivayetlerde Emevî yönetimi döneminde zehirlendiği anlatılır; kabri Bakî Mezarlığı'ndadır. Hicrî 114 yılının 7 Zilhicce günü Medine'de şehit edildi.

İmam Bâkır (a.s.), çocukluğunda Kerbelâ olayına tanık oldu ve ailesinin taşıdığı acıyı yakından yaşadı. Babasının irşat döneminin ardından yeni kuşağın dinî sorularına rehberlik etti. Kur'an'ın anlaşılması, hadislerin aktarılması ve dinî hükümlerin açıklanması, derslerinin önemli alanlarıydı. Öğrencileri aracılığıyla Ehl-i Beyt'in öğretisi farklı topluluklara ulaştı. Bu faaliyet, oğlu İmam Cafer Sâdık'ın (a.s.) geniş eğitim ortamına da zemin hazırladı.

Onun ilmî kişiliği, ibadeti ve çalışma hayatıyla birlikte görülür. Dinî bilginin, insanın ahlakını ve ilişkilerini yönlendirmesi önemlidir. Öğrencilerin sorularını açıklığa kavuşturması, öğrenmede düşünmenin ve doğru anlamanın değerini gösterir. Aktarılan bilginin güvenilirliği, sonraki kuşakların dinî hayatı için bir emanettir. İmam'ın takvası ve insanlara karşı sorumluluğu, bu emaneti taşıyan rehberliğini tamamladı. Öğretisi, öğrenilen bilgiyi uygulama göreviyle birlikte sunar.

Şehadetinin mateminde, baskı altında sürdürülen bu eğitim emeği hatırlanır. Peygamber ailesinin mirası, adların yanında sözlerin doğru öğrenilmesi ve yaşanmasıyla korunur. İmam Bâkır'ın hayatı, ilmin toplumun hak ve görevlerini aydınlatmak için kullanılabileceğini gösterir. Öğrenci yetiştirmek ve soruları dikkatle cevaplamak, geride bıraktığı rehberliğin kalıcı yönleridir. Onu anan topluluk için bilgiye saygı, tevazu ve dürüst aktarım önem taşır. Bakî'deki kabri, ilmi ibadet ve sorumlulukla birleştiren bir imamın hatırasını korur.

İmam Hüseyin’in (a.s) Mekke’den Irak’a Hareketi [8 Zilhicce]
137 gün önce

İmam Hüseyin (a.s.), hicrî 60 yılının 8 Zilhicce günü Mekke'den Irak'a doğru yola çıktı. Terviye günü adıyla bilinen bu tarih, hac mevsiminin önemli bir aşamasıdır. İmam, Yezid'e biat etmeyi reddettikten sonra Medine'den Mekke'ye gelmişti. Kûfelilerin davet mektupları ve elçisi Müslim bin Akîl'in aktardığı bilgiler, Irak'a yönelmesinde rol oynadı.

Mekke'de kalması, siyasi baskılar ve güvenlik tehdidi nedeniyle güçleşmişti. Harem'in saygınlığını gözetmesi, ayrılma kararında önemliydi. İmam Hüseyin (a.s.), kendisine yapılan daveti değerlendirirken halkın durumuna karşı sorumluluk duydu. Yolculuk boyunca insanlarla konuştu ve kendisine ulaşan haberleri takip etti. Kararlılığı, şartları anlamaya ve gerçeği beraberindekilere açıklamaya verdiği önemle birlikte görülür.

Bu hareketin amacı, haksız yönetimin uygulamalarına din adına onay vermemek ve ümmetin ıslahını istemekti. İmam'ın hayatındaki namaz, merhamet ve adalet anlayışı, siyasi tutumunu da yönlendirdi. Aile üyelerinin yolculukta yanında olması, kararın insani ağırlığını artırıyordu. Yakınlarını ve yoldaşlarını gözetirken üstlendiği görevi sürdürdü. Hak bildiği yolda sebat, beraberindekilere karşı açık ve sorumlu davranmasıyla tamamlandı.

Aynı günlerde Kûfe'deki ortam, Ubeydullah bin Ziyâd'ın baskısıyla hızla değişti. Başlangıçtaki desteğin dağılması, verilen sözle davranış arasındaki farkı ortaya koydu. İmam'ın Mekke'den ayrılışını hatırlamak, davetin ve bağlılığın sorumluluğunu düşünmeye yöneltir. Bir insana destek sözü vermek, güçlük karşısında da onun hakkını gözetmeyi gerektirir. Bu yolculuk daha sonra Kerbelâ'daki kuşatmayla sonuçlandı. 8 Zilhicce'nin hatırası, İmam Hüseyin'in ümmete karşı taşıdığı sorumluluğun, Mekke'den Irak'a uzanan süreçte nasıl sürdürüldüğünü gösterir.

Arefe Günü - Hz. Müslim bin Akil ile Hani bin Urve’nin Şehadeti [9 Zilhicce]
136 gün önce

Müslim bin Akîl, İmam Hüseyin'in (a.s.) Kûfe'ye gönderdiği elçisi; Hânî bin Urve ise onu koruyan ev sahibiydi. Arefe, hacıların Arafat'ta vakfe yaparak Allah'a yöneldiği gündür; bu iki kişinin vefası da günün hatırasında yer alır. Hicrî 60 yılının 9 Zilhicce günü Ubeydullah bin Ziyâd'ın emriyle Kûfe'de şehit edildiler.

İmam Hüseyin'in (a.s.) Arefe Duası, Allah'ın nimetlerini tanıyan ve insanın muhtaçlığını dile getiren bir yakarıştır. Kul, kendi varlığından hayatındaki imkânlara kadar birçok nimet için şükreder. Bu bilinç, insanın elindekini kendiliğinden kazanılmış bir üstünlük olarak görmesini önler. Dua, tevazuu ve ilahî rahmete güveni besler. Arefe'nin manevi ortamında tövbe ve muhasebe, daha doğru bir hayat kurma niyetiyle birleşir.

Müslim bin Akîl, İmam Hüseyin'in (a.s.) elçisi olarak Kûfe halkının davetini değerlendirmek üzere şehre gitmişti. İlk desteğin ardından yönetimin baskısı arttı ve çevresindekiler dağıldı. Hânî bin Urve, Müslim'e evini açarak onu koruma sorumluluğunu üstlendi. Bu tutum, misafire ve emanete vefanın zor şartlardaki örneğidir. İkisinin şehadeti, destek sözünün baskı karşısında nasıl sınandığını gösterir.

Arefe'de dua eden insan, verdiği sözleri ve başkalarına karşı görevlerini de düşünür. Şükür, güvenilir davranışla ve ihtiyaç sahibini gözetmekle günlük hayata taşınır. Müslim ile Hânî'nin hatırası, kişinin bir emaneti korurken cesaret ve kararlılığa ihtiyaç duyabileceğini hatırlatır. Arafat'taki yakarışla Kûfe'deki bu fedakârlık, Allah'a karşı sorumluluğun farklı görünümleridir. Arefe günü, rahmet umudunu ve kulluk bilincini güçlendirirken insanın hak karşısında sadık kalma görevini de canlı tutar. Dua ile vefa, bu günün manevi anlamında birlikte yer alır.

Kurban Bayramı [10 Zilhicce]
135 gün önce

10 Zilhicce, Kurban Bayramı'dır. Hacılar, Arafat ve Müzdelife'deki vakfelerin ardından Mina'daki ibadetlerini yerine getirirler. Bu bayram, Hz. İbrahim'in (a.s.) Allah'ın emrine teslimiyetini ve oğlu Hz. İsmail'in (a.s.) gösterdiği bağlılığı hatırlatır. Kurban, insanın Rabbine karşı samimi niyetini ve fedakârlığa hazır oluşunu ifade eden bir ibadettir.

Hz. İbrahim'in hayatındaki bu imtihan, sevilen şeyler karşısında Allah'a güvenmenin derinliğini gösterir. Hz. İsmail'in tutumu da sabır ve teslimiyetin bir örneğidir. Kur'an'da kurbanın Allah'a ulaşan yönünün takva olduğu vurgulanır. Böylece ibadetin manevi değeri, kişinin niyetiyle ve ahlakıyla bağlantılıdır. İnsan, sahip olduğu imkânların kendisine bir emanet olduğunu hatırlar ve bencilliğini azaltmaya çalışır.

Kurban Bayramı'nın toplumsal yönünde paylaşma ve ihtiyaç sahiplerini gözetme vardır. Kurban etinin dağıtılması, farklı evlerin bayram sevincine katılmasına katkı sağlar. Yardım sunarken kişinin haysiyetine özen göstermek ve onu utandırmamak önemlidir. Aile ve komşularla buluşmak, karşılıklı ilgiyi güçlendirir. Çocukları sevindirmek ve yalnız yaşayanları hatırlamak, bayramın merhametini daha geniş bir çevreye taşır. Paylaşma, şükrün günlük davranıştaki karşılığıdır.

Hac ortamında farklı ülkelerden insanların aynı ibadette buluşması, kardeşlik ve eşitlik bilincini güçlendirir. Hacca gitmeyenler de dua, bayram namazı ve hayırla bu manevi sevince katılırlar. Hacılara ait görevlerle genel bayram uygulamaları kendi hükümleri içinde yerine getirilir. Kurbanın hatırası, insanın verdiği sözü tutmasına ve elindeki nimetleri dikkatli kullanmasına yön verir. Bayram sevinci, başkalarının ihtiyacını görerek paylaşılır. Hz. İbrahim ile Hz. İsmail'in teslimiyeti, kulluğun sabır, takva ve fedakârlıkla sürdürüldüğünü hatırlatan bir örnek olarak yaşar.

06 Haziran - 2026
İmam Ali en-Naki’nin (a.s) Doğum Günü [15 Zilhicce]
130 gün önce

İmam Ali en-Nakî, yani İmam Hâdî (a.s.), İmam Muhammed Cevâd (a.s.) ile Semâne Hatun'un oğlu ve Ehl-i Beyt'in onuncu imamıdır. Küçük yaşta imamet görevini üstlendi; Medine'deki rehberliğinin ardından Abbâsî yönetiminin baskısıyla Sâmerrâ'ya götürüldü. Hicrî 212 yılının 15 Zilhicce günü Medine yakınındaki Suryâ'da dünyaya geldi.

İmam Hâdî'nin (a.s.) ilmî hayatında, inanç konularının açıklanması ve müminlerin sorularının cevaplandırılması önemliydi. Yanlış düşünceleri düzeltmeye ve dinî bilgiyi sağlam bir anlayışla aktarmaya özen gösterdi. Öğrencileri ve güvenilir temsilcileri, öğretisinin farklı bölgelere ulaşmasına yardımcı oldu. Bu faaliyet, gözetim şartlarında dikkatli bir iletişim gerektiriyordu. İmam, sınırlamalara rağmen rehberlik görevini sürdürdü ve topluluğun dinî bağlarını korudu.

Takvası, ibadeti ve vakarı, insanlarla ilişkilerinde de görünür oldu. Baskı altında sükûnetini koruması, manevi dayanıklılığının bir yönüdür. Emanete bağlılık ve doğru bilgi aktarımı, çevresindekilere öğrettiği sorumluluklardandı. Kendisine nispet edilen Ziyâret-i Câmia-i Kebîre, Ehl-i Beyt'in manevi konumunu ve rehberliğini açıklayan önemli bir ziyaret metnidir. Bu miras, Peygamber ailesine duyulan sevginin bilgiyle derinleşmesine katkı sağlar.

İmam'ın doğumunun hatırası, zor şartlarda öğrenmenin ve öğretmenin sürdürülebileceğini gösterir. Sâmerrâ'daki hayatı, siyasi denetimin ilmî sorumluluğu ortadan kaldırmadığı bir örnektir. Bilgiyi güvenilir biçimde ulaştırmak ve insanların sorularını önemsemek, bu rehberliğin kalıcı yönleridir. Kutlamanın sevinci, eğitim imkânlarını desteklemek ve çevreyle dürüst ilişkiler kurmakla paylaşılır. İmam Hâdî'nin kişiliğinde sabır, ilim ve takva aynı sorumlulukta birleşir. Peygamber ailesinin öğretisini koruyan bu emek, müminlerin manevi hayatında etkisini sürdürür.

Gadir Hum Bayramı [18 Zilhicce]
127 gün önce

18 Zilhicce, Gadîr-i Hum'un hatırlandığı gündür. Resûlullah (s.a.a.), hicrî 10 yılında son haccından dönerken Gadîr-i Hum'da Müslümanlara hitap etti ve Hz. Ali (a.s.) hakkında, “Ben kimin mevlâsı isem Ali de onun mevlâsıdır” buyurdu. Bu söz, İslam tarihinde Gadîr-i Hum hadisesinin temel ifadelerinden biri olarak aktarılmıştır.

Gadîr'in manevi mesajında ilim, takva, sorumluluk ve ümmetin birliği gibi değerler öne çıkar. Hz. Ali'nin (a.s.) Resûlullah'ın yanında yetişmesi, Kur'an ve dinî ilimlerdeki derinliği, onun İslam tarihindeki seçkin konumunu anlamada önem taşır. Ona duyulan sevgi ve bağlılık, aynı zamanda onun temsil ettiği ahlak, adalet ve sorumluluk anlayışını yaşatmayı da gerektirir. İnsanların hakkını korumak ve emanete riayet etmek, dinî hayatın toplumsal boyutunu ortaya koyar.

Hz. Ali'nin (a.s.) kişiliğinde cesaret, sade yaşayış, ilim ve güçsüzlere gösterilen özen belirgin özelliklerdir. Yönetimde kamu malına karşı hassasiyeti ve adalete verdiği önem, onun örnek yönleri arasında anılır. Yakınlarına ayrıcalık tanımaması ve hakkaniyeti gözetmesi, adalet anlayışının güçlü örneklerindendir. Yetimlere ve yoksullara yardımı da ibadet hayatındaki derinlikle birlikte hatırlanır.

Gadîr gününde tebrikleşmek, dost ve akrabaları ziyaret etmek, ihtiyaç sahiplerine ikramda bulunmak Ehl-i Beyt geleneğinde yaygın uygulamalar arasındadır. Aile ve komşuluk bağlarının güçlendirilmesi, sevincin toplumsal yönünü oluşturur. Bu günün hatırası, Hz. Ali'nin (a.s.) hayatında öne çıkan ilim, adalet, merhamet ve sorumluluk değerlerini yeniden hatırlamaya vesile olur. Bu değerlerin günlük hayatta yaşatılması, Gadîr'in manevi anlamını daha da derinleştirir.

İmam Musa Kazım’ın (a.s) Doğum Günü [20 Zilhicce]
125 gün önce

İmam Mûsâ Kâzım (a.s.), İmam Cafer Sâdık (a.s.) ile Hamîde Hatun'un oğlu ve Ehl-i Beyt'in yedinci imamıdır. Babasının ilmî mirasını dinî eğitim ve rehberlikle sürdürdü. Doğumunun anıldığı 20 Zilhicce'de Mekke ile Medine arasındaki Ebvâ'da dünyaya geldi.

İmam Kâzım'ın (a.s.) eğitiminde aile hayatı önemli bir yer tutar. Çocuklara verilen sözün yerine getirilmesini istemesi, onların güveninin korunmasına verdiği değeri gösterir. Yaşlarına uygun sorumluluklar üstlenmeleri, öğrenmelerine ve kendilerine güvenmelerine yardımcı olur. İbadetle tanışmaları da sevgi ve özenle yürütülen bir terbiye içinde yer alır. Bu yaklaşım, ailede saygı ve güvenin manevi gelişimi desteklediğini ortaya koyar.

İnsanlarla ilişkilerinde bağışlayıcı ve cömert bir tavırla tanınır. “Kâzım” lakabını hatırlatan öfkesine hâkim oluşu, incitici davranışların büyümesini önleyen bir tutumdur. Yardım ettiği kişilerin durumunu dinler ve ihtiyaçlarını gözetirdi. Borçlulara ve yoksullara desteği, imkânlarını hizmet için kullandığını gösterir. Allah'a bağlılığı, namazı ve Kur'an tilavetiyle birlikte bu davranışlarda da görünür hâle gelir.

Abbâsî döneminin baskısı altında müminlerle iletişimini öğrenciler ve temsilciler aracılığıyla korudu. Güvenilir haber ve dinî soruların doğru iletilmesi, toplumun bağlarını güçlendirdi. Onun hayatı, ailede verilen sözden kamusal emanete kadar uzanan bir sorumluluk anlayışı sunar. Doğumunun sevinci, çocuklara özen ve insanlara karşı sabırlı davranışla paylaşılır. Yardımı gösterişten uzak sunmak da bu ahlakın bir parçasıdır. Bu takvimde İmam'ın doğumu 20 Zilhicce'de anılır; doğum tarihi hakkında farklı nakiller de vardır.

Mübâhele günü [24 Zilhicce]
121 gün önce

24 Zilhicce, Mübâhele günüdür. Resûlullah (s.a.a.), Medine'ye gelen Necranlı Hristiyan heyetiyle Hz. İsa (a.s.) hakkında görüştü. Tartışmanın ardından, hakikatin ortaya çıkması için Allah'a birlikte yakarılması önerildi. Peygamber, mübâhele için İmam Ali (a.s.), Hz. Fâtıma (s.a.), İmam Hasan ve İmam Hüseyin'i (a.s.) yanında getirdi. Bu olay, Ehl-i Beyt'in seçkin manevi konumunu gösteren önemli bir hatıradır.

Kur'an'daki mübâhele ayeti, tarafların oğullarını, kadınlarını ve kendilerini çağırmasını ifade eder. Resûlullah'ın en yakın aile üyeleriyle gelmesi, onların imanına ve manevi konumuna duyduğu güveni ortaya koyar. Peygamber ailesi, dinî tanıklığın merkezinde yer aldı. Necran heyeti mübâheleyi kabul etmedi ve anlaşma yolunu seçti. Böylece olay, Ehl-i Beyt'in konumunun tanınmasıyla birlikte görüşmenin sonucunu da hatırlatır.

Mübâheleye katılan şahsiyetlerin hayatlarında ilim, ibadet ve fedakârlık öne çıkar. İmam Ali'nin rehberliği, Hz. Fâtıma'nın takvası ve Hasan ile Hüseyin'in Peygamber terbiyesi içinde yetişmesi, ailedeki manevi bütünlüğü gösterir. Ehl-i Beyt'e sevgi, bu özelliklerin tanınmasıyla derinleşir. Onların dinî konumu, aile yakınlığıyla birlikte taşıdıkları ahlaki sorumluluğa da yöneliktir. Mübâhele hatırası, Peygamber'in onları ümmete tanıttığı olaylar arasında özel bir yer taşır.

Olaydan önce yapılan görüşmeler, inanç hakkında açıklıkla konuşmanın ve gerekçe sunmanın önemini de gösterir. Hakikate bağlılık, muhatabını dinleyen ve sözü sorumlulukla kullanan bir tutum ister. Mübâhele gününde dua ve ziyaretle birlikte Peygamber ailesinin hayatı hatırlanır. Aile içinde merhamet, öğrenmeye saygı ve toplum karşısında dürüst tanıklık, bu bağlılığın günlük karşılıklarıdır. 24 Zilhicce'nin hatırası, Ehl-i Beyt'in manevi rehberliğini ve onların hayatında görülen ahlakı yeni kuşaklara ulaştırır. Sevgi, bilgi ve sorumluluk bu anmada birlikte yer alır.

Muharrem Ayının Birinci Günü [1 Muharrem]
115 gün önce

Muharrem ayı, hicri takvimin ilk ayı ve İslam kültürünün önemli aylarından biridir. Bu ay, Müslümanlar ve özellikle Ehl-i Beyt sevenleri için İslam tarihinin en büyük ve kalıcı hadiselerinden biri olan İmam Hüseyin’in (a.s.) kıyamını ve Kerbela hadisesini hatırlatır. Muharrem ayının gelişiyle birlikte İslam toplumlarında farklı bir manevi atmosfer oluşur ve Seyyidü’ş-Şüheda İmam Hüseyin (a.s.) ile vefalı yârenlerini anma ve matem meclisleri düzenlenir.

Muharrem ayının birinci günü, Kerbela’nın hatırasının ve İmam Hüseyin’in (a.s.) kıyamının mesajlarının toplumda daha güçlü biçimde yaşatıldığı bir dönemin başlangıcıdır. Aşura hadisesi yalnızca tarihî bir olay değil; İslam kültüründe zulme karşı duruşun, hakka bağlılığın ve dinî değerleri korumanın sembollerinden biri olarak görülür. Bu nedenle Muharrem günleri, Hüseynî kıyamın hedef ve mesajlarını yeniden düşünmek ve insanın hak ve adalet karşısındaki sorumluluğu üzerinde tefekkür etmek için önemli bir fırsattır.

Muharrem, Ehl-i Beyt sevenlerinin gönlünde İmam Hüseyin’in (a.s.) adı ve hatırasıyla derin bir bağ taşır. Matem meclisleri, Ehl-i Beyt’in (a.s.) musibetlerinin anılması, mersiyeler ve Kerbela şehitlerinin fedakârlıklarının hatırlanması bu ayın en belirgin unsurlarındandır. İslam kültüründe İmam Hüseyin (a.s.) için gözyaşı dökmek ve yas tutmak yalnızca bir hüzün ifadesi değil, aynı zamanda Aşura’nın mesajını canlı tutmanın ve Ehl-i Beyt ile gönül bağını güçlendirmenin bir yolu olarak da değerlendirilir.

Muharrem’in başlamasıyla birlikte dikkatler giderek Aşura gününe ve İmam Hüseyin’in (a.s.), ailesinin ve yârenlerinin şehadetiyle sonuçlanan hadiselere yönelir. Bu bakımdan Muharrem’in ilk günü, Hüseynî kıyamın uğruna gerçekleştiği değerleri hatırlama, tanıma ve yeniden değerlendirme döneminin başlangıcı olarak görülebilir.

Muharrem ayı, iman ve ilahî değerlere bağlılığın zaman zaman sabır, fedakârlık ve kararlılık gerektirdiğini hatırlatır. Bu ayın başlangıcı, Kerbela şehitleri için matem tutmanın yanı sıra Aşura’nın ahlaki ve manevi mesajları üzerinde düşünmek ve İmam Hüseyin’in (a.s.) örnekliğinden bireysel ve toplumsal hayatta ilham almak için değerli bir fırsattır.

İmam Hüseyin’in (a.s) Kerbela’ya Varması [2 Muharrem]
114 gün önce

İmam Hüseyin (a.s.), hicrî 61 yılının 2 Muharrem günü ailesi ve yoldaşlarıyla Kerbelâ'ya ulaştı. Medine'den Mekke'ye, oradan Irak'a uzanan yolculuğu, Yezid'e biat etmeyi reddetmesinin ardından başlamıştı. Kûfe'den gelen davetler üzerine Irak'a yönelen kafile, Hürr bin Yezid'in birliği tarafından durduruldu. Böylece Kerbelâ, İmam'ın serbestçe hareket edemediği ve ailesiyle birlikte kuşatma altında kaldığı yer oldu.

Bu yolculuğun temelinde ümmetin gidişatına karşı duyduğu sorumluluk vardı. İmam Hüseyin (a.s.), yönetimin haksız uygulamalarına din adına onay vermeyi kabul etmedi. İnsanları doğruya çağırırken açık konuştu; kendisine katılanların karşılaşabilecekleri tehlikeyi gizlemedi. Yoldaşlarının bağlılığını bilinçli bir tercihe dayandırması, onun insan iradesine verdiği değeri gösterir. Kendi hayatını tehlikeye atarken başkalarından zorla fedakârlık istemedi.

İmam'ın kararlılığı, merhametinden ve kulluk hayatından ayrı değildi. Kerbelâ'ya varışından önce karşılaştığı susuz askerlere ve hayvanlarına su verilmesini sağlamıştı. Karşısındaki kişilerin düşman birliğine mensup olması, onların ihtiyacını görmesine engel olmadı. Namaza bağlılığı, Kur'an'la ilişkisi ve yoksullara yardımı da aynı ahlakın farklı görünümleriydi. Hakkı savunurken insanlığını koruyan bu tutum, yolculuğunun manevi yönünü açıklar.

Kafilede kadınların ve çocukların bulunması, kuşatmanın aileler üzerindeki ağır etkisini ortaya koyar. İmam, yakınlarını gözetirken görüşme ve açıklama imkânını da sürdürdü. Beraberindekiler ortak bir sıkıntıyı paylaşan, birbirine destek olan bir topluluktu. 2 Muharrem, Kerbelâ'daki direnişin başlangıcını ve sorumluluğun ağır şartlarda nasıl taşındığını hatırlatır. Bu günün hatırasında, hakka bağlılık kadar tehlikedeki insanların ihtiyaçlarını görme ve verilen emaneti koruma görevi de vardır.

Tasua Günü [9 Muharrem]
107 gün önce

9 Muharrem, Tâsûâ adıyla anılan ve Kerbelâ kuşatmasının ağırlaştığı gündür. Ömer bin Sa'd'ın ordusu saldırıya hazırlanırken İmam Hüseyin (a.s.), o geceyi namaz, dua ve Kur'an tilavetiyle geçirmek için süre istedi. Bu talebi kardeşi Hz. Abbas (a.s.) aracılığıyla iletti. Âşûrâ'dan önceki son gece, İmam'ın ve yoldaşlarının Allah'a yönelişiyle geçti.

İmam Hüseyin'in (a.s.) ibadete ayırmak istediği zaman, hayatında namazın ne kadar merkezi olduğunu gösterir. Yaklaşan tehlike karşısında Rabbine sığındı; kararının anlamını yoldaşlarıyla paylaştı. Onları yanında kalmaya zorlamadı ve ayrılabileceklerini bildirdi. Yoldaşları ise onu yalnız bırakmayacaklarını ifade ettiler. Bu karşılıklı açıklık, Kerbelâ'daki vefanın korkuyla veya baskıyla kurulmadığını ortaya koyar.

Hz. Abbas'ın (a.s.) Tâsûâ'daki tavrı da sadakatinin açık bir örneğidir. Kendisine ve kardeşlerine sunulan eman teklifini, İmam Hüseyin'den ayrılmayı gerektirdiği için kabul etmedi. İmam'ın yanında kalmayı, ailesine karşı sorumluluğuyla birlikte değerlendirdi. Cesareti, güçsüzleri gözetmesi ve üstlendiği göreve bağlılığıyla anlam kazandı. Kuşatma altındaki çocukların ihtiyaçları, onun hizmet anlayışında özel bir yer taşıyordu.

Tâsûâ'nın mateminde Hz. Abbas'ın vefası öne çıkar; kendisi ertesi gün, 10 Muharrem'de şehit edilmiştir. Bu gecede dua eden, birbirini teselli eden ve yaklaşan imtihana hazırlanan insanların tutumu hatırlanır. Onların ibadeti, endişelerini Allah'a arz etmelerine ve hak bildikleri yolda sebat etmelerine yardımcı oldu. Tâsûâ, sevilen bir kişinin yanında durmanın emek, cesaret ve sorumluluk istediğini gösterir. Kerbelâ çadırlarındaki dayanışma, başkasının güvenliğini ve ihtiyacını kendi rahatının önünde tutan bir vefa örneği olarak yaşamaya devam eder.

Aşura Günü [10 Muharrem]
106 gün önce

Âşûrâ, hicrî 61 yılının 10 Muharrem günü İmam Hüseyin'in (a.s.), ailesinden ve yoldaşlarından bir grubun Kerbelâ'da şehit edildiği gündür. Yezid yönetiminin Kûfe valisi Ubeydullah bin Ziyâd'ın sevk ettiği, Ömer bin Sa'd'ın komutasındaki ordu bu katliamı gerçekleştirdi. Günler süren kuşatma ve susuzluğun ardından başlayan saldırı, Peygamber ailesi için büyük bir acıya dönüştü. İmam Hüseyin (a.s.) dayatılan biati son ana kadar kabul etmedi.

İmam'ın kıyamı, ümmeti ıslah etme ve zulme dinî meşruiyet kazandırılmasını önleme sorumluluğuna dayanıyordu. Mücadelesinde hakkı açıklamaya önem verdi; karşısındaki insanlara seslendi ve onları yaptıklarının sonuçlarını düşünmeye çağırdı. Savaş sırasında namazı gözetmesi, ibadetle adalet arayışının hayatındaki birlikteliğini gösterir. İnsan onurundan vazgeçmemesi, sayıca üstün bir gücün karşısında da ahlaki ölçülerini koruduğunu ortaya koyar.

Kerbelâ şehitleri farklı yaşlardan ve geçmişlerden gelen kişilerdi. Her biri bağlılığını kendi iradesiyle gösterdi; ailelerini, hayatlarını ve geleceklerini ağır bir sınavın içinde buldu. İmam'a yakınlıkları, zor anda verdikleri kararlarla görünür hâle geldi. Onların fedakârlığında vefa, emanete riayet ve Allah'a güven öne çıkar. Bu sebeple Âşûrâ, kişisel cesaretin yanında bir topluluğun ortak sorumluluğunun da hatırasıdır.

Savaşın ardından Hz. Zeynep (s.a.) ve İmam Seccâd (a.s.), esaret şartlarında Kerbelâ'da yaşananları duyurdular. Kûfe ve Şam'daki sözleri, şehitlerin kimliğini ve uğradıkları zulmü topluma anlattı. Matem meclislerinde onların tanıklığı, İmam Hüseyin'e duyulan sevgiyle birlikte korunur. Bu sevgi, mazlumun sesini duymayı, haksızlığa ortak olmamayı ve insanın kendi davranışlarında adaleti gözetmesini gerektirir. Âşûrâ'nın hüznü, geride kalanların sorumluluğunu da canlı tutar.

İmam Zeynelabidin’in (a.s) Şehadeti [12 Muharrem]
104 gün önce

İmam Seccâd (a.s.), İmam Hüseyin'in (a.s.) oğlu ve Ehl-i Beyt'in dördüncü imamıdır. Kerbelâ'ya tanıklığını uzun bir eğitim ve irşat dönemiyle birleştirdi. Rivayetlere göre Emevî Halifesi Velîd bin Abdülmelik'in emriyle zehirlendi ve Bakî Mezarlığı'nda amcası İmam Hasan Müctebâ'nın (a.s.) yanına defnedildi.

Esaret sırasında yaptığı konuşmalar, yönetimin olayları kendi çıkarına göre sunmasına karşı güçlü bir tanıklık oldu. Kendini Peygamber ailesinin bir mensubu olarak tanıttı ve toplumun Ehl-i Beyt'e karşı sorumluluğunu hatırlattı. Hastalığı ve uğradığı baskı, gerçeği dile getirmesine engel olmadı. Hz. Zeynep'in (s.a.) desteğiyle sürdürülen bu mücadele, Âşûrâ'nın haberinin farklı şehirlere ulaşmasında belirleyici bir rol oynadı.

Medine'ye döndükten sonra İmam Seccâd (a.s.), dinî eğitimi dua ve ahlak öğretisiyle sürdürdü. Sahîfe-i Seccâdiyye'de şükür, tövbe ve Allah'a yakınlık, aile ve toplum için yapılan dualarla birlikte yer alır. Kul, kendi kusurlarını fark ederken başkalarının sıkıntısını da hatırlar. İmam'ın yakarışları, insanı sorumluluklarından uzaklaştırmadan Rabbine yönelten bir eğitim dili sunar. İbadetindeki derinlik, merhametinde ve hizmetinde karşılık bulur.

Risâletü'l-Hukūk'ta bedenin organlarından anne baba, komşu ve öğretmene kadar uzanan haklar açıklanır. Bu yaklaşım, insanın her ilişkisinde bir emanet taşıdığını gösterir. İmam'ın ihtiyaç sahiplerine gizlice yardım etmesi, başkasının haysiyetini koruyan ahlakını tamamlar. Kerbelâ sonrasındaki hayatı, ağır bir kaybın ardından eğitimi ve hizmeti sürdüren bir imamın metanetini yansıtır. 12 Muharrem bazı nakillerde şehadet günü olarak geçer; şehadetini anmada daha yaygın tarih 25 Muharrem'dir.

07 Temmuz - 2026
İmam Zeynelabidin’in (a.s) Şehadeti (Bir rivayete göre) [25 Muharrem]
91 gün önce

İmam Seccâd (a.s.), İmam Hüseyin'in (a.s.) oğlu ve Ehl-i Beyt'in dördüncü imamıdır. Kerbelâ'ya tanıklığını uzun bir eğitim ve irşat dönemiyle birleştirdi. Rivayetlere göre Emevî Halifesi Velîd bin Abdülmelik'in emriyle zehirlendi ve Bakî Mezarlığı'nda amcası İmam Hasan Müctebâ'nın (a.s.) yanına defnedildi. Bir rivayete göre hicrî 95 yılının 25 Muharrem günü Medine'de şehit edildi.

“Seccâd” ve “Zeynelâbidîn” lakapları, secdeye ve ibadete bağlılığını ifade eder. Allah karşısındaki tevazuu, kendi davranışlarını sürekli değerlendiren bir kulluk bilinciyle görünür oldu. Sahîfe-i Seccâdiyye'deki dualarında insanın zayıflığı, tövbe ihtiyacı ve ilahî rahmete umudu dile getirilir. Bu dualarda anne baba, komşular ve sıkıntı içindeki insanlar da anılır. Böylece manevi hayat, yakın çevreden topluma uzanan bir sorumlulukla birlikte gelişir.

İmam Seccâd (a.s.), Kerbelâ'nın acısını unutmadı ve yaşanan zulmün hafızasını korudu. Bunun yanında öğrenciler yetiştirdi, dinî soruları cevapladı ve insanların ahlakını güçlendirmeye çalıştı. Risâletü'l-Hukūk, kişinin kendisiyle ve başkalarıyla ilişkilerinde gözetmesi gereken hakları açıklar. Bilgi aktarımındaki bu çaba, baskı döneminde yeni kuşakların Peygamber ailesinin öğretisiyle bağını sürdürmesine yardımcı oldu.

Onun sosyal hayatında gizli yardım ve bağışlayıcı davranış önemli bir yer tutar. İhtiyaç sahibini utandırmadan desteklemek, yardımın ahlaki değerini korurdu. Kendisini incitenlere karşı ölçülü davranması da öfkenin davranışlarını yönetmesine izin vermediğini gösterir. Şehadetinin ardından geride kalan dua ve haklar öğretisi, insanları ibadetlerinde samimiyete ve ilişkilerinde hakkaniyete çağırmayı sürdürdü. İmam Seccâd'ın hatırası, acıyla sınanmış bir hayatın merhamet, ilim ve hizmet yoluyla topluma nasıl yön verebildiğini gösterir.

08 Ağustos - 2026
Erbain [20 Safer]
66 gün önce

20 Safer, İmam Hüseyin'in (a.s.) Kerbelâ'daki şehadetinin kırkıncı günü olan Erbaîn'dir. Bu gün, İmam'ın ve yoldaşlarının ziyaret edilmesiyle anılır. Câbir bin Abdullah el-Ensârî'nin Kerbelâ ziyareti, Erbaîn'in tarihî hafızasında önemli bir yer tutar. Ziyaret, şehitlere duyulan sevginin ve onların uğruna can verdikleri değerlere bağlılığın ifadesidir.

Erbaîn ziyaretnamesinde İmam Hüseyin'in (a.s.) insanları cehaletten ve sapkınlıktan kurtarmak için gösterdiği fedakârlık hatırlatılır. Ziyaretçi, onun ümmete karşı sorumluluğunu düşünürken kendi hayatındaki tercihleri de gözden geçirir. İmam'ın namaza bağlılığı ve haksızlığa karşı tavrı, ziyarete yön veren manevi ölçülerdir. Kerbelâ'yla kurulan bağ, insanın hak karşısındaki tutumunu ve başkalarına nasıl davrandığını etkileyen bir bağlılık taşır.

Âşûrâ'nın ardından Hz. Zeynep (s.a.) ile İmam Seccâd'ın (a.s.) tanıklığı, Erbaîn'in anlamını tamamlar. Onlar esaret sırasında konuşarak şehitlerin kimliğini duyurdular ve yaşanan zulmü açıkladılar. Savaşın sona ermesi, hakikati koruma görevini bitirmemişti. Ehl-i Beyt'in sabrı ve sözleri, sonraki kuşakların Kerbelâ'yı tanımasına yardım etti. Erbaîn'de bu emeğin de hatırlanması, yasın tarihî ve ahlaki içeriğini derinleştirir.

Ziyaret yollarında sunulan su, yiyecek ve barınma hizmetleri, bağlılığın toplumsal görünümüdür. Hizmet edenler, ziyaretçilerin yorgunluğunu ve ihtiyacını fark ederek sorumluluk üstlenirler. Farklı dillerden ve ülkelerden insanların aynı amaçla buluşması, karşılıklı saygıyı ve yardımlaşmayı güçlendirir. Bu ortamda temizliğe dikkat etmek, başkasının hakkını korumak ve imkânları israf etmemek de ziyaret adabındandır. Erbaîn'in hatırası, İmam Hüseyin'e duyulan sevginin başkasına gösterilen özen ve hizmetle yaşanabileceğini ortaya koyar.

Hz. Muhammed’in (s.a.a) Vefatı ve İmam Hasan Mücteba’nın (a.s) Şehadeti [28 Safer]
58 gün önce

Resûlullah (s.a.a.), vahyi insanlara ulaştıran Peygamber; torunu İmam Hasan Müctebâ (a.s.) ise Ehl-i Beyt'in ikinci imamıdır. İkisinin kaybı, farklı dönemlerde Müslüman toplumun hayatını derinden etkiledi. İmam Hasan'ın, Muâviye'nin teşvikiyle eşi Ca'de tarafından zehirlendiği nakledilir; kabri Bakî Mezarlığı'ndadır. Resûlullah hicrî 11 yılında Medine'de vefat etti; İmam Hasan da Medine'de şehit edildi ve her ikisi 28 Safer'de birlikte anılır.

Resûlullah (s.a.a.), vahyi insanlara ulaştırırken güvenilirliği ve güzel ahlakıyla örnek oldu. Yoksulların ihtiyaçlarını gözetti, aile üyelerine merhamet gösterdi ve verilen sözün korunmasına önem verdi. Medine'de kurduğu toplumda ibadet, kardeşlik ve adalet birbirine bağlıydı. Kur'an ve Ehl-i Beyt hakkında yaptığı hatırlatmalar, ümmetin dinî rehberliğe karşı sorumluluğunu ortaya koydu. Onun sünnetinde, insanı incitmeden doğruya çağıran bir eğitim anlayışı görülür.

İmam Hasan (a.s.), dedesinin terbiyesi içinde yetişti; babası İmam Ali'nin (a.s.) şehadetinden sonra imamet görevini üstlendi. Ordusundaki çözülme ve siyasi baskılar karşısında Muâviye ile barış antlaşması yaptı. Bu kararında müminlerin canını koruma ve sonuçsuz bir savaşın doğuracağı yıkımı önleme amacı vardı. Antlaşmanın şartları, yönetimin keyfî uygulamalarına karşı ahlaki ve dinî ölçüleri muhafaza etme çabasını yansıtır.

İmam Hasan'ın (a.s.) cömertliği, yardım istediği için utanan kişiye karşı inceliği ve öfkesini yönetmesi, kişiliğinin belirgin özellikleridir. Halkla ilişkilerinde sabırlı davranması, siyasi hayatında taşıdığı sorumlulukla uyumluydu. Bu matem gününde Resûlullah'ın merhametiyle İmam Hasan'ın ileri görüşlülüğü birlikte hatırlanır. Her ikisinin hayatı, dinî rehberliğin insan onurunu ve toplumun haklarını gözeten bir ahlakla yürütülmesi gerektiğini gösterir. Geride bıraktıkları öğreti, ailede ve kamusal hayatta güvenilir davranmanın önemini korur.

İmam Rıza’nın (a.s) Şehadeti [29 Safer]
57 gün önce

İmam Ali bin Mûsâ Rızâ (a.s.), Ehl-i Beyt'in sekizinci imamıdır. Medine'den Horasan'a siyasi baskıyla götürüldü ve veliahtlığı kabul etmeye zorlandı. Rivayetlere göre Abbâsî Halifesi Me'mûn tarafından zehirlendi; kabri zamanla Meşhed'in merkezindeki büyük ziyaret mekânı hâline geldi. Hicrî 203 yılında Tûs'ta, bugünkü Meşhed yakınlarında şehit edildi.

Me'mûn'un veliahtlık düzenlemesi, İmam'ın halk üzerindeki etkisini sarayın denetimine alma amacı taşıyordu. İmam Rızâ (a.s.), bu konumu yönetimin bütün uygulamalarını onaylayan bir görev olarak üstlenmedi. Baskı altında bulunduğu dönemde de dinî rehberliğini ve ilmî faaliyetlerini sürdürdü. Karşılaştığı meseleleri açıklarken halkın anlayabileceği bir dil kullandı; siyasi konumunun, imamet sorumluluğunun yerini almasına izin vermedi.

Farklı din ve düşüncelerin temsilcileriyle yaptığı görüşmeler, bilgisi kadar konuşma adabını da gösterir. Muhatabını dinler, soruya gerekçeli cevap verir ve inanç konularını açıklıkla ele alırdı. Bilgisini insanları küçük düşürmek için kullanmadı. Sözünü kesmeden dinlemek ve tartışmada saygıyı korumak, ilmî vakarının belirgin yönleriydi. Bu tutum, dinî eğitimde ikna edici açıklamanın ve dürüst düşünmenin önemini ortaya koyar.

İmam Rızâ'nın (a.s.) insanlarla ilişkilerinde makam ve servet üstünlüğüne yer yoktu. Hizmet edenlerle aynı sofrayı paylaşması ve yardım isterken utanan kişiyi gözetmesi, insan onuruna verdiği değeri gösterir. Şehadetinin mateminde bu ahlak da hatırlanır. Türbesini ziyaret edenlerin duası, onun hakkaniyetini ve nezaketini öğrenmekle derinleşir. İmam'ın kısa Horasan dönemi, ilmin siyasi baskıya rağmen topluma ulaşabildiğini ve merhametin günlük ilişkilerde korunabildiğini gösteren bir hayat kesitidir.

Hz. Muhammed’in (s.a.a) Hicreti [1 Rebiülevvel]
56 gün önce

Resûlullah (s.a.a.), Mekke'deki baskıların ardından Medine'ye hicret ederek İslam toplumunun tarihinde yeni bir dönem başlattı. Mekke'den ayrıldığı gece İmam Ali (a.s.) onun yatağında kaldı. Bu fedakârlık, Peygamber'i öldürmek için hazırlanan plan karşısında yolculuğun güvenliğine katkı sağladı. Hicret, tebliğin daha elverişli bir ortamda sürdürülmesi ve müminlerin korunması için atılan önemli bir adımdı.

İmam Ali'nin (a.s.) bu geceki tavrı, Resûlullah'a bağlılığını ve Allah'a güvenini ortaya koyar. Tehlikeyi bilerek üstlendiği görev, kişisel cesaretinin yanında emanete sadakatini gösterir. Peygamber'in kendisine bıraktığı emanetlerin sahiplerine ulaştırılması da onun sorumluluğundaydı. Böylece hicret sürecinde can güvenliğinin sağlanmasıyla insanların mal ve emanet haklarının korunması birlikte gözetildi.

Medine'de muhacirlerle ensar arasında kurulan kardeşlik, yeni toplumun temel bağlarından biri oldu. Yurtlarından ayrılanların barınması ve geçimlerinin sağlanması, onları kabul eden topluluğun desteğini gerektiriyordu. Mescit, ibadetin yanında eğitim ve toplumsal buluşma mekânıydı. Peygamber'in önderliği, farklı grupların hak ve sorumluluklarını belirleyen bir düzenin oluşmasına yön verdi. Ortak hayat, güvenilir davranış ve verilen söze bağlılık üzerinde gelişti.

Hicretin manevi anlamında, inancı korumak için Allah'a güvenerek sorumluluk üstlenmek vardır. Yolculuk boyunca gösterilen sabır ve yardımlaşma, Medine'deki dayanışmanın da zeminini oluşturdu. Bu olayın İslam takvimine başlangıç seçilmesi, toplumun hayatındaki kalıcı önemini gösterir. Hicrî yıl Muharrem ayında başlasa da hicret yolculuğu Rebîülevvel'deki olaylarla bağlantılıdır. 1 Rebîülevvel'de hatırlanan bu başlangıç, yurdundan ayrılanları gözetme, emaneti koruma ve birlikte yaşarken adaletli davranma sorumluluğunu canlı tutar.

İmam Hasan Askerî'nin Şehadeti ve İmam Mehdî'nin İmametinin Başlangıcı [8 Rebiülevvel]
49 gün önce

İmam Hasan Askerî (a.s.), hicrî 260 yılının 8 Rebîülevvel günü Sâmerrâ'da şehit edildi. Rivayetlere göre şehadeti, Abbâsî Halifesi Mu'temid'in emriyle zehirlenmesi sonucu gerçekleşti. Ehl-i Beyt'in on birinci imamı olan İmam Hasan Askerî (a.s.), babası İmam Hâdî'nin (a.s.) yanına defnedildi.

İmam Hasan Askerî (a.s.), imamet yıllarını yoğun baskı ve gözetim altında geçirdi. Müminlerle iletişimini çoğu zaman mektuplar ve güvenilir temsilciler aracılığıyla sürdürdü. Bu yöntem, hem dinî rehberliğin devamını sağladı hem de daha sonra başlayacak gaybet dönemine önemli bir hazırlık oluşturdu.

Öğretilerinde takva, doğru sözlülük, emanete riayet, güzel ahlak ve insanların haklarını gözetmek önemli bir yer tutar. İnancın, yalnızca ibadette değil, günlük davranışlarda da dürüstlük ve güvenilirlikle ortaya çıkması gerektiğini vurguladı.

Şehadetinin ardından imamet, oğlu İmam Mehdî'ye (a.f.) geçti ve Küçük Gaybet dönemi başladı. Bu dönemde İmam ile müminler arasındaki iletişim dört özel nâib aracılığıyla sürdürüldü. İmam Hasan Askerî'nin (a.s.) döneminde gelişen temsilcilik ve iletişim sistemi, bu yeni dönemin devamında önemli bir rol oynadı.

İmam Mehdî'ye (a.f.) bağlılık, adaletin gerçekleşmesine duyulan umutla birlikte insanın kendi hayatında doğruluk, takva ve sorumluluk bilinciyle hareket etmesini de gerektirir. İhtiyaç sahiplerini gözetmek, başkalarının hakkını korumak ve güvenilir olmak bu bekleyişin günlük hayattaki yansımalarıdır.

Bu iki önemli hadise, İmam Hasan Askerî'nin (a.s.) şehadetinin hüznü ile İmam Mehdî'nin (a.f.) imametinin başlamasıyla devam eden umut ve ilahî rehberliği birlikte hatırlatır.

Hz. Muhammed’in (s.a.a) Doğum Günü (Bir rivayete göre) [12 Rebiülevvel]
45 gün önce

Hz. Muhammed (s.a.a.), Allah'ın elçisi ve İslam Peygamberidir. Abdullah ile Âmine'nin oğlu olarak Benî Hâşim ailesinde yetişti; babasını doğmadan, annesini çocukluğunda kaybetti. Önce dedesi Abdülmuttalib'in, ardından amcası Ebû Tâlib'in himayesinde büyüdü. 12 Rebîülevvel, Mekke'deki doğumunun anıldığı tarihlerden biridir.

Peygamberlik görevinden önce toplum içinde güvenilirliğiyle tanındı ve “el-Emîn” adıyla anıldı. İnsanların emanetlerini koruması, sözünde durması ve haksızlığa karşı duyarlılığı, güzel ahlakının erken örnekleridir. Yetim olarak büyümüş olması da hayatı anlatılırken güçsüzleri gözetmesiyle birlikte hatırlanır. Onun insanlarla kurduğu güven, daha sonraki tebliğinde karşılaştığı baskılara rağmen koruduğu doğruluğun zeminini gösterir.

Resûlullah (s.a.a.), peygamberlik göreviyle insanları tek Allah'a kulluğa çağırdı. Kulluk, ahlaki arınma ve adaletle birlikte öğretildi. Kölelerin ve yoksulların onurunu gözetmesi, ailede merhametli davranması ve insanlara sabırla yaklaşması, mesajının günlük hayattaki karşılığıydı. Ehl-i Beyt'ine gösterdiği sevgi, ailesinin manevi konumunu da ümmete tanıttı. Öğretisinde, güçlü olanın başkasının hakkına saygı göstermesi ve kişinin davranışından sorumlu olması esastır.

Doğumunun hatırası, salavat, Kur'an tilaveti ve güzel ahlakını öğrenmeyle yaşatılır. Kutlamalarda ihtiyaç sahiplerini gözetmek, kırgınlıkları gidermek ve aile üyelerine özen göstermek, nebevî merhameti paylaşmanın yollarıdır. Farklı toplulukların Resûlullah'a duyduğu ortak sevgi, karşılıklı saygıyı ve kardeşliği güçlendirebilir. 12 ile 17 Rebîülevvel arasındaki birlik vurgusu da bu ortak bağlılığa dayanır. Ehl-i Beyt Mektebi'nde Peygamber'in doğumu için yaygın kabul edilen tarih 17 Rebîülevvel'dir.

Hz. Muhammed (s.a.a) ve İmam Cafer es-Sadık’ın (a.s) Doğum Günü [17 Rebiülevvel]
40 gün önce

Resûlullah (s.a.a.), vahyi insanlara ulaştıran İslam Peygamberi; İmam Cafer Sâdık (a.s.) ise Ehl-i Beyt'in altıncı imamı ve önemli bir ilim önderidir. İmam Sâdık'ın babası İmam Muhammed Bâkır (a.s.), annesi Ümmü Ferve'dir. Bu iki doğum, nebevî rehberlikle Ehl-i Beyt'in ilmî öğretisinin sürekliliğini hatırlatır. 17 Rebîülevvel'de anılan doğumlardan Peygamber'inki Mekke'de, İmam Sâdık'ınki hicrî 83 yılında Medine'de gerçekleşti.

Resûlullah'ın (s.a.a.) daveti, insanın Rabbine yönelmesini ve davranışlarını düzeltmesini birlikte içeriyordu. Doğruluğu, emanete bağlılığı ve güçsüzlere gösterdiği merhamet, ümmetine bıraktığı örneklerdir. Aile hayatında sevgiye, toplumsal ilişkilerde adalete önem verdi. Kur'an'ın hükümlerini insanlara açıklarken kendi yaşayışıyla da öğretti. Böylece vahyin bilgisi, günlük hayatı yönlendiren bir ahlak ve sorumluluk hâline geldi.

Ehl-i Beyt'in altıncı imamı olan İmam Cafer Sâdık (a.s.), Kur'an, hadis, fıkıh ve inanç konularında geniş bir eğitim faaliyeti yürüttü. Siyasi değişimlerin yaşandığı dönemde çok sayıda öğrenci ve râvi onun bilgisinden yararlandı. Farklı soruları dinlemesi ve gerekçeli cevaplar vermesi, öğretimindeki açıklığı gösterir. Caferî fıkhının önemli bir bölümü onun aktardığı bilgilerle tanınır. İlmî rehberliği, Peygamber'in sünnetinin doğru anlaşılmasına ve sonraki kuşaklara ulaşmasına katkı sağladı.

İmam Sâdık'ın (a.s.) takvası ve insanlara iyi davranma öğütleri, bilgiyi ahlaki sorumlulukla birleştirir. Öğrencilerinden, öğrendiklerini güvenilir davranışlarla temsil etmelerini istedi. İbadette samimiyet ve çevreyle iyi ilişkiler, aynı terbiyenin parçalarıydı. Bu doğum gününde Resûlullah'ın merhameti ile İmam Sâdık'ın eğitim anlayışı birlikte hatırlanır. Kutlamanın sevinci, öğrenmeye zaman ayırmak ve insanlara saygıyla yaklaşmakla günlük hayata taşınır. Peygamber ailesinin ilmî mirası, bilginin insana ve topluma fayda sunmasını gerektirir.

09 Eylül - 2026
İmam Hasan Mücteba’nın (a.s) Muaviye ile Barış Antlaşması [26 Rebiülevvel]
31 gün önce

İmam Hasan Müctebâ (a.s.), babası İmam Ali'nin (a.s.) şehadetinden sonra karşılaştığı ağır siyasi şartlar içinde Muâviye ile barış antlaşması yaptı. Hicrî 41 yılında gerçekleşen bu karar, Kûfe merkezli yönetimi ve ordusundaki çözülmeyle bağlantılıydı. Birliklerin güvenilirliği zayıflamış, bazı ileri gelenlerin tutumu savaşın sürdürülmesini güçleştirmişti. İmam, müminlerin hayatını ve dinî hareketin geleceğini gözeten bir yol izledi.

Antlaşmanın şartlarında yönetimin Kur'an ve sünnete uygun davranması ve insanların güvenliğinin korunması önem taşıyordu. İmam Hasan (a.s.), karşı tarafın gücünü ahlaki bir haklılık olarak kabul etmedi. Verilen sözün ve kamu sorumluluğunun ölçülerini ortaya koydu. Destekçilerinin ağır kayıplara uğrayacağı bir ortamda, kararının sonucunu dikkate aldı. Bu tutum, sorumluluk taşıyan bir önderin kendi itibarının yanında insanların hayatını da hesaba kattığını gösterir.

Onun kişiliğinde sabır ve ileri görüşlülük, merhametle birlikte görülür. İnsanları dinlemesi, ihtiyaç sahibine cömert davranması ve öfkesine hâkim olması, siyasi kararlarında da hissedilen bir duyarlılıktı. Barış kararı nedeniyle eleştiriyle karşılaşsa da imamet sorumluluğunu sürdürdü. Medine'deki eğitim ve rehberliği, Peygamber ailesinin öğretisinin korunmasına katkı sağladı. Muâviye'nin antlaşma şartlarına uymaması ise iktidarın verdiği sözle uygulaması arasındaki ayrılığı görünür kıldı.

İmam Hasan'ın barışı ile İmam Hüseyin'in (a.s.) kıyamı, farklı şartlarda aynı dinî sorumluluğun yürütülmesidir. Her iki imam da halkın hakkını gözetti ve haksız yönetimin uygulamalarına din adına onay vermedi. Barışın hatırası, kararların gerçek şartlar ve insanların güvenliği düşünülerek verilmesini öğretir. Hakkı korumak, sabırlı değerlendirme ve sonuçların sorumluluğunu üstlenme gerektirir. Antlaşmanın kesin günü üzerinde ortak bir kabul yoktur; 26 Rebîülevvel bu takvimde anma günü olarak yer alır.

Hz. Abdülazim Hasani’nin (a.s) Doğum Günü [4 Rebiülahir]
23 gün önce

Hz. Abdülazîm Hasenî, soyu İmam Hasan Müctebâ'ya (a.s.) ulaşan güvenilir bir râvi ve dinî şahsiyettir. İmamların öğretisini dinleyip aktardı; sonraki yıllarında Rey'e yerleşerek şehrin dinî hayatında kalıcı bir iz bıraktı. 4 Rebîülâhir, Medine'deki doğumunun anıldığı gündür.

Abdülazîm Hasenî'nin şahsiyetinde ilim arayışıyla tevazu birlikte görülür. İnançlarını İmam Hâdî'ye (a.s.) arz etmesi, sahip olduğu bilgiyi güvenilir bir rehberin ölçüsüyle değerlendirmeye verdiği önemi gösterir. Allah'ın birliği, peygamberlik ve imamet gibi temel konulardaki bağlılığını açıkça ifade etti. Öğrenme çabası, kendini yeterli görüp araştırmayı bırakmasına yol açmadı. Bu tutum, dinî bilginin ciddiyetini ve kişinin kendi anlayışını gözden geçirme sorumluluğunu yansıtır.

Hadisleri doğru aktarması, imamlarla farklı şehirlerdeki topluluklar arasında bir bilgi bağı kurdu. Aktarılan sözün güvenilirliği, insanların ibadetini ve ahlakını etkiliyordu. Bu sebeple râvinin doğruluğu, kişisel bir meziyetin yanında toplumsal bir emanet niteliğindeydi. Abdülazîm'in faaliyetleri, ilmin korunmasında dinleyen, öğrenen ve açıklayan kişilerin emeğini görünür kılar. Ehl-i Beyt'e sadakati, bu sorumluluğu üstlenmesinde belirginleşir.

Rey'e yerleşmesi, Peygamber ailesine yönelik siyasi baskıların yaşandığı ortamla bağlantılıdır. Dinî bilgisini ve ibadet hayatını zorluklara rağmen sürdürdü. Kabri, dua ve ziyaretle birlikte onun öğretisinin hatırlandığı bir mekân oldu. “Seyyidü'l-Kerîm” adıyla anılması, kendisine duyulan saygıyı ifade eder. Doğumunun hatırasında, bilgiyi dürüstçe aktarmanın, rehberliğe başvurmanın ve müminler arasındaki güveni korumanın değeri öne çıkar. Abdülazîm Hasenî, dinî bağlılığını öğrenme ve hizmet yoluyla gösteren bir şahsiyet olarak tanınır.

İmam Hasan Askeri’nin (a.s) Doğum Günü [8 Rebiülahir]
19 gün önce

İmam Hasan Askerî (a.s.), İmam Ali Hâdî'nin (a.s.) oğlu ve Ehl-i Beyt'in on birinci imamıdır. Çocukluğunda babasıyla birlikte Sâmerrâ'ya götürüldü; Abbâsî yönetiminin gözetimine rağmen eğitim ve rehberlik görevini sürdürdü. Hicrî 232 yılının 8 Rebîülâhir günü Medine'de dünyaya geldi.

İmam'ın yetiştiği aile ortamında Kur'an, ibadet ve ahlaki sorumluluk hayatın merkezindeydi. Babasından devraldığı ilmî mirası, müminlerin sorularını cevaplamak ve dinî anlayışlarını güçlendirmek için kullandı. Düşünerek hareket etmesi, açık ve güvenilir bilgiye önem vermesi, eğitimindeki belirgin yönlerdi. İnsanları doğru sözlü olmaya ve emanetleri korumaya çağırdı. Öğrettiklerini temsil eden vakar ve takva, kendisine duyulan güveni güçlendirdi.

Sâmerrâ'daki kısıtlamalar, toplulukla kurduğu ilişkinin biçimini etkiledi. Mektuplar ve temsilciler aracılığıyla uzak bölgelerdeki müminlere ulaştı. Bu iletişim, bilgiyi taşıyan kişilerin güvenilirliğini ve dikkatli davranmasını gerektiriyordu. İmam'ın sabrı, dinî sorumluluğunu ertelemesine yol açmadı; imkânlarını değerlendirerek rehberliğini sürdürdü. Böylece baskı ortamında bile soruların cevap bulduğu ve topluluğun bağlarının korunduğu bir düzen yaşadı.

İmam Hasan Askerî'nin (a.s.) hayatı, oğlu İmam Mehdî'nin (a.f.) imametine geçişin de zeminidir. Müminlerin güvenilir aracılarla iletişim kurma tecrübesi, sonraki gaybet döneminde önem kazandı. Doğumunun sevinci, bu ağır sorumlulukları taşıyan bir imamın ahlakını tanımayla derinleşir. Onun öğütleri, kişinin ailede ve toplumda güven vermesini, bilgiyi araştırarak öğrenmesini ve başkasının hakkına saygı göstermesini ister. İlim, ibadet ve dürüst davranışın aynı hayatta birleşmesi, geride bıraktığı rehberliğin temel özelliklerindendir.

Hz. Masume’nin (s.a) Vefatı [10 Rebiülahir]
17 gün önce

Hz. Fâtıma Ma'sûme (s.a.), İmam Mûsâ Kâzım'ın (a.s.) kızı ve İmam Rızâ'nın (a.s.) kız kardeşidir. Kardeşine kavuşmak için Horasan'a doğru çıktığı yolculuk sırasında hastalandı ve Kum'a geçti. Hicrî 201 yılında Kum'da vefat ederek aynı şehre defnedildi; 10 Rebîülâhir onun vefatının anıldığı gündür.

Hz. Ma'sûme (s.a.), ilim ve ibadetle tanınan bir aile içinde yetişti. İmamların öğretisiyle kurduğu yakınlık, manevi şahsiyetinin temelini oluşturdu. İffeti, takvası ve Ehl-i Beyt'e bağlılığı, hayatı anlatılırken öne çıkan özelliklerdir. Kardeşi İmam Rızâ'ya duyduğu sevgi, zorlu yolculuğunun anlamını da açıklar. Bu bağlılık, aile yakınlığıyla dinî rehberliğe gösterilen sadakatin birlikte bulunduğu bir hayatı yansıtır.

Kum halkının onu kabul etmesi ve ihtiyaçlarını gözetmesi, şehrin tarihinde önemli bir hatıra bıraktı. Kabri zamanla dua ve ziyaretin merkezi oldu. Onun manevi konumu etrafında gelişen ilim ve eğitim ortamı, Kum'un dinî hayatını etkiledi. Kadınların ve erkeklerin bu mekânda buluşması, Peygamber ailesine duyulan sevginin kuşaklara aktarılmasına katkı sağladı. Hz. Ma'sûme'nin hatırası, ilimle ve ibadetle kurulan bu bağ içinde korunur.

Vefatını anarken zorlu bir yolculuğun sonunda yabancı bir şehirde karşılanan bir hanımın hayatı hatırlanır. Aileye vefa, yolcuya destek ve hastayı gözetme, bu olayın insani yönleridir. Ziyaret adabında da başkasına özen göstermek ve ibadet ortamının huzurunu korumak önem taşır. Hz. Ma'sûme'nin hayatı, kadınların manevi ve ilmî emeğinin toplumun hafızasında taşıdığı değeri gösterir. Vefatının kesin günü hakkında farklı nakiller vardır; kendisini öldüren belirli bir kişi kesin olarak bilinmemektedir.

10 Ekim - 2026
Hz. Zeynep’in (s.a) Doğum Günü [5 Cemaziyelevvel]
7 gün kaldı

Hz. Zeynep (s.a.), İmam Ali (a.s.) ile Hz. Fâtıma Zehrâ’nın (s.a.) kızı ve Peygamber ailesinin seçkin şahsiyetlerinden biridir. Resûlullah’ın (s.a.a.) hanesinde yetişmiş; sahip olduğu ilim, basiret ve dirayet sebebiyle “Akîle” unvanıyla anılmıştır. 5 Cemâziyelevvel’de Medine’de dünyaya gelmiştir.

Hz. Zeynep’in şahsiyetinde ilim, tefekkür ve güçlü bir ifade kabiliyeti bir arada öne çıkar. Ailesinden aldığı terbiye ve birikimi çevresine aktaran örnek bir şahsiyet olarak tanınmıştır. İffet ve vakarı, onun toplumsal sorumluluk üstlenmesine engel olmamış; aksine bu sorumluluğu taşıma biçimine yön vermiştir. Allah’a olan tevekkülü, karşılaştığı ağır acılar ve imtihanlar karşısında metanetini korumasına güç katmıştır. İbadete olan bağlılığını Kerbelâ’dan sonraki son derece ağır şartlarda dahi sürdürmesi, manevi hayatının şartlara bağlı geçici bir alışkanlık değil, köklü bir kulluk şuuru üzerine kurulu olduğunu ortaya koyar.

Kerbelâ’da kardeşi İmam Hüseyin’in (a.s.) ve yakınlarının yanında yer aldı. Âşûrâ’dan sonra çocukların ve hayatta kalanların korunmasıyla yakından ilgilendi; hasta olan İmam Seccâd’ı (a.s.) gözetip kolladı. Kendi derin acısına rağmen çevresindekilerin ihtiyaçlarını fark etmesi ve onların sorumluluğunu üstlenmesi, şefkatinin ve güçlü sorumluluk bilincinin en açık örneklerinden biridir. Esaret sürecinde de Ehl-i Beyt mensuplarının toparlanmasına, dayanma güçlerini korumalarına ve maneviyatlarının canlı tutulmasına önemli katkıda bulundu.

Kûfe ve Şam’da yaptığı konuşmalar, Kerbelâ’da yaşananların hakikatini insanlara duyurmada önemli bir rol oynadı. Siyasi otoritenin karşısında büyük bir cesaretle Ehl-i Beyt’in kimliğini, konumunu ve uğradığı zulmü dile getirmesi; ilminin, basiretinin ve hitabet gücünün cesaretle nasıl bütünleştiğini gösterir.

Hz. Zeynep’in doğumunun hatırlanması, aynı zamanda kadınların eğitimine, ilmî ve manevi gelişimine ve toplum hayatındaki sorumluluklarına verilen değeri de güçlendiren bir vesiledir. Onun hayatında aileye karşı merhamet ile hakikati savunma sorumluluğu birbirinden ayrılmaz şekilde birleşmiştir. Zor durumda kalanları gözeten, sorumluluktan kaçmayan ve gerektiğinde hakikati açıkça dile getiren örnek bir şahsiyet olarak bıraktığı miras, Kerbelâ hafızasının ve Ehl-i Beyt tarihinin en önemli unsurlarından biri olmaya devam etmektedir.

Hz. Fatıma’nın (s.a) İrtihali (Bir rivayete göre) [13 Cemaziyelevvel]
15 gün kaldı

Hazreti Fatıma (s.a.), Peygamber Efendimizin (s.a.a.) değerli kızı, İmam Ali’nin (a.s.) eşi ve İslam tarihinin en seçkin şahsiyetlerinden biridir. Hz. Fâtıma Zehrâ'nın (s.a.) irtihal tarihi hakkında iki başlıca nakil vardır. Birincisi, Resûlullah'ın (s.a.a.) vefatından yetmiş beş gün sonrasını esas alan 13 Cemâziyelevvel; diğeri ise doksan beş gün sonrasına karşılık gelen ve meşhur kabul edilen 3 Cemâziyelâhir'dir.

Hz. Fâtıma'nın (s.a.) şahsiyetinde ilim, kulluk, vakar, merhamet ve aile sorumluluğu bir bütün hâlinde görülür. Derin bilgisi ve dinî değerlere bağlılığı, onu İslam tarihinde örnek bir şahsiyet hâline getirmiştir. Resûlullah'ın ona gösterdiği sevgi ve saygı da bu seçkin konumun önemli göstergelerindendir.

İbadetindeki derinlik, insanlara karşı duyduğu şefkatle tamamlanır. Rivayete göre İmam Hasan (a.s.), annesinin bir gece boyunca başkaları için dua ettiğini görünce bunun sebebini sormuş; Hz. Fâtıma (s.a.) “Önce komşu, sonra ev” anlamındaki “el-Câr sümme'd-dâr” sözüyle cevap vermiştir. Bu ifade, onun başkalarını önceleyen merhamet ve sorumluluk anlayışını yansıtır.

Yoksulları, yetimleri ve ihtiyaç sahiplerini gözetmesi de bu anlayışın günlük hayattaki karşılığıdır. Çocuklarını sevgi, kulluk ve paylaşma bilinciyle yetiştirmiş; aile hayatında sadelik ve fedakârlığa önem vermiştir. Hz. Fâtıma'nın (s.a.) hayatı; iman, ilim, iffet, merhamet, sabır ve aile sorumluluğu bakımından sonraki nesillere güçlü bir örnek olmuştur.

11 Kasım - 2026
Hz. Fatıma’nın (s.a) İrtihali [3 Cemaziyelahir]
35 gün kaldı

Hazreti Fatıma (s.a.), Peygamber Efendimizin (s.a.a.) ve Hazreti Hatice’nin (s.a.) mübarek evladı ve İmam Ali’nin (a.s.) eşidir. Ehl-i Beyt’in manevi mirasını, nübüvvet terbiyesini ve İslam’ın ahlaki değerlerini temsil eden eşsiz bir şahsiyettir. İlim, takva, ibadet, iffet ve güzel ahlakıyla tanınır. Resûlullah nezdinde çok özel ve yüce bir konuma sahipti. Hz. Peygamber'in onun hakkında söylediği “Fâtıma benden bir parçadır” sözü, bu yakınlığı ve değeri açıkça ortaya koyar. Resûlullah (s.a.a.), Hz. Fâtıma'yı (s.a.) “cennet kadınlarının efendisi” olarak nitelemiş ve onun geçmişten geleceğe bütün kadınlar arasında üstün bir makama sahip olduğunu bildirmiştir. Bu ifadeler, onun yalnızca Peygamber'in kızı olmasıyla değil, iman, kulluk ve manevi kemaliyle de seçkin bir konuma sahip olduğunu gösterir. İrtihal tarihi hakkında farklı rivayetler bulunmakla birlikte, meşhur görüşe göre hicrî 11 yılının 3 Cemâziyelâhir günü Medine'de irtihal etmiştir.

Hz. Fâtıma'nın (s.a.) manevi hayatı rivayetlerde dikkat çekici biçimde anlatılır. Uzun süre ibadet ettiği, Allah'ın huzurunda huşû ile durduğu ve kulluğa büyük önem verdiği aktarılır. Bazı rivayetlerde, ibadet ederken nurunun gök ehli için parladığı ifade edilir. Onun ibadet hayatı, Allah'a derin bağlılığının ve manevi şahsiyetinin en belirgin yönlerinden biridir.

Hz. Fâtıma Zehrâ'nın (s.a.) hayatında annelik, eğitim, ibadet, emek ve sade yaşayış birbirini tamamlayan değerler olarak öne çıkar. O, çocuklarına yalnızca sevgi ve şefkat gösteren bir anne değil, onların ahlakî ve dinî gelişimini bilinçle yönlendiren bir eğitimciydi. Rivayetlerde, İmam Hasan'a (a.s.) mescide giderek Resûlullah'ın (s.a.a.) sözlerini dinlemesini ve öğrendiklerini eve dönüp kendisine anlatmasını istediği aktarılır. Bu tutum, çocuklarının dinî bilgiyle doğrudan temas kurmasına verdiği önemi gösterir.

Çocuklarıyla ilişkisinde sevgi ve şefkat açık biçimde görülür. Rivayetlerde onlara “gözümün nuru” ve “gönlümün meyvesi” anlamına gelen sevgi dolu ifadelerle hitap ettiği aktarılır. Onların ihtiyaçlarıyla ilgilenmiş, eğitimlerini ve manevi gelişimlerini önemsemiştir.

Hz. Fâtıma'nın (s.a.) aile hayatında sadelik ve emek de öne çıkar. Ev işlerini bizzat yürütmüş, el değirmeniyle çalışmış ve sınırlı imkânlar içinde ailesinin ihtiyaçlarını karşılamıştır.

Sahip olduğu az imkâna rağmen ihtiyaç sahiplerini gözetmiş; yoksullara, yetimlere ve muhtaçlara yardım etmiştir. Sade yaşayışı, kanaat ve paylaşmayla birlikte sürmüştür. Aileye özen göstermek ile başkalarının ihtiyaçlarını gözetmek onun hayatında birlikte görülür.

Hz. Fâtıma'nın (s.a.) çocuklarına verdiği eğitim yalnızca sözlü öğütlerden ibaret değildi. Çocuklar, annelerinin ibadetini, sabrını, sade yaşayışını ve insanlara karşı merhametini günlük hayatın içinde görerek yetişmişlerdir. İmam Hasan, İmam Hüseyin (a.s.) ve Hz. Zeynep (s.a.), sevgi, ibadet, sorumluluk ve paylaşmanın birlikte yaşandığı bir aile ortamında büyümüşlerdir.

Hz. Fâtıma'nın (s.a.) hayatı; kulluk, annelik, çocuk eğitimi, sadelik, emek, merhamet ve aile sorumluluğunun bir arada bulunduğu örnek bir hayat olarak aktarılmıştır. Onun manevi derinliği, çocuklarına gösterdiği sevgi ve aile içindeki fedakârlığı, sonraki nesiller için güçlü bir örnek olmaya devam etmektedir.

Hz. Fatıma’nın (s.a) Doğum Günü [20 Cemaziyelahir]
52 gün kaldı

Hz. Fâtıma Zehrâ (s.a.), Resûlullah (s.a.a.) ile Hz. Hatice'nin (s.a.) kızı ve Ehl-i Beyt'in seçkin şahsiyetidir. İslam davetinin ilk yıllarındaki güçlükler içinde yetişti; babasına sevgisi ve desteği nedeniyle “Ümmü Ebîhâ” adıyla anıldı. Doğumunun kutlandığı 20 Cemâziyelâhir'de Mekke'de dünyaya geldi.

Resûlullah'ın (s.a.a.) ona gösterdiği saygı, Hz. Fâtıma'nın konumunu ümmete tanıttı. Onunla karşılaştığında gösterdiği ilgi ve yakınlık, aile içindeki merhametin güçlü bir örneğidir. Hz. Fâtıma'nın iffeti ve vakarı, ilmi ve düşünce derinliğiyle birlikte görülür. Dinî meselelerdeki kavrayışı, sonraki konuşmalarında açık biçimde ortaya çıktı. Kulluk hayatında Allah'a yakınlık, insanların ihtiyaçlarına karşı duyarlılığını güçlendirdi.

İmam Ali (a.s.) ile kurduğu ailede sadelik, yardımlaşma ve çocukların eğitimi önemliydi. İmam Hasan, İmam Hüseyin (a.s.) ve Hz. Zeynep (s.a.), bu evde sevgiyle ve görev bilinciyle yetiştiler. Hz. Fâtıma, evin işlerini yürütürken ibadet ve öğrenme sorumluluğunu da sürdürdü. Yoksullara gösterdiği cömertlik, ailenin paylaşma ahlakının bir parçasıydı. Sahip olduğu az imkânla başkasının ihtiyacını gidermesi, fedakârlığının gündelik görünümüdür.

Onun şahsiyetinde annelik, ilim ve hak arayışı birlikte bulunur. Peygamber'in vefatından sonra toplum önünde konuşması, dinî bilgisini sorumlulukla kullandığını gösterir. Doğumunun sevinci, kadınların haysiyetini koruyan ve eğitimlerini destekleyen bir anlayışla paylaşılır. Anneleri gözetmek, kız çocuklarına sevgi ve güven sunmak, onun aile hayatındaki merhameti hatırlatır. Hz. Fâtıma'nın örnekliği, insanın manevi değerinin servetle veya görünür makamla ölçülemeyeceğini ortaya koyar. İbadet ve hizmetle dolu hayatı, Peygamber ailesinin ahlakını tanımada temel bir yere sahiptir.

12 Aralık - 2026
Hz. Ali’nin (a.s) Doğum Günü [13 Recep]
74 gün kaldı

İmam Ali (a.s.), Ebû Tâlib ile Fâtıma bint Esed'in oğlu ve Ehl-i Beyt'in ilk imamıdır. Çocukluğundan itibaren Resûlullah'ın (s.a.a.) yanında yetişti. Annesinin Kâbe'ye girmesi ve onu orada dünyaya getirmesi, seçkin faziletlerinden biri olarak anılır. 13 Receb günü Mekke'de, Kâbe'nin içinde dünyaya geldi.

İslam davetinin başlangıcında Peygamber'e iman etti ve onun yanında sorumluluk üstlendi. Hicret gecesinde yatağında kalması, bağlılığını canını tehlikeye atarak gösterdiği olaylardan biridir. İlim ve cesareti, kulluk hayatıyla birlikte gelişti. Resûlullah'tan öğrendiği Kur'an ve sünnet bilgisi, insanlara rehberliğinde temel oldu.

İmam Ali'nin (a.s.) yönetim anlayışında kamu malı bir emanet olarak görülür. Yakınlarına ayrıcalık tanımaması, güçsüzün hakkını gözetmesi ve yöneticileri halka karşı sorumlu tutması, adaletinin belirgin örnekleridir. Nehcü'l-Belâğa'da derlenen hutbe ve mektupları, bu anlayışı açıklar. Yetimin ihtiyacını ve yoksulun sıkıntısını fark eden bir önder olarak sade yaşadı. Kendi imkânlarıyla halkın durumunu birbirinden koparmadı.

İbadetindeki derinlik, insanlara hizmet etmesine eşlik etti. Gece duası, Kur'an'la ilişkisi ve nefsini hesaba çekmesi, kararlarında koruduğu hakkaniyetin manevi temeliydi. Ailesinde sevgi ve sorumluluk, toplumsal hayatta emanete bağlılık öne çıktı. Kâbe'deki doğumunun sevinci, bu hayatın bütününe duyulan sevgiyle paylaşılır. Onun ilmini öğrenmek ve yetki kullanırken adil davranmak, velâyetine bağlılığın günlük karşılıklarıdır. İmam Ali'nin hatırası, güçlü olduğu hâlde başkasının hakkına saygı gösteren ve elindeki imkânı hizmet için kullanan bir şahsiyetin örneğini taşır.

Hz. Zeynep’in (s.a) Vefatı [15 Recep]
76 gün kaldı

Hz. Zeynep (s.a.), İmam Ali (a.s.) ile Hz. Fâtıma'nın (s.a.) kızı ve Kerbelâ'dan sonraki tanıklığıyla tanınan bir şahsiyettir. Yakınlarının kaybından sonra hayatta kalanları gözetti, esaret sırasında Ehl-i Beyt'in sesini duyurdu ve bilgisini, dirayetini korudu. 15 Receb onun vefatının anıldığı gündür; vefat yeri hakkında farklı nakiller bulunduğundan kesin bir şehir belirtilmez.

Kûfe'de ve Şam'da yaptığı konuşmalar, İmam Hüseyin'in (a.s.) kıyamının hakikatini açıkladı. Yönetimin olayları bir zafer olarak sunmasına karşı, esirlerin kimliğini ve uğradıkları zulmü anlattı. Sözlerindeki açıklık, aile içinde aldığı ilmî terbiyenin sonucuydu. Korku ve baskı altında düşüncesini ifade etmesi, cesaretinin belirgin yönüdür. Onun tanıklığı sayesinde Kerbelâ, savaş alanının dışındaki topluluklara da ulaştı.

Hz. Zeynep'in (s.a.) şefkati, çocuklarla ve hasta İmam Seccâd'la (a.s.) ilgilenmesinde görülür. Kendi yasını yaşarken korunmaya ihtiyaç duyanları yalnız bırakmadı. Bu tutum, metanetinin insanlara karşı duyarlılıkla birlikte bulunduğunu gösterir. Allah'a tevekkülü ve ibadete bağlılığı, zorluk karşısında dayanma gücünü besledi. Sabır, hayatında sorumluluk taşımayı ve gerektiğinde söz söylemeyi içeriyordu.

Vefatının hatırası, Kerbelâ'nın ardından hakikati yaşatanların emeğini de korur. Onun hayatından öğrenilen merhamet, acı çeken ailelere destek vermede; dirayet ise haksızlık karşısında doğruyu söylemede karşılık bulur. Kadınların bilgisi ve manevi emeği, Hz. Zeynep'in bıraktığı örnekte açık biçimde görülür.

Gelecek yıl

2027 Yılı Dini Münasebetler

01 Ocak - 2027
İmam Musa Kazım’ın (a.s) Şehadeti [25 Recep]
87 gün kaldı

İmam Mûsâ Kâzım (a.s.), Ehl-i Beyt'in yedinci imamıdır. Hayatının son yıllarını hapiste geçirmesine rağmen ilim ve rehberlik görevini sürdürdü. Rivayetlere göre Hârûnürreşîd'in emriyle hapishanede zehirlendi; kabri bugünkü Kâzımeyn'dedir. Hicrî 183 yılının 25 Receb günü Bağdat'ta şehit edildi.

Hapis şartları, İmam'ın namaz, dua ve Kur'an'la bağını kesmedi. Uzun ibadeti ve Allah'a yönelişi, çevresindekiler üzerinde de etkili oldu. “Kâzım” lakabıyla anılan öfkesine hâkim olma özelliği, bu ağır şartlarda korunmuş bir ahlaktı. Kendisine kötü davrananların karşısında vakarını yitirmedi. Sabırlı tutumu, imamet sorumluluğuna sadık kalması ve zulme onay vermemesiyle birlikte anlaşılır.

Hapsedilmeden önceki hayatında dinî soruları cevapladı, öğrenciler yetiştirdi ve ihtiyaç sahiplerini gözetti. Güvenilir temsilciler, farklı bölgelerdeki müminlerle bağın sürdürülmesine yardımcı oldu. Borçlulara destek olması ve yardımı incitmeden sunması, cömertliğinin belirgin örnekleridir. İnsanların sıkıntısını dinlemesi, hizmet anlayışında kişiye gösterilen saygının önemini ortaya koyar. Onun rehberliği, ibadetle birlikte toplumsal güveni ve yardımlaşmayı güçlendirdi.

İmam Kâzım'ın (a.s.) şehadetinin mateminde, baskıya karşı koruduğu onur ve manevi dayanıklılık hatırlanır. Kâzımeyn'deki ziyaret, ona duyulan sevginin ve bıraktığı öğretinin hatırasını yaşatır. Kendini denetlemek, emaneti korumak ve muhtaçlara destek vermek, onun ahlakında birbiriyle bağlantılıdır. Ailede öfkeye hâkim olmak da toplumda haksızlığa karşı ölçülü davranmak da aynı sorumluluğa dayanır. Hayatı, zor şartlar altında bile insanın kulluğunu ve başkalarına hizmet etme iradesini koruyabileceğini gösterir.

Meb’as Günü [27 Recep]
89 gün kaldı

27 Receb, Resûlullah'ın (s.a.a.) peygamberlik görevinin başladığı Bi'set günüdür. İlk vahiy, Mekke yakınındaki Hira Mağarası'nda geldi. Allah'ın elçisi, insanları tevhide çağırma ve vahyin rehberliğini onlara ulaştırma sorumluluğunu üstlendi. Okumaya ve Yaradan'ı tanımaya yönelik ilk çağrı, öğrenmenin ve bilinçli kulluğun değerini ortaya koydu. Bu başlangıç, İslam davetinin sonraki bütün dönemlerine yön verdi.

Peygamber'in daveti, insanın ahlakını ve toplumdaki ilişkilerini de etkiledi. Güçsüzlerin onurunu korumak, haksız kazançtan uzak durmak ve verilen sözü yerine getirmek, imanla birlikte öğretildi. Mekke'deki baskılara karşı sabrı, tebliğ görevine bağlılığını gösterdi. İnsanlara merhametle yaklaşırken hakikati açıklamaktan vazgeçmedi. Hz. Hatice (s.a.) ile İmam Ali'nin (a.s.) erken desteği, bu zor dönemin önemli dayanaklarıydı.

Bi'setin eğitim yönünde, insanın düşünmesini ve kendini arındırmasını sağlayan bir rehberlik vardır. Kur'an, aileden alışverişe kadar hayatın çeşitli alanlarında sorumluluk bilinci oluşturdu. Resûlullah'ın yaşayışı, vahyin hükümlerini ve güzel ahlakı insanlara uygulamalı biçimde gösterdi. Bilgiye verilen önem, kişinin öğrendiğini doğru davranışa dönüştürmesini gerektiriyordu. Bu sebeple dinî eğitimde niyet, ahlak ve başkasının hakkını gözetme birlikte yer alır.

Mi'rac, Peygamber'in gece yolculuğu ve ilahî yakınlığıyla hatırlanan başka bir olaydır. Namazın manevi anlamı, bu hatırada özel bir yer taşır. Bi'set gününde Kur'an okumak, salavat getirmek ve nebevî ahlakı öğrenmek, peygamberlik görevinin insanlığa sunduğu rahmeti hatırlatır. Aileye merhamet, komşuya saygı ve haksızlığa karşı dürüst tutum, bu öğretinin günlük karşılıklarıdır. 27 Receb'in temel anlamı Bi'settir; Mi'rac'ın kesin günü hakkında farklı nakiller bulunduğundan bu takvimde onun hatırası da birlikte anılır.

İmam Hüseyin’in (a.s) Doğum Günü [3 Şaban]
95 gün kaldı

İmam Hüseyin (a.s.), İmam Ali (a.s.) ile Hz. Fâtıma Zehrâ'nın (s.a.) oğlu ve Ehl-i Beyt'in üçüncü imamıdır. Resûlullah'ın (s.a.a.) sevgisi ve terbiyesi içinde yetişti; ağabeyi İmam Hasan'dan (a.s.) sonra rehberlik görevini üstlendi. Hicrî 4 yılının 3 Şâban günü Medine'de dünyaya geldi.

Resûlullah'ın torununa gösterdiği ilgi, İmam Hüseyin'in manevi konumunun tanınmasında önemli oldu. Çocukluk yıllarında gördüğü sevgi, aile bağlarına ve insanlara yaklaşımında karşılık buldu. İbadeti ve Kur'an'la ilişkisi, hayatının temel özelliklerindendi. Allah'a bağlılığı, topluma karşı sorumluluğunu besledi. Kararlarında insan onuruna önem vermesi, manevi hayatıyla sosyal tutumunun aynı değerlerden doğduğunu gösterir.

İmam Hüseyin'in (a.s.) ihtiyaç sahiplerine yardımı, cömertliğinin belirgin yönüdür. Yardım ettiği kişiyi utandırmamaya ve sıkıntısını anlamaya özen gösterirdi. İnsanların sözlerini dinlemesi, yakınlarına şefkatli davranması ve kendisine başvurana ilgi göstermesi, gündelik ahlakını açıklar. Ehl-i Beyt'in terbiyesinde güç ve imkân, başkasına hizmet için değerlendirilir. Onun hayatındaki paylaşma ve nezaket, bu anlayışın canlı örnekleridir.

Kerbelâ'daki tutumu, yıllar boyunca sürdürdüğü kulluk ve adalet sorumluluğuyla bağlantılıdır. Yezid'e biat etmeyi reddetmesi, haksız uygulamalara onay vermeme iradesini ortaya koydu. Doğum gününde bu hayatın aile, eğitim ve hizmet yönleri de hatırlanır. Çocuklara sevgi göstermek ve yardıma muhtaç insanları gözetmek, onun örnekliğini toplum içinde yaşatır. İmam Hüseyin'e duyulan bağlılık, doğruyu söyleme cesaretiyle ve başkasının haysiyetine saygıyla güçlenir. 3 Şâban'ın sevinci, bu ahlaki mirası yeni kuşaklara tanıtma imkânı sunar.

Hz. Ebulfazl Abbas’ın (a.s) Doğum Günü [4 Şaban]
96 gün kaldı

Hz. Abbas (a.s.), İmam Ali (a.s.) ile Ümmü'l-Benîn'in oğlu ve Kerbelâ'da İmam Hüseyin'in (a.s.) sancaktarıdır. “Ebü'l-Fazl” lakabıyla tanınır; cesareti, basireti ve kardeşine vefasıyla hatırlanır. Hicrî 26 yılının 4 Şâban günü Medine'de dünyaya geldi.

İmam Ali'nin (a.s.) ailesinde yetişmesi, onun ilim ve ahlakla kurduğu bağı şekillendirdi. İmam Hüseyin'e bağlılığı, kardeş sevgisiyle imamına gösterdiği sadakati birlikte içeriyordu. Kerbelâ'da karşılaştığı ağır şartları anlayarak onun yanında kaldı. Kendisine sunulan eman teklifini kabul etmemesi, ortak sorumluluğu kişisel güvenliğinin önünde tuttuğunu gösterir. Kararındaki açıklık, vefasının bilinçli bir seçime dayandığını ortaya koyar.

Hz. Abbas'ın (a.s.) su ulaştırma çabası, kafilenin ihtiyaçlarına gösterdiği özenin en çok hatırlanan yönüdür. Susuz çocukların ve ailelerin durumunu gözetti; tehlikeye rağmen hizmet görevini üstlendi. Sancaktarlığı, topluluğun güvenini taşıyan bir emanet niteliğindeydi. Cesareti, güçsüzlerin korunması ve başkasının ihtiyacının giderilmesi amacıyla kullanıldı. Bu tutum, onun fedakârlığına insani ve manevi bir derinlik kazandırır.

Âşûrâ günü şehit edilen Hz. Abbas'ın (a.s.) kabri Kerbelâ'dadır. İmam Hüseyin'in türbesinin yakınındaki ziyareti, vefasına duyulan saygıyı yaşatır. Doğum gününde onun örnekliği, kardeşlik bağlarını korumak ve üstlenilen işi özenle yerine getirmekle hatırlanır. İmkânını yardıma ihtiyaç duyanlar için kullanmak da aynı hizmet anlayışının bir parçasıdır. Hz. Abbas'ın hatırası, sadakatin zor zamanda görünür hâle geldiğini ve sevginin emanet karşısındaki sorumlulukla güçlendiğini gösterir. Onun adı, Kerbelâ'da merhametle birleşen cesaretin simgesi olarak anılır.

İmam Zeynelabidin’in (a.s) Doğum Günü [5 Şaban]
97 gün kaldı

İmam Zeynelâbidîn (a.s.), İmam Hüseyin'in (a.s.) oğlu ve Ehl-i Beyt'in dördüncü imamıdır. “Seccad”, çok secde eden; “Zeynelabidin” ise ibadet edenlerin ziyneti anlamına gelir. Bu lakaplar, onun ibadetindeki derinliği ve kulluğa verdiği önemi ifade eder. Ailesinden aldığı terbiyeyi Kerbelâ'dan sonraki uzun eğitim ve irşat döneminde topluma aktardı. Hicrî 38 yılının 5 Şâban günü Medine'de dünyaya geldi.

İmam'ın kulluk anlayışında Allah'a yakınlık, kişinin kendi kusurlarını fark etmesiyle gelişir. Sahîfe-i Seccâdiyye'deki dualarında şükür, bağışlanma ve ahlaki olgunlaşma birlikte yer alır. İnsan, Rabbinden yardım isterken niyetini ve davranışlarını da gözden geçirir. İmam'ın duaları, anne babayı, komşuları ve sıkıntı içindeki insanları unutmaz. Bu dil, ibadetin başkasına karşı duyarlılığı güçlendirdiğini gösterir.

Risâletü'l-Hukūk'ta insanın çeşitli ilişkilerinde taşıdığı görevler açıklanır. Kendi bedeninden yakın çevresine uzanan haklar, sorumluluğun hayatın her alanında bulunduğunu hatırlatır. Öğretmen ve öğrencinin, anne baba ve çocuğun, komşuların birbirine karşı görevleri vardır. İmam Seccâd'ın (a.s.) eğitiminde bu hakların tanınması, toplumsal güvenin temelidir. İhtiyaç sahiplerine gizlice yardım etmesi, anlattığı ahlakın yaşayışındaki karşılığıdır.

Kerbelâ'daki kayıpların ardından da ilim ve hizmet görevini sürdürmesi, metanetinin belirgin yönüdür. Yaşanan zulmü unutmadı; bununla birlikte yeni kuşakların yetişmesi için emek verdi. Sabırlı rehberliği, insanların imanını ve ahlakını güçlendirmeye yöneldi.

İmam Zeynelâbidîn'in doğumunun sevinci, dua mirasıyla tanışmak ve ilişkilerde hak gözetmekle paylaşılır. İmam'ın hayatı, manevi derinliğin başkasının derdini fark eden bir merhametle tamamlandığını ortaya koyar. Onun öğretisinde kişi, Allah'a yönelirken aile ve toplum karşısındaki emanetini de hatırlar.

Hz. Ali Ekber’in (a.s) Doğum Günü [11 Şaban]
103 gün kaldı

Hz. Ali Ekber (a.s.), İmam Hüseyin (a.s.) ile Leylâ'nın oğlu ve Kerbelâ'da anılan genç şahsiyetlerden biridir. Ahlakı, konuşması ve görünüşüyle Resûlullah'a (s.a.a.) benzerliğiyle tanınır. Ailesinden aldığı terbiye, inancını ve sorumluluk anlayışını şekillendirdi. Doğumunun anıldığı 11 Şâban'da Medine'de dünyaya geldi.

Ali Ekber'in (a.s.) Peygamber'e benzerliği, ailesi için derin bir sevgi kaynağıydı. Bu yakınlık, güzel ahlakıyla ve insanlarla konuşma biçimiyle birlikte anılır. Babasının yanında bulunurken yolculuğun amacını ve karşılaşılan tehlikeyi anlamaya çalıştı. Irak yolunda hak üzere olduklarını öğrendiğinde ölüm karşısında kararlılığını ifade etmesi, inancındaki açıklığı gösterir. Cesareti, neyin uğruna fedakârlık yaptığını bilmesiyle anlam kazandı.

Kerbelâ'da İmam Hüseyin'in (a.s.) yanında kaldı ve Âşûrâ günü şehit edildi. Babasına saygısı ile imamına bağlılığı aynı tutumda birleşti. Gençliği, üstlendiği görevin sorumluluğunu azaltmadı. Edep ve kararlılığın birlikte bulunması, kişiliğinin belirgin özellikleridir. Onun hatırasında, güçlü duyguların doğru bir amaç ve ahlaki ölçüyle yönlendirilmesi görülür. Aileye sevgi, hak karşısındaki sadakati besleyen bir bağ oldu.

Doğumunun kutlandığı gün, gençlerin eğitimine ve ahlaki gelişimine değer vermeyi hatırlatır. Onların sorularını dinlemek, güvenilir görevler üstlenmelerine imkân tanımak ve kararlarında bilinç kazanmalarına yardımcı olmak önemlidir. Ali Ekber'in örnekliği, cesareti saygıyla ve doğru sözlülükle birlikte ele alır. Genç bir insanın toplumdaki katkısı, yaşının yanında bilgisi ve sorumluluğuyla da değerlendirilir. Hz. Ali Ekber'in hayatı, Peygamber ailesinin terbiyesinin yeni bir kuşakta nasıl karşılık bulduğunu gösteren seçkin bir örnektir.

İmam Mehdi’nin (a.f) Doğum Günü [15 Şaban]
107 gün kaldı

İmam Mehdî (a.f.), İmam Hasan Askerî (a.s.) ile Nergis Hatun'un oğlu ve Ehl-i Beyt Mektebi'nde on ikinci imamdır. Resûlullah'ın (s.a.a.) soyundan gelen ilahî rehberliğin devamı olarak tanınır; 15 Şâban'ın sevinci, adalet umuduyla birlikte anılır. Hicrî 255 yılının 15 Şâban günü Sâmerrâ'da dünyaya geldi.

İmam'ın doğumu, Abbâsî yönetiminin Peygamber ailesi üzerindeki gözetiminin yoğun olduğu bir dönemde gerçekleşti. Babasının şehadetinin ardından imamet görevini üstlendi. Küçük Gaybet döneminde dört özel nâib aracılığıyla yürütülen iletişim, müminlerin sorularının ulaştırılmasına yardımcı oldu. Daha sonra Büyük Gaybet dönemi başladı. Bu süreçte imamete bağlılık, dinî bilgiye güvenilir yollarla ulaşma ve görevleri sürdürme sorumluluğunu korudu.

İmam Mehdî'yi (a.f.) beklemenin manevi yönünde dua, sabır ve ümit vardır. İnsan, zulmün kalıcı olmadığına inanarak Rabbine yönelir ve kendi davranışlarını düzeltmeye çalışır. Adalet beklentisi, bugünkü ilişkilerinde de hakkı gözetmesini gerektirir. Dürüst kazanç, ailede güven ve güçsüzleri koruma, bu bağlılığın somut örnekleridir. Başkasının sıkıntısını fark eden ve görevlerini özenle yerine getiren kişi, bekleyişini ahlaki bir çabaya dönüştürür.

15 Şâban gecesinde dua, istiğfar ve ibadetle Allah'ın rahmeti istenir. Kutlamalarda sevinci ihtiyaç sahipleriyle paylaşmak ve müminler arasındaki kardeşliği güçlendirmek önemlidir. İmam adına aktarılan haberlerde doğruluk aranması ve zuhur için tarih belirlenmemesi, dinî bilginin sorumluluğudur. Doğumunun hatırası, Peygamber ailesine sevgiyle birlikte adalet için çalışma iradesini yeniler. Bu umut, insanın çevresindeki haksızlığa kayıtsız kalmadan merhametli ve güvenilir yaşamasına yön verir. 15 Şâban, kulluğun ve geleceğe duyulan ümidin birlikte hatırlandığı bir gündür.

02 Şubat - 2027
Ramazan Ayının Birinci Günü; İlahi Ziyafetin Başlangıcı [1 Ramazan]
122 gün kaldı

Mübarek Ramazan ayı; kulluk, nefis terbiyesi, sabır ve Allah’a yöneliş ayıdır. Kur’an-ı Kerim’in bu ayda indirilmesi, orucun farz kılınması ve Kadir Gecesi’nin Ramazan’da bulunması, bu aya ayrı bir değer kazandırmıştır. Ramazan; insanın manevi hayatını güçlendirmesi, kötü alışkanlıklardan uzaklaşması, ihtiyaç sahiplerini gözetmesi ve ibadete daha fazla yönelmesi için önemli bir fırsattır.

Ramazan ayının birinci günü, bu manevi dönemin ve farz orucun başlangıcıdır. Müminler bu günü oruç, dua, Kur’an tilaveti ve istiğfarla değerlendirerek Ramazan’ın gün ve gecelerinden en güzel şekilde yararlanmaya çalışırlar.

İslami metinlerde Ramazan’ın başlangıç ve bitişi hilalin görülmesiyle yakından ilişkilendirilmiştir. Kur’an-ı Kerim’de, “Sizden kim Ramazan ayına erişirse onu oruçlu geçirsin” buyurulurken, rivayetlerde de hilalin görülmesine vurgu yapılmıştır. İmam Cafer Sadık’tan (a.s.) şu anlamda rivayet edilmiştir: “Hilali gördüğünüzde oruç tutun, yine hilali gördüğünüzde orucunuzu sona erdirin.” Hz. Peygamber’den (s.a.a.) nakledilen rivayetlerde de orucun başlangıç ve bitişi hilalin görülmesiyle bağlantılı olarak açıklanmıştır.

Bununla birlikte Ramazan ayı bütün İslam ülkelerinde her zaman aynı gün başlamamaktadır. Bunun temel sebeplerinden biri, ayın başlangıcının tespitinde benimsenen fıkhi esasların farklı olmasıdır. Bir bölgede görülen hilalin başka bölgeler için geçerli sayılıp sayılmaması, ufuk farklılığı ve dinî mercilerin değerlendirmeleri bu konuda etkili olabilmektedir.

Astronomik hesaplamalar da hilalin konumu ve görülme ihtimali hakkında önemli bilgiler sunmaktadır. Ancak fıkhi esaslara göre bu hesaplamalar tek başına hilal gözleminin yerini tutmaz ve daha çok yardımcı bir araç olarak değerlendirilir. Buna karşılık bazı İslam ülkelerinde astronomik hesaplamalar hicri takvimin belirlenmesinde daha belirleyici bir rol oynar. Bu farklı yaklaşımlar, Ramazan’ın bazı ülkelerde bir gün farklı başlamasına yol açabilmektedir.

Bütün bu farklılıklara rağmen Ramazan’ın ortak mesajı; Allah’a yakınlaşmak, nefsi terbiye etmek, dayanışmayı güçlendirmek ve manevi hayatta yeni bir başlangıç yapmaktır.

Hz. Hatice’nin (s.a) Vefatı [10 Ramazan]
131 gün kaldı

Hz. Hatice (s.a.), Resûlullah'ın (s.a.a.) eşi, Hz. Fâtıma Zehrâ'nın (s.a.) annesi ve İslam davetinin ilk destekçilerindendir. Onun kaybı, Ebû Tâlib'in vefatıyla birlikte Peygamber'in hayatında derin bir hüzne yol açtı. Peygamberliğin onuncu yılında Mekke'de vefat etti, Hacûn Mezarlığı'na defnedildi ve 10 Ramazan'da anılır.

Hz. Hatice, peygamberlikten önce ticaret hayatındaki itibarı ve güvenilirliğiyle tanınıyordu. Resûlullah'ın doğruluğunu ve ahlakını takdir etti; ortak hayatlarında sevgi ve güven güçlü bir yer tuttu. Vahyin başlamasının ardından onun yanında durdu ve davetine iman etti. Bu desteği, belirsizliğin ve dış baskının yaşandığı bir dönemde bilinçli bir tercihti. Basireti, hakikati tanımasında ve zor şartlarda bağlılığını sürdürmesinde görülür.

Malını ve imkânlarını İslam'ın ilk yıllarındaki ihtiyaçlar için kullandı. Kuşatma ve yoksunluk döneminde ailesinin ve müminlerin sıkıntısını paylaştı. Cömertliği, servetini koruma kaygısının önüne geçen bir fedakârlıkla ortaya çıktı. Peygamber'e sunduğu manevi destek de önemlidir; evde güven ve teselli sağladı. Böylece ekonomik tecrübesiyle aile içindeki şefkati, davetin güçlenmesine birlikte katkıda bulundu.

Resûlullah (s.a.a.), onun hatırasını vefatından sonra da sevgiyle korudu. İlk iman eden bir hanımın kararlılığı, İslam'ın başlangıcındaki kadın emeğini görünür kılar. Hz. Hatice'nin hayatı, doğru bildiği bir davayı imkânları ve davranışlarıyla destekleyen bir şahsiyetin örneğidir. Vefatını anarken zor zamanda bir insanın yanında durmanın ve kaynakları hayır için kullanmanın değeri hatırlanır. Ailede güven, toplumda dayanışma ve Allah'a bağlılık, onun bıraktığı hatıranın temel özellikleridir. Müminler arasında saygıyla anılması, bu fedakârlığın kalıcı karşılığıdır.

İmam Hasan Mücteba’nın (a.s) Doğum Günü [15 Ramazan]
136 gün kaldı

İmam Hasan Müctebâ (a.s.), İmam Ali (a.s.) ile Hz. Fâtıma Zehrâ'nın (s.a.) ilk çocuğu, Resûlullah'ın (s.a.a.) torunu ve Ehl-i Beyt'in ikinci imamıdır. Peygamber'in sevgisi ve ailesinin terbiyesiyle yetişti; babasının ardından dinî rehberlik görevini üstlendi. Hicrî 3 yılının 15 Ramazan günü Medine'de dünyaya geldi.

Resûlullah'ın torununa gösterdiği sevgi, ailede şefkatin değerini ortaya koyar. İmam Hasan'ın (a.s.) çocukluk yıllarında gördüğü terbiye, insanlarla ilişkilerindeki nezakette karşılık buldu. Kendisine kötü davrananlara karşı sabırlı olması ve öfkesini yönetmesi, hilm sahibi kişiliğinin belirgin yönleridir. İnsanları dinlemesi ve davranışlarının sonuçlarını gözetmesi, toplumdaki sorumluluğuna da yön verdi. Vakarı, başkalarının onurunu koruyan bir tutumla birlikte görüldü.

Cömertliği nedeniyle “Kerîm-i Ehl-i Beyt” adıyla anılır. İhtiyaç sahiplerine yardım ederken onların utanmasını ve küçük düşmesini önlemeye çalıştı. Malı, paylaşılması gereken bir imkân olarak değerlendirdi. Bu anlayış, yardımın miktarıyla birlikte sunuluş biçimine de önem verir. İmam'ın ibadeti ve Allah'a bağlılığı, insanlara gösterdiği özenin manevi temeliydi. Kulluk ve hizmet, hayatında birbirini tamamlayan sorumluluklardı.

İmam Hasan (a.s.), siyasi hayatında ağır şartlar altında kararlar verdi. Muâviye ile yaptığı antlaşmada müminlerin canını ve dinî hareketin geleceğini gözetti. Sabırlı değerlendirmesi, ailede ve halkla ilişkilerinde görülen duyarlılığıyla uyumluydu. 15 Ramazan'daki doğum sevinci, cömertlik ve merhametle paylaşılır. İhtiyaç sahibi bir aileyi gözetmek, bir kırgınlığı gidermek ve başkasına saygıyla yaklaşmak, onun ahlakını hatırlatır. İmam Hasan'ın hayatı, rehberliğin ilim kadar insanlara karşı incelik ve sorumluluk istediğini gösterir.

Kadir Gecesi [18 Ramazan]
139 gün kaldı

Ramazan'ın 18. gününün gün batımıyla, 19 Ramazan gecesi ve Kadir gecelerinin ilk ihya gecesi başlar. Kur'an'ın indirildiği Kadir Gecesi, bin aydan daha hayırlı olarak tanıtılır. Ehl-i Beyt'in rivayetlerinde 19, 21 ve 23 Ramazan gecelerini ibadetle geçirmek üzerinde durulur. Bu geceler, Allah'ın rahmetini istemek ve kulun hayatını gözden geçirmek için özel bir zaman oluşturur.

İhya, geceyi dua ve ibadetle değerlendirmektir. Kur'an tilaveti, istiğfar ve tövbe, bu yönelişin bilinen amellerindendir. Okunan ayetlerin anlamı üzerinde düşünmek, vahyin kişinin yaşayışındaki yerini güçlendirir. İnsan, Rabbine muhtaç olduğunu kabul ederken kendi kusurlarını da fark eder. Dua, geçmişteki yanlışları açıkça görmeye ve onları tekrarlamama niyetini yenilemeye yardımcı olur. Ümit ve sorumluluk, bu yakarışta birlikte bulunur.

Ehl-i Beyt'in öğretilerinde tövbe, başkasının hakkını gözetmeyle tamamlanır. Haksız alınan bir malın geri verilmesi, ödenmemiş bir borcun hatırlanması ve incitilen kişiye karşı hatanın telafi edilmesi önemlidir. Bu gece, insanın ilişkilerinde bıraktığı eksikleri düşünmesi için bir imkândır. Anne baba ve aile üyeleri için dua etmek, kendi çevresindeki ihtiyaçları fark etmeye de yöneltir. Manevi arınma, insanlara karşı daha güvenilir davranmaya zemin hazırlar.

19 Ramazan gecesi, İmam Ali'nin (a.s.) yaralanmasının hatırasını da taşır. Onun namazı ve adalet anlayışı, ibadetle toplumsal sorumluluğun bağını hatırlatır. İhya meclislerinde başkasının huzurunu gözetmek, sessizliği korumak ve ibadete katılanlara özen göstermek önemlidir. Bu gecede başlayan muhasebe, sonraki günlerde sürdürülen iyi davranışlarla güçlenir. Kadir gecelerine hazırlık, insanın Allah'a ve çevresindekilere karşı emanetini ciddiye almasıdır. İlk ihya gecesi, bu sorumluluğu yeniden hatırlayarak rahmet kapısına yönelme zamanıdır.

Hz. Ali’nin (a.s) Yaralanması [19 Ramazan]
140 gün kaldı

İmam Ali (a.s.), hicrî 40 yılının 19 Ramazan günü Kûfe Camii'nde sabah namazı sırasında Abdurrahman bin Mülcem tarafından yaralandı. Zehirli kılıçla vurulan darbe, iki gün sonra şehadetine yol açtı. Olay, İmam'ın toplumun yönetimini üstlendiği ve iç çatışmaların sürdüğü bir dönemde gerçekleşti. Ramazan'ın bu günü, ibadet ve adaletle dolu bir hayatın uğradığı saldırıyı hatırlatır.

İmam Ali'nin (a.s.) yönetiminde halkın hakkı ve kamu malının korunması temel ölçülerdi. Beytülmâli şahsi bir imkân olarak görmedi; yakınlarına da ayrıcalık tanımadı. Yöneticilerden halka karşı adil ve merhametli davranmalarını istedi. Bu anlayış, gücün sorumlulukla kullanılmasına dayanıyordu. Nehcü'l-Belâğa'daki mektupları, zayıfın sesini duyma ve yönetimde hakkaniyeti koruma görevinin açık örneklerini taşır.

Yaralandıktan sonra bile kendisine saldıran kişiye davranışta adaletin korunmasını öğütledi. Öfkenin ölçüsüz cezaya dönüşmesine izin vermedi. Bu tavır, ağır bir acının içinde dahi ahlaki ilkesini koruduğunu gösterir. İmam'ın cesareti, kendini denetleyen bir sorumlulukla birlikteydi. Namazı, gece yakarışları ve Kur'an bilgisi, kararlarının manevi temelini oluşturdu. Hayatı boyunca savunduğu hakkaniyet, son günlerinde de devam etti.

Bu olayın Kadir geceleriyle aynı zamana rastlaması, yası manevi muhasebeyle bir araya getirir. İmam Ali'yi (a.s.) hatırlayan kişi, kendi yetkisini ve imkânlarını nasıl kullandığını düşünür. Bir hakkı sahibine teslim etmek ve güçsüzü gözetmek, onun öğrettiği adaletin günlük karşılıklarıdır. Yaralanmasının acısı, ailesi ve müminler için büyük bir kayıp sürecinin başlangıcı oldu. Geride bıraktığı öğütler ise namazın, kamu sorumluluğunun ve insan onuruna saygının aynı hayatta nasıl birleştiğini göstermeyi sürdürür.

Kadir Gecesi [20 Ramazan]
141 gün kaldı

20 Ramazan'ın gün batımıyla 21 Ramazan gecesi, Kadir gecelerinin ikinci ihya gecesi başlar. Bu gece, Ehl-i Beyt'ten aktarılan rivayetlerde özel önem taşır. İmam Ali'nin (a.s.) şehadetinin hatırası da gecenin matem ve dua atmosferinde yer alır. Müminler, Kur'an'la ve yakarışla Allah'a yönelirken ilahî rahmeti ve bağışlanmayı isterler.

Kur'an okumak, ayetlerin kişinin hayatına ne söylediğini düşünmekle derinleşir. İnsan, ibadetini sürdürürken niyetini ve başkalarıyla ilişkisini gözden geçirir. İstiğfar, kendi kusurunu kabul eden samimi bir yöneliştir. Kişinin tövbesinde yanlış davranışını düzeltme kararı önemlidir. Ehl-i Beyt'e tevessül ve nakledilen dualar, bu gecelerde kulluk bilincini güçlendiren ameller arasında yer alır. Dua eden kişi, rahmetten ümidini kesmeden sorumluluğunu hatırlar.

İmam Ali'nin (a.s.) son öğütlerinde yetimler, komşular, Kur'an ve namaz üzerinde durulur. Bu öğütler, dinî hayatın insan ilişkilerinden ayrı düşünülemeyeceğini gösterir. Komşunun ihtiyacını fark etmek, ailede ihmali gidermek ve başkasının hakkını korumak, ibadetin ahlaki yönünü görünür kılar. 21 Ramazan gecesinde İmam'ın hatırasını yaşatmak, onun insanlara karşı duyarlılığını da öğrenmeyi gerektirir. Matem, bu sorumluluğu unutturan bir meşguliyet hâline gelmemelidir.

İhya sırasında kişi, yerine getirmediği görevleri telafi etmek için gerçekçi adımlar düşünebilir. Borcunu ödemek, verilen bir sözü tutmak veya bir kırgınlığı gidermek, tövbe niyetinin karşılıklarıdır. Meclislerde yaşlılara ve yorgunlara özen göstermek de kardeşliğin bir gereğidir. Gecenin sonunda alınan kararların günlük hayatta sürdürülmesi, manevi muhasebeyi kalıcı kılar. İkinci ihya gecesi, Allah'a yakınlık arzusuyla insanlara karşı emaneti birlikte hatırlatan bir zamandır. İmam Ali'nin adalet ve merhamet öğütleri, bu yönelişe rehberlik eder.

Hz. Ali’nin (a.s) Şehadeti [21 Ramazan]
142 gün kaldı

Hazreti Ali (a.s.), Ehl-i Beyt'in ilk imamı ve Resûlullah'ın (s.a.a.) yanında yetişmiş büyük bir önderdir. Derin ilmi, eşsiz cesareti ve adalete sarsılmaz bağlılığıyla Müslümanlar için kalıcı bir örnek olmuştur. Hicrî 40 yılının 19 Ramazan günü sabah namazı sırasında Kûfe Camii'nde İbn Mülcem'in zehirli kılıcıyla yaralandı. İki gün sonra, 21 Ramazan günü Kûfe'de şehit oldu.

İmam Ali'nin (a.s.) ilmî mirası, Kur'an'ın anlaşılması ve toplumun sorumluluklarının açıklanmasında önemli bir yere sahiptir. Nehcü'l-Belâğa'da yer alan hutbe ve mektuplarında kulluk, ahlak ve yönetim birlikte ele alınır. İnsanın nefsini hesaba çekmesi, yetki kullanırken halkın hakkını gözetmesine eşlik eder. Onun bilgisi, hayatın meselelerine yol gösteren bir rehberlikti. Cesareti ve açık sözlülüğü, hak bildiği ölçüyü korumasında görülür.

Yönetimde sade yaşaması, kamu malına karşı hassasiyeti ve yakınlarına ayrıcalık tanımaması, adalet anlayışının uygulamalarıdır. Yetimlere ve yoksullara özen göstermesi, halkla bağını güçlendirdi. Son vasiyetinde de bu sorumlulukları hatırlattı; namazı ve Kur'an'ı gözetmeyi öğütledi. Saldırganına karşı bile ölçülü davranılmasını istemesi, şahsi acısının hakkaniyeti gölgelemesine izin vermediğini gösterir. Bu tavır, ahlaki kararlılığının güçlü bir örneğidir.

Şehadet gecesinde dua ve matem, İmam'ın bıraktığı öğretinin hatırlanmasına eşlik eder. İnsan, ailesine karşı davranışını ve başkalarının malı üzerindeki sorumluluğunu düşünür. Adaletin günlük karşılığı, güveni korumak ve bir hakkı sahibine teslim etmektir. Necef'teki ziyaret, onun velâyetine duyulan sevginin manevi ifadesidir. Bu bağlılık, öğütlerinin öğrenilmesiyle ve insanlara karşı dürüst davranışla güçlenir. İmam Ali'nin hayatı, ilim ve ibadetin kamu sorumluluğunu yönlendirdiği bir örnek olarak hatırlanır; şehadeti bu rehberliğin etkisini sona erdirmemiştir.

03 Mart - 2027
Kadir Gecesi [22 Ramazan]
143 gün kaldı

22 Ramazan'ın gün batımıyla 23 Ramazan gecesi, Kadir gecelerinin üçüncü ihya gecesi başlar. Ehl-i Beyt'in rivayetlerinde bu geceye belirgin bir önem verilir. Kur'an'ın indirilişi, meleklerin inişi ve tan yeri ağarıncaya kadar süren esenlik, Kadir Gecesi'nin manevi büyüklüğünü anlatır. Müminler, dua ve ibadetle Allah'ın rahmetine yönelir ve hayatlarına ilişkin niyetlerini yenilerler.

Kur'an tilaveti ve ayetler üzerinde düşünmek, bu gecenin merkezindeki amellerdendir. İstiğfar ve tövbe, insanın kendisiyle dürüstçe yüzleşmesine yardımcı olur. Dua eden kişi, yalnız kendi ihtiyaçlarını değil, ailesinin ve başkalarının sıkıntılarını da Rabbine arz eder. Allah'ın affını istemek, yanlışları küçümsemeden ümit içinde yönelmektir. İbadette samimiyet, kişinin davranışlarını değiştirmeye hazır olmasını gerektirir. Bu sebeple gecenin muhasebesi, hayatın gerçek sorumluluklarıyla bağlantılıdır.

Önceki ihya gecelerinde fark edilen eksikler, 23 Ramazan gecesinde daha açık bir karara dönüşebilir. Haksız bir kazançtan vazgeçmek veya ihmal edilmiş bir hakkı ödemek, bu kararın örnekleridir. Ailede sabırlı davranmak ve iş hayatında güvenilir olmak da sürekli çaba ister. Dua, kişinin bu çaba için Allah'tan yardım istemesidir. Kadir gecelerinin manevi yoğunluğu, gündelik davranışlarda korunan bir ahlakla kalıcılık kazanır.

Birlikte ibadet edilen meclislerde başkalarının huzurunu gözetmek önemlidir. Sesini ölçülü kullanmak, katılanlara yer açmak ve ihtiyaç duyanlara yardımcı olmak, ibadet adabını tamamlar. Gece boyunca yapılan yakarışların ardından insanın daha dikkatli ve merhametli yaşama niyeti güçlenir. Ehl-i Beyt'in öğrettiği kulluk, başkasının hakkını fark eden bir sorumluluk taşır. Üçüncü ihya gecesi, ilahî rahmetin genişliğini hatırlarken insanın kendi niyetini ve görevlerini yeniden değerlendirdiği bir zamandır. Bu yöneliş, Ramazan'dan sonra da devam eden bir ahlakı besler.

Ramazan Bayramı [1 Şevval]
152 gün kaldı

1 Şevval, Ramazan orucunun ardından kutlanan Ramazan Bayramı'dır. Müminler, bir ay boyunca sürdürdükleri ibadet için Allah'a şükreder ve bayram sevincini paylaşırlar. Bayram namazı, dua ve fıtır sadakası bu günün dinî hayatında önemli bir yere sahiptir. Ramazan'da kazanılan sabır ve öz denetim, bayramla birlikte günlük ilişkilerde sürdürülmesi gereken bir terbiye bırakır.

Oruç, insanın ihtiyaçlarını ve alışkanlıklarını daha dikkatli fark etmesini sağlar. Açlık ve susuzluk tecrübesi, sıkıntı içindeki insanlara karşı duyarlılığı güçlendirebilir. Bayramda bu duyarlılık, ihtiyaç sahiplerini gözetme sorumluluğuna dönüşür. Fitre, toplumda yardımlaşmanın dinî ifadelerinden biridir; uygulanmasında kişinin bağlı olduğu dinî merciin hükümleri esas alınır. Verilen yardımda, karşıdakinin haysiyetinin korunması önemlidir. Şükür, nimetleri başkalarıyla paylaşan bir davranışta görünür olur.

Bayram ziyaretleri, aile ve komşuluk bağlarının güçlenmesine katkı sağlar. Uzun süredir görüşülmeyen bir yakını aramak, hastayı ziyaret etmek ve çocukları sevindirmek, ortak sevinci genişletir. Küskünlükleri gidermek de Ramazan'ın arınma çabasını ilişkilerde sürdürmenin bir yoludur. Bu buluşmalarda nezaket ve karşılıklı özen, kardeşlik duygusunu korur. Yalnız yaşayanların ve dar gelirli ailelerin unutulmaması, bayramın sosyal anlamını tamamlar.

Ramazan Bayramı, ibadetin bıraktığı iyi alışkanlıkları koruma zamanıdır. Dilini incitici sözden uzak tutmak, sözünde durmak ve imkânları israf etmemek, yılın diğer günlerinde de sürdürülür. Bayram sofrasında paylaşılan nimet, bu davranışların hatırlanmasına vesile olur. Şevval'in başlangıcı, hilalin tespitine ilişkin güvenilir dinî usullerle belirlenir. Bu günün sevinci, Allah'a şükürle ve insanlara gösterilen merhametle derinleşir. Ramazan'ın kazandırdığı bilinç, bayramdan sonra da aile ve toplum hayatına yön verdiğinde ibadetin etkisi devam eder.

İmam Mehdi’nin (a.f) Büyük Gaybetinin Başlangıcı [10 Şevval]
161 gün kaldı

Büyük Gaybet, hicrî 329 yılında İmam Mehdî'nin (a.f.) son özel nâibi Ali bin Muhammed es-Semerrî'nin vefatıyla başlayan dönemdir. Küçük Gaybet sırasında dört özel nâib aracılığıyla yürütülen iletişim, bu aşamada sona erdi. Bundan sonra aynı nitelikte özel bir temsilci atanmadı. İmamete bağlılık sürerken müminlerin dinî bilgiyi öğrenme ve toplumsal görevlerini yerine getirme sorumluluğu yeni bir döneme girdi.

Küçük Gaybet'teki temsilcilik, soruların iletilmesi ve cevapların ulaştırılması için güvenilir bir bağ kurmuştu. Bu dönemin sona ermesi, bilgiye başvuruda dikkatli olmayı daha da önemli kıldı. Ehl-i Beyt'ten aktarılan öğretilerin öğrenilmesi ve ehil dinî uzmanlara danışılması, müminlerin hayatına rehberlik eder. Bir kişinin özel temsilcilik iddiasını sorgulamadan kabul etmemek de bu sorumluluğun parçasıdır. Gaybet, insanın dinî görevlerini terk etmesine gerekçe oluşturmaz.

İmam Mehdî'yi (a.f.) beklemek, adalet umudunu sabır ve çalışma ile korumayı gerektirir. Mümin, elindeki imkânı başkasının hakkını gözeterek kullanır ve haksızlığa ortak olmamaya çalışır. Dua, zorluklar karşısında ümidi besler. Ailede güvenilir davranmak ve muhtaçlara destek olmak, bu bağlılığın gündelik örnekleridir. Gelecekteki adalet beklentisi, kişinin bugünkü ilişkilerinde de hakkaniyetli olmasını ister.

Büyük Gaybet'in hatırlanması, imametle kurulan manevi bağı ve toplumun bilgi sorumluluğunu yeniler. Müminler arasındaki yardımlaşma, sağlam dinî bilgiye erişim ve görevlerin sürekliliği önem taşır. Zuhur hakkında tarih belirlemeyen, dayanaksız haberleri yaymayan bir tutum, bu bilincin gereğidir. İmam'ın rehberliğine bağlılık, ümitle birlikte ahlaki bir kararlılık taşır. Büyük Gaybet'in başlangıcı hicrî 329 yılındaki son özel nâibin vefatına dayanır; bu bölümde kullanılan 10 Şevval günü için kesin bir tarihî dayanak bulunmamaktadır.

Hz. Hamza’nın Şehadeti [15 Şevval]
166 gün kaldı

Hz. Hamza (a.s.), Resûlullah'ın (s.a.a.) amcası ve İslam davetinin güçlü destekçilerindendir. Uhud'daki kabri, ilk Müslümanların fedakârlığını hatırlatır. Rivayetlerde şehadetine Vahşî bin Harb'in sebep olduğu anlatılır. Hicrî 3 yılında Medine yakınındaki Uhud Savaşı'nda şehit edildi ve 15 Şevval'de anılır.

Hz. Hamza'nın Mekke'de İslam'ı kabul etmesi, baskı altındaki davete önemli bir destek sağladı. Peygamber'e yakınlığı, zor zamanda yanında durma sorumluluğuyla görünür oldu. Cesareti ve kararlılığı, haksızlığa uğrayanları savunmasında etkiliydi. Toplum içindeki konumunu doğru bildiği davayı korumak için kullandı. Bu tavır, akrabalık bağının hakka destek veren bir vefayla güçlenebileceğini gösterir.

Hicretten sonra da Müslüman topluluğun güvenliği için görev üstlendi. Uhud'daki mücadelesi, tehlike karşısında geri çekilmeyen kişiliğini ortaya koydu. Şehadeti, Resûlullah'a ve ailesine derin bir acı verdi. “Seyyidü'ş-Şühedâ” unvanıyla anılması, ona duyulan saygının ifadelerindendir. Hayatının manevi yönünde Peygamber'e bağlılık ve Allah'ın dinini destekleme iradesi bulunur. Cesareti, kişisel üstünlük arayışından ziyade üstlendiği sorumluluk içinde değerlendirilir.

Hz. Hamza'nın hatırası, ilk İslam toplumunda güvenilir insanların desteğinin taşıdığı değeri hatırlatır. Zor zamanda bir yakının yanında durmak, güçsüzleri savunmak ve verilen görevi yerine getirmek, bu vefanın günlük karşılıklarıdır. Şehadetini ananlar, Uhud'daki kaybın yanında hayatı boyunca sürdürdüğü desteği de hatırlar. Onun örnekliği, insanın elindeki gücü başkasını korumak için kullanmasına yön verir. Peygamber ailesine duyulan sevgi, bu fedakârlığın korunmasında önemli bir yer taşır. Uhud'un hatırası, toplumun güvenliğinin ve ortak sorumluluğun ne kadar ağır emek istediğini gösterir.

04 Nisan - 2027
İmam Cafer es-Sadık’ın (a.s) Şehadeti [25 Şevval]
176 gün kaldı

İmam Cafer Sâdık (a.s.), Ehl-i Beyt'in altıncı imamı ve Kur'an ile sünnet bilgisini geniş bir eğitim faaliyetiyle aktaran bir ilim önderidir. Rivayetlere göre Abbâsî Halifesi Mansûr'un emriyle zehirlendi; Bakî Mezarlığı'nda babası İmam Muhammed Bâkır'ın (a.s.) yanına defnedildi. Hicrî 148 yılının 25 Şevval günü Medine'de şehit edildi.

Emevîlerden Abbâsîlere geçişin yaşandığı yıllarda, çeşitli inanç ve düşünce soruları gündeme geliyordu. İmam Sâdık (a.s.), öğrencilerin sorularını dinledi ve dinî meseleleri gerekçeleriyle açıkladı. Kur'an, hadis, fıkıh ve itikad alanlarında çok sayıda râvi onun öğretisinden yararlandı. Caferî fıkhının önemli bir bölümü, aktardığı bu bilgilerle tanınır. İlmi, dinî hayatın doğru anlaşılmasına ve sonraki kuşaklara ulaştırılmasına hizmet etti.

İmam'ın ahlakında takva ve dürüstlük, eğitimindeki sorumluluğu tamamlar. İnsanlara iyi davranmayı, emaneti korumayı ve komşuların hakkını gözetmeyi öğütledi. Bilgi sahibi olmak, insanın kendini başkalarından üstün görmesine gerekçe değildi. Öğrencilerin davranışları, Ehl-i Beyt'in öğretisini toplum içinde temsil ediyordu. Bu sebeple öğrenilen sözlerin günlük ilişkilerde güvenilir bir ahlaka dönüşmesi önemliydi. İbadetindeki samimiyet, insanlara gösterdiği özenle birlikte görülür.

Şehadetinin mateminde ilmî mirası kadar öğrencileri yetiştirmek için verdiği emek de hatırlanır. Farklı görüşlerle konuşurken açıklık ve delile dayanma, geride bıraktığı eğitim anlayışının belirgin yönleridir. Onun adına bilgi aktarırken doğruluğu gözetmek, bu mirasa karşı bir emanettir. İmam Sâdık'ın hayatı, dinî bir topluluğun sevgiyle birlikte öğrenmeye ve ahlaki terbiyeye ihtiyaç duyduğunu gösterir. Medine'de sürdürdüğü rehberlik, baskılar altında da ilmin topluma ulaşmasını sağladı. Öğretileri, ilim arayan kişinin tevazu ve sorumlulukla yaşamasına yön vermeyi sürdürür.

Hz. Masume’nin (s.a) Doğum Günü [1 Zilkade]
181 gün kaldı

Hz. Fâtıma Ma'sûme (s.a.), İmam Mûsâ Kâzım'ın (a.s.) kızı ve İmam Rızâ'nın (a.s.) kız kardeşidir. İlim ve ibadete önem verilen bir ailede yetişti; daha sonra Horasan'a doğru yaptığı yolculuk ve Kum'daki hatırasıyla tanındı. Doğumunun kutlandığı 1 Zilkade'de Medine'de dünyaya geldi.

Hz. Ma'sûme'nin manevi şahsiyetinde iffet, takva ve Ehl-i Beyt'e bağlılık öne çıkar. Ailesinin öğretisi, dinî bilgiyle kurduğu ilişkinin temeliydi. İmam Rızâ'ya (a.s.) yakınlığı, hayatı anlatılırken önemli bir yer tutar. Kardeşinin siyasi baskıyla Medine'den uzaklaştırılması, aile için ağır bir ayrılık oldu. Onunla buluşmak amacıyla çıktığı yolculuk, bu sevginin ve vefanın zorlu şartlardaki ifadesidir.

Kum'daki kabri, zamanla ziyaret ve dua için önemli bir merkez hâline geldi. Bu manevi ortam, şehrin ilmî hayatının gelişmesiyle birlikte anılır. Peygamber ailesine duyulan sevgi, ziyaret ve öğrenme yoluyla kuşaklara taşındı. Hz. Ma'sûme'nin hatırası, kadınların manevi emeğinin toplumda nasıl kalıcı bir etki bırakabildiğini gösterir. Onun adı, ibadet ve ilimle kurulan bağ içinde yaşatılır.

Doğumunun kutlandığı gün, kız çocuklarının ve genç kızların haysiyetine ve eğitimine gösterilen özeni güçlendirir. Güvenli bir öğrenme ortamı sunmak ve sorularını ciddiyetle dinlemek, bu özenin günlük karşılıklarıdır. Ailede sevgi, dinî eğitimde bilinç ve toplumda karşılıklı saygı, manevi gelişime yardımcı olur. Hz. Ma'sûme'ye duyulan sevgi, bu değerlerle birlikte ifade edilir. Kum'daki ziyaretin adabında da insanlara özen göstermek ve ibadet ortamını korumak önemlidir. Onun hayatı, aileye vefanın ve Allah'a bağlılığın aynı şahsiyette bulunabildiğini hatırlatan bir örnektir.

İmam Rıza’nın (a.s) Doğum Günü [11 Zilkade]
191 gün kaldı

İmam Ali bin Mûsâ Rızâ (a.s.), İmam Mûsâ Kâzım (a.s.) ile Necme Hatun'un oğlu ve Ehl-i Beyt'in sekizinci imamıdır. Dinî eğitim ve rehberliği Medine'de sürdürdü; daha sonra Abbâsî Halifesi Me'mûn'un baskısıyla Horasan'a götürüldü. Doğumunun kutlandığı 11 Zilkade'de Medine'de dünyaya geldi.

İmam Rızâ'nın (a.s.) kişiliğinde ilim ve nezaket birlikte görülür. Farklı dinlerin temsilcileriyle yaptığı görüşmelerde muhatabının düşüncesini dinler ve gerekçeli cevaplar verirdi. Dinî meseleleri açıklarken anlaşılır bir dil kullanması, eğitimindeki özenin bir yönüdür. Bilgisi, kendisine başvuranların sorularını karşılamaya ve doğru anlayış kazanmalarına hizmet etti. “Âlim-i Âl-i Muhammed” adıyla anılması, Peygamber ailesinin ilmî mirasındaki yerini ifade eder.

İnsanlarla günlük ilişkilerinde de saygı ve merhamet belirgindi. Konuşan kişinin sözünü kesmemesi, hizmet edenlere yumuşak davranması ve aynı sofrayı paylaşması, insan onurunu gözettiğini gösterir. Yardım istediği için utanan kişiye karşı inceliği, cömertliğini tamamlar. Allah'a bağlılığı, bu davranışlarının manevi temeliydi. İbadet ve güzel ahlak, onun hayatında birbirini destekledi. Makam veya maddi durum, insanlara gösterdiği saygının ölçüsü olmadı.

Horasan'da siyasi baskı altında bulunmasına rağmen ilmî rehberliğini sürdürdü. Veliahtlık konumunu, yönetimin bütün kararlarını onaylayan bir göreve dönüştürmedi. Halkla kurduğu bağ ve öğretileri, bu dönemde de etkili oldu. Doğumunun sevinci, ilme değer vermek ve başkalarına saygıyla yaklaşmakla paylaşılır. Meşhed'deki ziyaret, ona duyulan sevginin manevi ifadesidir. İmam Rızâ'nın örnekliği, karşısındaki insanı dinleyen ve bilgiyi merhametle sunan bir rehberliğin değerini gösterir. Bu ahlak, aileden topluma uzanan ilişkilerde güveni güçlendirir.

05 Mayıs - 2027
Dahvü’l-Arz Günü [25 Zilkade]
205 gün kaldı

25 Zilkade, rivayetlerde “Dahvü'l-Arz” adıyla anılan gündür. “Dahv”, yayma ve genişletme anlamına gelir; bu ad, yeryüzünün yayılıp yaşama elverişli kılınmasıyla ilişkilidir. İbadet geleneğinde yaratılış nimetinin ve Allah'ın rahmetinin hatırlandığı bir zaman olarak yer alır. Dua ve nafile ibadetlerle değerlendirilen bu gün, insanı üzerinde yaşadığı dünyaya dikkatle bakmaya yöneltir.

Yeryüzünün insan hayatını taşıması, su ve rızık imkânları, şükür için önemli sebeplerdir. Kişi, alıştığı nimetlerin değerini fark ederek onların sahibine yönelir. Rivayetlerde bu gün için oruç ve dua tavsiye edilir. İbadet, nimetlerin gelişigüzel kullanılmasını önleyen bir bilinç kazandırır. Allah'ın rahmetini istemek, insanın kendi hayatını ve çevresiyle ilişkisini de gözden geçirmesine yardımcı olur. Yaratılış üzerine tefekkür, kulluğun dikkat ve şükür boyutunu güçlendirir.

Bu manevi anlamın günlük karşılıklarından biri, imkânları israf etmeden kullanmaktır. Temiz suyun ve toprağın değerini fark etmek, başkalarının da bu nimetlerden yararlanma hakkını hatırlatır. İnsanın yaşadığı yeri koruması, kendisine verilen imkânı bir emanet olarak görmesiyle bağlantılıdır. Çevreye özen ve canlılara merhamet, şükür ahlakından çıkarılabilecek sorumluluklardır. Böylece dua sırasında hatırlanan nimet, davranışlarda da gözetilir.

Dahvü'l-Arz, yaratılışa ilişkin dinî tefekkürün bir parçasıdır. Rivayetlerdeki anlatım, günün ibadet ve hatırlama anlamıyla değerlendirilir. Bu günün maneviyatı, oruç ve yakarışla birlikte ihtiyaç sahipleriyle rızkı paylaşmada da karşılık bulur. İnsan, dünyadaki imkânlardan yararlanırken onları yalnız kendisine ait görmemeyi öğrenir. Allah'a şükür, elindekini dikkatli kullanmasına ve başkasının ihtiyacına duyarlı olmasına yön verir. Yeryüzünün nimetlerini hatırlayan bir kulluk, günlük hayatta özen ve sorumlulukla sürdürülür.

İmam Muhammed Taki’nin (a.s) Şehadeti [29 Zilkade]
209 gün kaldı

İmam Muhammed Takî, yani İmam Cevâd (a.s.), İmam Rızâ'nın (a.s.) oğlu ve Ehl-i Beyt'in dokuzuncu imamıdır. Kısa ömründe önemli bir ilmî rehberlik yürüttü; kabri Kâzımeyn'de dedesi İmam Mûsâ Kâzım'ın (a.s.) yanındadır. Yaygın rivayete göre Abbâsî Halifesi Mu'tasım'ın planı doğrultusunda eşi Ümmü'l-Fazl tarafından zehirlendi. Hicrî 220 yılında Zilkade'nin son günü Bağdat'ta şehit edildi.

Babasının şehadetinden sonra küçük yaşta imamet görevini üstlenmesi, çevresindekilerin çeşitli sorularına yol açtı. İmam'ın ilmî konuşmaları ve cevapları, bilgisiyle rehberlik yeterliliğini gösterdi. İmamet, Ehl-i Beyt Mektebi'nde Allah'ın belirlediği bir görev olarak anlaşılır. Bu sebeple kişinin yalnız yaşına bakılarak değerlendirilmesi yeterli değildir. İmam Cevâd'ın hayatında bilgi, takva ve sorumluluk, genç yaşta da açık biçimde görülür.

“Cevâd” lakabı, cömertliğini ifade eder. İhtiyaç sahiplerine gösterdiği ilgi, insanın elindeki imkânları hizmet için kullanmasını hatırlatır. Dinî soruları cevaplaması ve temsilcileri aracılığıyla müminlerle bağını sürdürmesi, eğitim faaliyetinin diğer yönleridir. Abbâsî sarayının denetimi, bu rehberliğin şartlarını ağırlaştırdı. İmam, baskıya rağmen görevini sürdürerek toplumun dinî hayatıyla ilgilenmeye devam etti. İbadeti ve dürüst tavrı, ilmî kişiliğini tamamladı.

Şehadetinin mateminde kısa bir hayatın taşıdığı büyük sorumluluk hatırlanır. Onun örnekliği, gençlerin bilgisine ve öğrenme kapasitesine değer vermeyi gerektirir. Soruların ciddiyetle ele alınması ve bir kişinin delille değerlendirilmesi, ilmî rehberliğinin öğrettiklerindendir. Cömertliği ise ihtiyaç sahibinin onurunu koruyan bir yardımla yaşatılır. İmam Cevâd'ın hatırası, ilim ve hizmetin insan hayatındaki değerini süreyle sınırlamayan bir örnek sunar. Kâzımeyn'deki ziyaret, bu rehberliğe duyulan sevginin ve bağlılığın ifadesidir.

Hz. Ali (a.s) ile Hz. Fatıma’nın (s.a) Evliliği [1 Zilhicce]
211 gün kaldı

İmam Ali (a.s.) ile Hz. Fâtıma Zehrâ'nın (s.a.) evliliği, Medine'de Peygamber ailesinin hayatında büyük bir sevinç oluşturdu. 1 Zilhicce, bu birlikteliğin anıldığı gündür. Resûlullah'ın (s.a.a.) rehberliğiyle başlayan ortak hayatlarında sadelik ve karşılıklı saygı önemliydi. Maddi imkânları sınırlı olsa da aile, sevgi ve sorumluluk üzerinde kuruldu. Bu ev, sonraki kuşakların dinî ve ahlaki terbiyesinde kalıcı bir yer taşıdı.

İmam Ali ile Hz. Fâtıma'nın ortak yaşayışında iş birliği ve birbirine destek öne çıkar. Günlük güçlükleri paylaşmaları, evliliğin sorumluluğunu birlikte taşımalarını sağladı. Eşlerin haysiyetini koruyan bir dil ve davranış, aile içindeki güveni güçlendirdi. İbadet hayatları, ortak görevlerden ayrı değildi. Allah'a bağlılık, birbirlerine karşı özen göstermelerine ve sahip oldukları imkânı dikkatli kullanmalarına yön verdi.

İmam Hasan, İmam Hüseyin (a.s.) ve Hz. Zeynep (s.a.), bu aile ortamında yetiştiler. Çocukların terbiyesinde sevgi, bilgi ve görev bilinci birlikte bulundu. Yoksula ve misafire gösterilen ilgi, paylaşmanın evde öğrenilen bir ahlak olduğunu gösterir. Ailenin kendi ihtiyacı varken başkasını gözetmesi, fedakârlığın güçlü bir örneğidir. Ehl-i Beyt'in bu evinde ilim ve imamet mirası, günlük yaşayıştaki merhametle birlikte kuşaklara taşındı.

Bu evliliğin hatırası, ortak hayatın güven ve anlayışla sürdürülmesini hatırlatır. Gösterişli masrafları evliliğin değerinin ölçüsü saymamak ve geçim sorumluluğunu ciddiye almak, sadeliğin bugünkü karşılıklarıdır. Eşlerin birbirini dinlemesi ve dinî görevlerinde destek olması, evdeki huzuru korur. Aileye duyulan sevgi, toplumun ihtiyaçlarına kayıtsız kalmayı gerektirmez. İmam Ali ile Hz. Fâtıma'nın örnekliği, ev içindeki merhametin insanlara karşı adalet ve hizmetle genişlediğini gösterir. Ortak hayatları, sevgiyle emanet taşımanın bir örneği olarak hatırlanır.

İmam Muhammed Bakır’ın (a.s) Şehadeti [7 Zilhicce]
217 gün kaldı

İmam Muhammed Bâkır (a.s.), İmam Seccâd'ın (a.s.) oğlu ve Ehl-i Beyt'in beşinci imamıdır. “Bâkırü'l-Ulûm” lakabı, bilgiyi açıklamadaki derinliğini ifade eder. Rivayetlerde Emevî yönetimi döneminde zehirlendiği anlatılır; kabri Bakî Mezarlığı'ndadır. Hicrî 114 yılının 7 Zilhicce günü Medine'de şehit edildi.

İmam Bâkır (a.s.), çocukluğunda Kerbelâ olayına tanık oldu ve ailesinin taşıdığı acıyı yakından yaşadı. Babasının irşat döneminin ardından yeni kuşağın dinî sorularına rehberlik etti. Kur'an'ın anlaşılması, hadislerin aktarılması ve dinî hükümlerin açıklanması, derslerinin önemli alanlarıydı. Öğrencileri aracılığıyla Ehl-i Beyt'in öğretisi farklı topluluklara ulaştı. Bu faaliyet, oğlu İmam Cafer Sâdık'ın (a.s.) geniş eğitim ortamına da zemin hazırladı.

Onun ilmî kişiliği, ibadeti ve çalışma hayatıyla birlikte görülür. Dinî bilginin, insanın ahlakını ve ilişkilerini yönlendirmesi önemlidir. Öğrencilerin sorularını açıklığa kavuşturması, öğrenmede düşünmenin ve doğru anlamanın değerini gösterir. Aktarılan bilginin güvenilirliği, sonraki kuşakların dinî hayatı için bir emanettir. İmam'ın takvası ve insanlara karşı sorumluluğu, bu emaneti taşıyan rehberliğini tamamladı. Öğretisi, öğrenilen bilgiyi uygulama göreviyle birlikte sunar.

Şehadetinin mateminde, baskı altında sürdürülen bu eğitim emeği hatırlanır. Peygamber ailesinin mirası, adların yanında sözlerin doğru öğrenilmesi ve yaşanmasıyla korunur. İmam Bâkır'ın hayatı, ilmin toplumun hak ve görevlerini aydınlatmak için kullanılabileceğini gösterir. Öğrenci yetiştirmek ve soruları dikkatle cevaplamak, geride bıraktığı rehberliğin kalıcı yönleridir. Onu anan topluluk için bilgiye saygı, tevazu ve dürüst aktarım önem taşır. Bakî'deki kabri, ilmi ibadet ve sorumlulukla birleştiren bir imamın hatırasını korur.

İmam Hüseyin’in (a.s) Mekke’den Irak’a Hareketi [8 Zilhicce]
218 gün kaldı

İmam Hüseyin (a.s.), hicrî 60 yılının 8 Zilhicce günü Mekke'den Irak'a doğru yola çıktı. Terviye günü adıyla bilinen bu tarih, hac mevsiminin önemli bir aşamasıdır. İmam, Yezid'e biat etmeyi reddettikten sonra Medine'den Mekke'ye gelmişti. Kûfelilerin davet mektupları ve elçisi Müslim bin Akîl'in aktardığı bilgiler, Irak'a yönelmesinde rol oynadı.

Mekke'de kalması, siyasi baskılar ve güvenlik tehdidi nedeniyle güçleşmişti. Harem'in saygınlığını gözetmesi, ayrılma kararında önemliydi. İmam Hüseyin (a.s.), kendisine yapılan daveti değerlendirirken halkın durumuna karşı sorumluluk duydu. Yolculuk boyunca insanlarla konuştu ve kendisine ulaşan haberleri takip etti. Kararlılığı, şartları anlamaya ve gerçeği beraberindekilere açıklamaya verdiği önemle birlikte görülür.

Bu hareketin amacı, haksız yönetimin uygulamalarına din adına onay vermemek ve ümmetin ıslahını istemekti. İmam'ın hayatındaki namaz, merhamet ve adalet anlayışı, siyasi tutumunu da yönlendirdi. Aile üyelerinin yolculukta yanında olması, kararın insani ağırlığını artırıyordu. Yakınlarını ve yoldaşlarını gözetirken üstlendiği görevi sürdürdü. Hak bildiği yolda sebat, beraberindekilere karşı açık ve sorumlu davranmasıyla tamamlandı.

Aynı günlerde Kûfe'deki ortam, Ubeydullah bin Ziyâd'ın baskısıyla hızla değişti. Başlangıçtaki desteğin dağılması, verilen sözle davranış arasındaki farkı ortaya koydu. İmam'ın Mekke'den ayrılışını hatırlamak, davetin ve bağlılığın sorumluluğunu düşünmeye yöneltir. Bir insana destek sözü vermek, güçlük karşısında da onun hakkını gözetmeyi gerektirir. Bu yolculuk daha sonra Kerbelâ'daki kuşatmayla sonuçlandı. 8 Zilhicce'nin hatırası, İmam Hüseyin'in ümmete karşı taşıdığı sorumluluğun, Mekke'den Irak'a uzanan süreçte nasıl sürdürüldüğünü gösterir.

Arefe Günü - Hz. Müslim bin Akil ile Hani bin Urve’nin Şehadeti [9 Zilhicce]
219 gün kaldı

Müslim bin Akîl, İmam Hüseyin'in (a.s.) Kûfe'ye gönderdiği elçisi; Hânî bin Urve ise onu koruyan ev sahibiydi. Arefe, hacıların Arafat'ta vakfe yaparak Allah'a yöneldiği gündür; bu iki kişinin vefası da günün hatırasında yer alır. Hicrî 60 yılının 9 Zilhicce günü Ubeydullah bin Ziyâd'ın emriyle Kûfe'de şehit edildiler.

İmam Hüseyin'in (a.s.) Arefe Duası, Allah'ın nimetlerini tanıyan ve insanın muhtaçlığını dile getiren bir yakarıştır. Kul, kendi varlığından hayatındaki imkânlara kadar birçok nimet için şükreder. Bu bilinç, insanın elindekini kendiliğinden kazanılmış bir üstünlük olarak görmesini önler. Dua, tevazuu ve ilahî rahmete güveni besler. Arefe'nin manevi ortamında tövbe ve muhasebe, daha doğru bir hayat kurma niyetiyle birleşir.

Müslim bin Akîl, İmam Hüseyin'in (a.s.) elçisi olarak Kûfe halkının davetini değerlendirmek üzere şehre gitmişti. İlk desteğin ardından yönetimin baskısı arttı ve çevresindekiler dağıldı. Hânî bin Urve, Müslim'e evini açarak onu koruma sorumluluğunu üstlendi. Bu tutum, misafire ve emanete vefanın zor şartlardaki örneğidir. İkisinin şehadeti, destek sözünün baskı karşısında nasıl sınandığını gösterir.

Arefe'de dua eden insan, verdiği sözleri ve başkalarına karşı görevlerini de düşünür. Şükür, güvenilir davranışla ve ihtiyaç sahibini gözetmekle günlük hayata taşınır. Müslim ile Hânî'nin hatırası, kişinin bir emaneti korurken cesaret ve kararlılığa ihtiyaç duyabileceğini hatırlatır. Arafat'taki yakarışla Kûfe'deki bu fedakârlık, Allah'a karşı sorumluluğun farklı görünümleridir. Arefe günü, rahmet umudunu ve kulluk bilincini güçlendirirken insanın hak karşısında sadık kalma görevini de canlı tutar. Dua ile vefa, bu günün manevi anlamında birlikte yer alır.

Kurban Bayramı [10 Zilhicce]
220 gün kaldı

10 Zilhicce, Kurban Bayramı'dır. Hacılar, Arafat ve Müzdelife'deki vakfelerin ardından Mina'daki ibadetlerini yerine getirirler. Bu bayram, Hz. İbrahim'in (a.s.) Allah'ın emrine teslimiyetini ve oğlu Hz. İsmail'in (a.s.) gösterdiği bağlılığı hatırlatır. Kurban, insanın Rabbine karşı samimi niyetini ve fedakârlığa hazır oluşunu ifade eden bir ibadettir.

Hz. İbrahim'in hayatındaki bu imtihan, sevilen şeyler karşısında Allah'a güvenmenin derinliğini gösterir. Hz. İsmail'in tutumu da sabır ve teslimiyetin bir örneğidir. Kur'an'da kurbanın Allah'a ulaşan yönünün takva olduğu vurgulanır. Böylece ibadetin manevi değeri, kişinin niyetiyle ve ahlakıyla bağlantılıdır. İnsan, sahip olduğu imkânların kendisine bir emanet olduğunu hatırlar ve bencilliğini azaltmaya çalışır.

Kurban Bayramı'nın toplumsal yönünde paylaşma ve ihtiyaç sahiplerini gözetme vardır. Kurban etinin dağıtılması, farklı evlerin bayram sevincine katılmasına katkı sağlar. Yardım sunarken kişinin haysiyetine özen göstermek ve onu utandırmamak önemlidir. Aile ve komşularla buluşmak, karşılıklı ilgiyi güçlendirir. Çocukları sevindirmek ve yalnız yaşayanları hatırlamak, bayramın merhametini daha geniş bir çevreye taşır. Paylaşma, şükrün günlük davranıştaki karşılığıdır.

Hac ortamında farklı ülkelerden insanların aynı ibadette buluşması, kardeşlik ve eşitlik bilincini güçlendirir. Hacca gitmeyenler de dua, bayram namazı ve hayırla bu manevi sevince katılırlar. Hacılara ait görevlerle genel bayram uygulamaları kendi hükümleri içinde yerine getirilir. Kurbanın hatırası, insanın verdiği sözü tutmasına ve elindeki nimetleri dikkatli kullanmasına yön verir. Bayram sevinci, başkalarının ihtiyacını görerek paylaşılır. Hz. İbrahim ile Hz. İsmail'in teslimiyeti, kulluğun sabır, takva ve fedakârlıkla sürdürüldüğünü hatırlatan bir örnek olarak yaşar.

İmam Ali en-Naki’nin (a.s) Doğum Günü [15 Zilhicce]
225 gün kaldı

İmam Ali en-Nakî, yani İmam Hâdî (a.s.), İmam Muhammed Cevâd (a.s.) ile Semâne Hatun'un oğlu ve Ehl-i Beyt'in onuncu imamıdır. Küçük yaşta imamet görevini üstlendi; Medine'deki rehberliğinin ardından Abbâsî yönetiminin baskısıyla Sâmerrâ'ya götürüldü. Hicrî 212 yılının 15 Zilhicce günü Medine yakınındaki Suryâ'da dünyaya geldi.

İmam Hâdî'nin (a.s.) ilmî hayatında, inanç konularının açıklanması ve müminlerin sorularının cevaplandırılması önemliydi. Yanlış düşünceleri düzeltmeye ve dinî bilgiyi sağlam bir anlayışla aktarmaya özen gösterdi. Öğrencileri ve güvenilir temsilcileri, öğretisinin farklı bölgelere ulaşmasına yardımcı oldu. Bu faaliyet, gözetim şartlarında dikkatli bir iletişim gerektiriyordu. İmam, sınırlamalara rağmen rehberlik görevini sürdürdü ve topluluğun dinî bağlarını korudu.

Takvası, ibadeti ve vakarı, insanlarla ilişkilerinde de görünür oldu. Baskı altında sükûnetini koruması, manevi dayanıklılığının bir yönüdür. Emanete bağlılık ve doğru bilgi aktarımı, çevresindekilere öğrettiği sorumluluklardandı. Kendisine nispet edilen Ziyâret-i Câmia-i Kebîre, Ehl-i Beyt'in manevi konumunu ve rehberliğini açıklayan önemli bir ziyaret metnidir. Bu miras, Peygamber ailesine duyulan sevginin bilgiyle derinleşmesine katkı sağlar.

İmam'ın doğumunun hatırası, zor şartlarda öğrenmenin ve öğretmenin sürdürülebileceğini gösterir. Sâmerrâ'daki hayatı, siyasi denetimin ilmî sorumluluğu ortadan kaldırmadığı bir örnektir. Bilgiyi güvenilir biçimde ulaştırmak ve insanların sorularını önemsemek, bu rehberliğin kalıcı yönleridir. Kutlamanın sevinci, eğitim imkânlarını desteklemek ve çevreyle dürüst ilişkiler kurmakla paylaşılır. İmam Hâdî'nin kişiliğinde sabır, ilim ve takva aynı sorumlulukta birleşir. Peygamber ailesinin öğretisini koruyan bu emek, müminlerin manevi hayatında etkisini sürdürür.

Gadir Hum Bayramı [18 Zilhicce]
228 gün kaldı

18 Zilhicce, Gadîr-i Hum'un hatırlandığı gündür. Resûlullah (s.a.a.), hicrî 10 yılında son haccından dönerken Gadîr-i Hum'da Müslümanlara hitap etti ve Hz. Ali (a.s.) hakkında, “Ben kimin mevlâsı isem Ali de onun mevlâsıdır” buyurdu. Bu söz, İslam tarihinde Gadîr-i Hum hadisesinin temel ifadelerinden biri olarak aktarılmıştır.

Gadîr'in manevi mesajında ilim, takva, sorumluluk ve ümmetin birliği gibi değerler öne çıkar. Hz. Ali'nin (a.s.) Resûlullah'ın yanında yetişmesi, Kur'an ve dinî ilimlerdeki derinliği, onun İslam tarihindeki seçkin konumunu anlamada önem taşır. Ona duyulan sevgi ve bağlılık, aynı zamanda onun temsil ettiği ahlak, adalet ve sorumluluk anlayışını yaşatmayı da gerektirir. İnsanların hakkını korumak ve emanete riayet etmek, dinî hayatın toplumsal boyutunu ortaya koyar.

Hz. Ali'nin (a.s.) kişiliğinde cesaret, sade yaşayış, ilim ve güçsüzlere gösterilen özen belirgin özelliklerdir. Yönetimde kamu malına karşı hassasiyeti ve adalete verdiği önem, onun örnek yönleri arasında anılır. Yakınlarına ayrıcalık tanımaması ve hakkaniyeti gözetmesi, adalet anlayışının güçlü örneklerindendir. Yetimlere ve yoksullara yardımı da ibadet hayatındaki derinlikle birlikte hatırlanır.

Gadîr gününde tebrikleşmek, dost ve akrabaları ziyaret etmek, ihtiyaç sahiplerine ikramda bulunmak Ehl-i Beyt geleneğinde yaygın uygulamalar arasındadır. Aile ve komşuluk bağlarının güçlendirilmesi, sevincin toplumsal yönünü oluşturur. Bu günün hatırası, Hz. Ali'nin (a.s.) hayatında öne çıkan ilim, adalet, merhamet ve sorumluluk değerlerini yeniden hatırlamaya vesile olur. Bu değerlerin günlük hayatta yaşatılması, Gadîr'in manevi anlamını daha da derinleştirir.

İmam Musa Kazım’ın (a.s) Doğum Günü [20 Zilhicce]
230 gün kaldı

İmam Mûsâ Kâzım (a.s.), İmam Cafer Sâdık (a.s.) ile Hamîde Hatun'un oğlu ve Ehl-i Beyt'in yedinci imamıdır. Babasının ilmî mirasını dinî eğitim ve rehberlikle sürdürdü. Doğumunun anıldığı 20 Zilhicce'de Mekke ile Medine arasındaki Ebvâ'da dünyaya geldi.

İmam Kâzım'ın (a.s.) eğitiminde aile hayatı önemli bir yer tutar. Çocuklara verilen sözün yerine getirilmesini istemesi, onların güveninin korunmasına verdiği değeri gösterir. Yaşlarına uygun sorumluluklar üstlenmeleri, öğrenmelerine ve kendilerine güvenmelerine yardımcı olur. İbadetle tanışmaları da sevgi ve özenle yürütülen bir terbiye içinde yer alır. Bu yaklaşım, ailede saygı ve güvenin manevi gelişimi desteklediğini ortaya koyar.

İnsanlarla ilişkilerinde bağışlayıcı ve cömert bir tavırla tanınır. “Kâzım” lakabını hatırlatan öfkesine hâkim oluşu, incitici davranışların büyümesini önleyen bir tutumdur. Yardım ettiği kişilerin durumunu dinler ve ihtiyaçlarını gözetirdi. Borçlulara ve yoksullara desteği, imkânlarını hizmet için kullandığını gösterir. Allah'a bağlılığı, namazı ve Kur'an tilavetiyle birlikte bu davranışlarda da görünür hâle gelir.

Abbâsî döneminin baskısı altında müminlerle iletişimini öğrenciler ve temsilciler aracılığıyla korudu. Güvenilir haber ve dinî soruların doğru iletilmesi, toplumun bağlarını güçlendirdi. Onun hayatı, ailede verilen sözden kamusal emanete kadar uzanan bir sorumluluk anlayışı sunar. Doğumunun sevinci, çocuklara özen ve insanlara karşı sabırlı davranışla paylaşılır. Yardımı gösterişten uzak sunmak da bu ahlakın bir parçasıdır. Bu takvimde İmam'ın doğumu 20 Zilhicce'de anılır; doğum tarihi hakkında farklı nakiller de vardır.

Mübâhele günü [24 Zilhicce]
234 gün kaldı

24 Zilhicce, Mübâhele günüdür. Resûlullah (s.a.a.), Medine'ye gelen Necranlı Hristiyan heyetiyle Hz. İsa (a.s.) hakkında görüştü. Tartışmanın ardından, hakikatin ortaya çıkması için Allah'a birlikte yakarılması önerildi. Peygamber, mübâhele için İmam Ali (a.s.), Hz. Fâtıma (s.a.), İmam Hasan ve İmam Hüseyin'i (a.s.) yanında getirdi. Bu olay, Ehl-i Beyt'in seçkin manevi konumunu gösteren önemli bir hatıradır.

Kur'an'daki mübâhele ayeti, tarafların oğullarını, kadınlarını ve kendilerini çağırmasını ifade eder. Resûlullah'ın en yakın aile üyeleriyle gelmesi, onların imanına ve manevi konumuna duyduğu güveni ortaya koyar. Peygamber ailesi, dinî tanıklığın merkezinde yer aldı. Necran heyeti mübâheleyi kabul etmedi ve anlaşma yolunu seçti. Böylece olay, Ehl-i Beyt'in konumunun tanınmasıyla birlikte görüşmenin sonucunu da hatırlatır.

Mübâheleye katılan şahsiyetlerin hayatlarında ilim, ibadet ve fedakârlık öne çıkar. İmam Ali'nin rehberliği, Hz. Fâtıma'nın takvası ve Hasan ile Hüseyin'in Peygamber terbiyesi içinde yetişmesi, ailedeki manevi bütünlüğü gösterir. Ehl-i Beyt'e sevgi, bu özelliklerin tanınmasıyla derinleşir. Onların dinî konumu, aile yakınlığıyla birlikte taşıdıkları ahlaki sorumluluğa da yöneliktir. Mübâhele hatırası, Peygamber'in onları ümmete tanıttığı olaylar arasında özel bir yer taşır.

Olaydan önce yapılan görüşmeler, inanç hakkında açıklıkla konuşmanın ve gerekçe sunmanın önemini de gösterir. Hakikate bağlılık, muhatabını dinleyen ve sözü sorumlulukla kullanan bir tutum ister. Mübâhele gününde dua ve ziyaretle birlikte Peygamber ailesinin hayatı hatırlanır. Aile içinde merhamet, öğrenmeye saygı ve toplum karşısında dürüst tanıklık, bu bağlılığın günlük karşılıklarıdır. 24 Zilhicce'nin hatırası, Ehl-i Beyt'in manevi rehberliğini ve onların hayatında görülen ahlakı yeni kuşaklara ulaştırır. Sevgi, bilgi ve sorumluluk bu anmada birlikte yer alır.

06 Haziran - 2027
Muharrem Ayının Birinci Günü [1 Muharrem]
240 gün kaldı

Muharrem ayı, hicri takvimin ilk ayı ve İslam kültürünün önemli aylarından biridir. Bu ay, Müslümanlar ve özellikle Ehl-i Beyt sevenleri için İslam tarihinin en büyük ve kalıcı hadiselerinden biri olan İmam Hüseyin’in (a.s.) kıyamını ve Kerbela hadisesini hatırlatır. Muharrem ayının gelişiyle birlikte İslam toplumlarında farklı bir manevi atmosfer oluşur ve Seyyidü’ş-Şüheda İmam Hüseyin (a.s.) ile vefalı yârenlerini anma ve matem meclisleri düzenlenir.

Muharrem ayının birinci günü, Kerbela’nın hatırasının ve İmam Hüseyin’in (a.s.) kıyamının mesajlarının toplumda daha güçlü biçimde yaşatıldığı bir dönemin başlangıcıdır. Aşura hadisesi yalnızca tarihî bir olay değil; İslam kültüründe zulme karşı duruşun, hakka bağlılığın ve dinî değerleri korumanın sembollerinden biri olarak görülür. Bu nedenle Muharrem günleri, Hüseynî kıyamın hedef ve mesajlarını yeniden düşünmek ve insanın hak ve adalet karşısındaki sorumluluğu üzerinde tefekkür etmek için önemli bir fırsattır.

Muharrem, Ehl-i Beyt sevenlerinin gönlünde İmam Hüseyin’in (a.s.) adı ve hatırasıyla derin bir bağ taşır. Matem meclisleri, Ehl-i Beyt’in (a.s.) musibetlerinin anılması, mersiyeler ve Kerbela şehitlerinin fedakârlıklarının hatırlanması bu ayın en belirgin unsurlarındandır. İslam kültüründe İmam Hüseyin (a.s.) için gözyaşı dökmek ve yas tutmak yalnızca bir hüzün ifadesi değil, aynı zamanda Aşura’nın mesajını canlı tutmanın ve Ehl-i Beyt ile gönül bağını güçlendirmenin bir yolu olarak da değerlendirilir.

Muharrem’in başlamasıyla birlikte dikkatler giderek Aşura gününe ve İmam Hüseyin’in (a.s.), ailesinin ve yârenlerinin şehadetiyle sonuçlanan hadiselere yönelir. Bu bakımdan Muharrem’in ilk günü, Hüseynî kıyamın uğruna gerçekleştiği değerleri hatırlama, tanıma ve yeniden değerlendirme döneminin başlangıcı olarak görülebilir.

Muharrem ayı, iman ve ilahî değerlere bağlılığın zaman zaman sabır, fedakârlık ve kararlılık gerektirdiğini hatırlatır. Bu ayın başlangıcı, Kerbela şehitleri için matem tutmanın yanı sıra Aşura’nın ahlaki ve manevi mesajları üzerinde düşünmek ve İmam Hüseyin’in (a.s.) örnekliğinden bireysel ve toplumsal hayatta ilham almak için değerli bir fırsattır.

İmam Hüseyin’in (a.s) Kerbela’ya Varması [2 Muharrem]
241 gün kaldı

İmam Hüseyin (a.s.), hicrî 61 yılının 2 Muharrem günü ailesi ve yoldaşlarıyla Kerbelâ'ya ulaştı. Medine'den Mekke'ye, oradan Irak'a uzanan yolculuğu, Yezid'e biat etmeyi reddetmesinin ardından başlamıştı. Kûfe'den gelen davetler üzerine Irak'a yönelen kafile, Hürr bin Yezid'in birliği tarafından durduruldu. Böylece Kerbelâ, İmam'ın serbestçe hareket edemediği ve ailesiyle birlikte kuşatma altında kaldığı yer oldu.

Bu yolculuğun temelinde ümmetin gidişatına karşı duyduğu sorumluluk vardı. İmam Hüseyin (a.s.), yönetimin haksız uygulamalarına din adına onay vermeyi kabul etmedi. İnsanları doğruya çağırırken açık konuştu; kendisine katılanların karşılaşabilecekleri tehlikeyi gizlemedi. Yoldaşlarının bağlılığını bilinçli bir tercihe dayandırması, onun insan iradesine verdiği değeri gösterir. Kendi hayatını tehlikeye atarken başkalarından zorla fedakârlık istemedi.

İmam'ın kararlılığı, merhametinden ve kulluk hayatından ayrı değildi. Kerbelâ'ya varışından önce karşılaştığı susuz askerlere ve hayvanlarına su verilmesini sağlamıştı. Karşısındaki kişilerin düşman birliğine mensup olması, onların ihtiyacını görmesine engel olmadı. Namaza bağlılığı, Kur'an'la ilişkisi ve yoksullara yardımı da aynı ahlakın farklı görünümleriydi. Hakkı savunurken insanlığını koruyan bu tutum, yolculuğunun manevi yönünü açıklar.

Kafilede kadınların ve çocukların bulunması, kuşatmanın aileler üzerindeki ağır etkisini ortaya koyar. İmam, yakınlarını gözetirken görüşme ve açıklama imkânını da sürdürdü. Beraberindekiler ortak bir sıkıntıyı paylaşan, birbirine destek olan bir topluluktu. 2 Muharrem, Kerbelâ'daki direnişin başlangıcını ve sorumluluğun ağır şartlarda nasıl taşındığını hatırlatır. Bu günün hatırasında, hakka bağlılık kadar tehlikedeki insanların ihtiyaçlarını görme ve verilen emaneti koruma görevi de vardır.

Tasua Günü [9 Muharrem]
248 gün kaldı

9 Muharrem, Tâsûâ adıyla anılan ve Kerbelâ kuşatmasının ağırlaştığı gündür. Ömer bin Sa'd'ın ordusu saldırıya hazırlanırken İmam Hüseyin (a.s.), o geceyi namaz, dua ve Kur'an tilavetiyle geçirmek için süre istedi. Bu talebi kardeşi Hz. Abbas (a.s.) aracılığıyla iletti. Âşûrâ'dan önceki son gece, İmam'ın ve yoldaşlarının Allah'a yönelişiyle geçti.

İmam Hüseyin'in (a.s.) ibadete ayırmak istediği zaman, hayatında namazın ne kadar merkezi olduğunu gösterir. Yaklaşan tehlike karşısında Rabbine sığındı; kararının anlamını yoldaşlarıyla paylaştı. Onları yanında kalmaya zorlamadı ve ayrılabileceklerini bildirdi. Yoldaşları ise onu yalnız bırakmayacaklarını ifade ettiler. Bu karşılıklı açıklık, Kerbelâ'daki vefanın korkuyla veya baskıyla kurulmadığını ortaya koyar.

Hz. Abbas'ın (a.s.) Tâsûâ'daki tavrı da sadakatinin açık bir örneğidir. Kendisine ve kardeşlerine sunulan eman teklifini, İmam Hüseyin'den ayrılmayı gerektirdiği için kabul etmedi. İmam'ın yanında kalmayı, ailesine karşı sorumluluğuyla birlikte değerlendirdi. Cesareti, güçsüzleri gözetmesi ve üstlendiği göreve bağlılığıyla anlam kazandı. Kuşatma altındaki çocukların ihtiyaçları, onun hizmet anlayışında özel bir yer taşıyordu.

Tâsûâ'nın mateminde Hz. Abbas'ın vefası öne çıkar; kendisi ertesi gün, 10 Muharrem'de şehit edilmiştir. Bu gecede dua eden, birbirini teselli eden ve yaklaşan imtihana hazırlanan insanların tutumu hatırlanır. Onların ibadeti, endişelerini Allah'a arz etmelerine ve hak bildikleri yolda sebat etmelerine yardımcı oldu. Tâsûâ, sevilen bir kişinin yanında durmanın emek, cesaret ve sorumluluk istediğini gösterir. Kerbelâ çadırlarındaki dayanışma, başkasının güvenliğini ve ihtiyacını kendi rahatının önünde tutan bir vefa örneği olarak yaşamaya devam eder.

Aşura Günü [10 Muharrem]
249 gün kaldı

Âşûrâ, hicrî 61 yılının 10 Muharrem günü İmam Hüseyin'in (a.s.), ailesinden ve yoldaşlarından bir grubun Kerbelâ'da şehit edildiği gündür. Yezid yönetiminin Kûfe valisi Ubeydullah bin Ziyâd'ın sevk ettiği, Ömer bin Sa'd'ın komutasındaki ordu bu katliamı gerçekleştirdi. Günler süren kuşatma ve susuzluğun ardından başlayan saldırı, Peygamber ailesi için büyük bir acıya dönüştü. İmam Hüseyin (a.s.) dayatılan biati son ana kadar kabul etmedi.

İmam'ın kıyamı, ümmeti ıslah etme ve zulme dinî meşruiyet kazandırılmasını önleme sorumluluğuna dayanıyordu. Mücadelesinde hakkı açıklamaya önem verdi; karşısındaki insanlara seslendi ve onları yaptıklarının sonuçlarını düşünmeye çağırdı. Savaş sırasında namazı gözetmesi, ibadetle adalet arayışının hayatındaki birlikteliğini gösterir. İnsan onurundan vazgeçmemesi, sayıca üstün bir gücün karşısında da ahlaki ölçülerini koruduğunu ortaya koyar.

Kerbelâ şehitleri farklı yaşlardan ve geçmişlerden gelen kişilerdi. Her biri bağlılığını kendi iradesiyle gösterdi; ailelerini, hayatlarını ve geleceklerini ağır bir sınavın içinde buldu. İmam'a yakınlıkları, zor anda verdikleri kararlarla görünür hâle geldi. Onların fedakârlığında vefa, emanete riayet ve Allah'a güven öne çıkar. Bu sebeple Âşûrâ, kişisel cesaretin yanında bir topluluğun ortak sorumluluğunun da hatırasıdır.

Savaşın ardından Hz. Zeynep (s.a.) ve İmam Seccâd (a.s.), esaret şartlarında Kerbelâ'da yaşananları duyurdular. Kûfe ve Şam'daki sözleri, şehitlerin kimliğini ve uğradıkları zulmü topluma anlattı. Matem meclislerinde onların tanıklığı, İmam Hüseyin'e duyulan sevgiyle birlikte korunur. Bu sevgi, mazlumun sesini duymayı, haksızlığa ortak olmamayı ve insanın kendi davranışlarında adaleti gözetmesini gerektirir. Âşûrâ'nın hüznü, geride kalanların sorumluluğunu da canlı tutar.

İmam Zeynelabidin’in (a.s) Şehadeti [12 Muharrem]
251 gün kaldı

İmam Seccâd (a.s.), İmam Hüseyin'in (a.s.) oğlu ve Ehl-i Beyt'in dördüncü imamıdır. Kerbelâ'ya tanıklığını uzun bir eğitim ve irşat dönemiyle birleştirdi. Rivayetlere göre Emevî Halifesi Velîd bin Abdülmelik'in emriyle zehirlendi ve Bakî Mezarlığı'nda amcası İmam Hasan Müctebâ'nın (a.s.) yanına defnedildi.

Esaret sırasında yaptığı konuşmalar, yönetimin olayları kendi çıkarına göre sunmasına karşı güçlü bir tanıklık oldu. Kendini Peygamber ailesinin bir mensubu olarak tanıttı ve toplumun Ehl-i Beyt'e karşı sorumluluğunu hatırlattı. Hastalığı ve uğradığı baskı, gerçeği dile getirmesine engel olmadı. Hz. Zeynep'in (s.a.) desteğiyle sürdürülen bu mücadele, Âşûrâ'nın haberinin farklı şehirlere ulaşmasında belirleyici bir rol oynadı.

Medine'ye döndükten sonra İmam Seccâd (a.s.), dinî eğitimi dua ve ahlak öğretisiyle sürdürdü. Sahîfe-i Seccâdiyye'de şükür, tövbe ve Allah'a yakınlık, aile ve toplum için yapılan dualarla birlikte yer alır. Kul, kendi kusurlarını fark ederken başkalarının sıkıntısını da hatırlar. İmam'ın yakarışları, insanı sorumluluklarından uzaklaştırmadan Rabbine yönelten bir eğitim dili sunar. İbadetindeki derinlik, merhametinde ve hizmetinde karşılık bulur.

Risâletü'l-Hukūk'ta bedenin organlarından anne baba, komşu ve öğretmene kadar uzanan haklar açıklanır. Bu yaklaşım, insanın her ilişkisinde bir emanet taşıdığını gösterir. İmam'ın ihtiyaç sahiplerine gizlice yardım etmesi, başkasının haysiyetini koruyan ahlakını tamamlar. Kerbelâ sonrasındaki hayatı, ağır bir kaybın ardından eğitimi ve hizmeti sürdüren bir imamın metanetini yansıtır. 12 Muharrem bazı nakillerde şehadet günü olarak geçer; şehadetini anmada daha yaygın tarih 25 Muharrem'dir.

İmam Zeynelabidin’in (a.s) Şehadeti (Bir rivayete göre) [25 Muharrem]
264 gün kaldı

İmam Seccâd (a.s.), İmam Hüseyin'in (a.s.) oğlu ve Ehl-i Beyt'in dördüncü imamıdır. Kerbelâ'ya tanıklığını uzun bir eğitim ve irşat dönemiyle birleştirdi. Rivayetlere göre Emevî Halifesi Velîd bin Abdülmelik'in emriyle zehirlendi ve Bakî Mezarlığı'nda amcası İmam Hasan Müctebâ'nın (a.s.) yanına defnedildi. Bir rivayete göre hicrî 95 yılının 25 Muharrem günü Medine'de şehit edildi.

“Seccâd” ve “Zeynelâbidîn” lakapları, secdeye ve ibadete bağlılığını ifade eder. Allah karşısındaki tevazuu, kendi davranışlarını sürekli değerlendiren bir kulluk bilinciyle görünür oldu. Sahîfe-i Seccâdiyye'deki dualarında insanın zayıflığı, tövbe ihtiyacı ve ilahî rahmete umudu dile getirilir. Bu dualarda anne baba, komşular ve sıkıntı içindeki insanlar da anılır. Böylece manevi hayat, yakın çevreden topluma uzanan bir sorumlulukla birlikte gelişir.

İmam Seccâd (a.s.), Kerbelâ'nın acısını unutmadı ve yaşanan zulmün hafızasını korudu. Bunun yanında öğrenciler yetiştirdi, dinî soruları cevapladı ve insanların ahlakını güçlendirmeye çalıştı. Risâletü'l-Hukūk, kişinin kendisiyle ve başkalarıyla ilişkilerinde gözetmesi gereken hakları açıklar. Bilgi aktarımındaki bu çaba, baskı döneminde yeni kuşakların Peygamber ailesinin öğretisiyle bağını sürdürmesine yardımcı oldu.

Onun sosyal hayatında gizli yardım ve bağışlayıcı davranış önemli bir yer tutar. İhtiyaç sahibini utandırmadan desteklemek, yardımın ahlaki değerini korurdu. Kendisini incitenlere karşı ölçülü davranması da öfkenin davranışlarını yönetmesine izin vermediğini gösterir. Şehadetinin ardından geride kalan dua ve haklar öğretisi, insanları ibadetlerinde samimiyete ve ilişkilerinde hakkaniyete çağırmayı sürdürdü. İmam Seccâd'ın hatırası, acıyla sınanmış bir hayatın merhamet, ilim ve hizmet yoluyla topluma nasıl yön verebildiğini gösterir.

07 Temmuz - 2027
Erbain [20 Safer]
289 gün kaldı

20 Safer, İmam Hüseyin'in (a.s.) Kerbelâ'daki şehadetinin kırkıncı günü olan Erbaîn'dir. Bu gün, İmam'ın ve yoldaşlarının ziyaret edilmesiyle anılır. Câbir bin Abdullah el-Ensârî'nin Kerbelâ ziyareti, Erbaîn'in tarihî hafızasında önemli bir yer tutar. Ziyaret, şehitlere duyulan sevginin ve onların uğruna can verdikleri değerlere bağlılığın ifadesidir.

Erbaîn ziyaretnamesinde İmam Hüseyin'in (a.s.) insanları cehaletten ve sapkınlıktan kurtarmak için gösterdiği fedakârlık hatırlatılır. Ziyaretçi, onun ümmete karşı sorumluluğunu düşünürken kendi hayatındaki tercihleri de gözden geçirir. İmam'ın namaza bağlılığı ve haksızlığa karşı tavrı, ziyarete yön veren manevi ölçülerdir. Kerbelâ'yla kurulan bağ, insanın hak karşısındaki tutumunu ve başkalarına nasıl davrandığını etkileyen bir bağlılık taşır.

Âşûrâ'nın ardından Hz. Zeynep (s.a.) ile İmam Seccâd'ın (a.s.) tanıklığı, Erbaîn'in anlamını tamamlar. Onlar esaret sırasında konuşarak şehitlerin kimliğini duyurdular ve yaşanan zulmü açıkladılar. Savaşın sona ermesi, hakikati koruma görevini bitirmemişti. Ehl-i Beyt'in sabrı ve sözleri, sonraki kuşakların Kerbelâ'yı tanımasına yardım etti. Erbaîn'de bu emeğin de hatırlanması, yasın tarihî ve ahlaki içeriğini derinleştirir.

Ziyaret yollarında sunulan su, yiyecek ve barınma hizmetleri, bağlılığın toplumsal görünümüdür. Hizmet edenler, ziyaretçilerin yorgunluğunu ve ihtiyacını fark ederek sorumluluk üstlenirler. Farklı dillerden ve ülkelerden insanların aynı amaçla buluşması, karşılıklı saygıyı ve yardımlaşmayı güçlendirir. Bu ortamda temizliğe dikkat etmek, başkasının hakkını korumak ve imkânları israf etmemek de ziyaret adabındandır. Erbaîn'in hatırası, İmam Hüseyin'e duyulan sevginin başkasına gösterilen özen ve hizmetle yaşanabileceğini ortaya koyar.

08 Ağustos - 2027
Hz. Muhammed’in (s.a.a) Vefatı ve İmam Hasan Mücteba’nın (a.s) Şehadeti [28 Safer]
297 gün kaldı

Resûlullah (s.a.a.), vahyi insanlara ulaştıran Peygamber; torunu İmam Hasan Müctebâ (a.s.) ise Ehl-i Beyt'in ikinci imamıdır. İkisinin kaybı, farklı dönemlerde Müslüman toplumun hayatını derinden etkiledi. İmam Hasan'ın, Muâviye'nin teşvikiyle eşi Ca'de tarafından zehirlendiği nakledilir; kabri Bakî Mezarlığı'ndadır. Resûlullah hicrî 11 yılında Medine'de vefat etti; İmam Hasan da Medine'de şehit edildi ve her ikisi 28 Safer'de birlikte anılır.

Resûlullah (s.a.a.), vahyi insanlara ulaştırırken güvenilirliği ve güzel ahlakıyla örnek oldu. Yoksulların ihtiyaçlarını gözetti, aile üyelerine merhamet gösterdi ve verilen sözün korunmasına önem verdi. Medine'de kurduğu toplumda ibadet, kardeşlik ve adalet birbirine bağlıydı. Kur'an ve Ehl-i Beyt hakkında yaptığı hatırlatmalar, ümmetin dinî rehberliğe karşı sorumluluğunu ortaya koydu. Onun sünnetinde, insanı incitmeden doğruya çağıran bir eğitim anlayışı görülür.

İmam Hasan (a.s.), dedesinin terbiyesi içinde yetişti; babası İmam Ali'nin (a.s.) şehadetinden sonra imamet görevini üstlendi. Ordusundaki çözülme ve siyasi baskılar karşısında Muâviye ile barış antlaşması yaptı. Bu kararında müminlerin canını koruma ve sonuçsuz bir savaşın doğuracağı yıkımı önleme amacı vardı. Antlaşmanın şartları, yönetimin keyfî uygulamalarına karşı ahlaki ve dinî ölçüleri muhafaza etme çabasını yansıtır.

İmam Hasan'ın (a.s.) cömertliği, yardım istediği için utanan kişiye karşı inceliği ve öfkesini yönetmesi, kişiliğinin belirgin özellikleridir. Halkla ilişkilerinde sabırlı davranması, siyasi hayatında taşıdığı sorumlulukla uyumluydu. Bu matem gününde Resûlullah'ın merhametiyle İmam Hasan'ın ileri görüşlülüğü birlikte hatırlanır. Her ikisinin hayatı, dinî rehberliğin insan onurunu ve toplumun haklarını gözeten bir ahlakla yürütülmesi gerektiğini gösterir. Geride bıraktıkları öğreti, ailede ve kamusal hayatta güvenilir davranmanın önemini korur.

İmam Rıza’nın (a.s) Şehadeti [29 Safer]
298 gün kaldı

İmam Ali bin Mûsâ Rızâ (a.s.), Ehl-i Beyt'in sekizinci imamıdır. Medine'den Horasan'a siyasi baskıyla götürüldü ve veliahtlığı kabul etmeye zorlandı. Rivayetlere göre Abbâsî Halifesi Me'mûn tarafından zehirlendi; kabri zamanla Meşhed'in merkezindeki büyük ziyaret mekânı hâline geldi. Hicrî 203 yılında Tûs'ta, bugünkü Meşhed yakınlarında şehit edildi.

Me'mûn'un veliahtlık düzenlemesi, İmam'ın halk üzerindeki etkisini sarayın denetimine alma amacı taşıyordu. İmam Rızâ (a.s.), bu konumu yönetimin bütün uygulamalarını onaylayan bir görev olarak üstlenmedi. Baskı altında bulunduğu dönemde de dinî rehberliğini ve ilmî faaliyetlerini sürdürdü. Karşılaştığı meseleleri açıklarken halkın anlayabileceği bir dil kullandı; siyasi konumunun, imamet sorumluluğunun yerini almasına izin vermedi.

Farklı din ve düşüncelerin temsilcileriyle yaptığı görüşmeler, bilgisi kadar konuşma adabını da gösterir. Muhatabını dinler, soruya gerekçeli cevap verir ve inanç konularını açıklıkla ele alırdı. Bilgisini insanları küçük düşürmek için kullanmadı. Sözünü kesmeden dinlemek ve tartışmada saygıyı korumak, ilmî vakarının belirgin yönleriydi. Bu tutum, dinî eğitimde ikna edici açıklamanın ve dürüst düşünmenin önemini ortaya koyar.

İmam Rızâ'nın (a.s.) insanlarla ilişkilerinde makam ve servet üstünlüğüne yer yoktu. Hizmet edenlerle aynı sofrayı paylaşması ve yardım isterken utanan kişiyi gözetmesi, insan onuruna verdiği değeri gösterir. Şehadetinin mateminde bu ahlak da hatırlanır. Türbesini ziyaret edenlerin duası, onun hakkaniyetini ve nezaketini öğrenmekle derinleşir. İmam'ın kısa Horasan dönemi, ilmin siyasi baskıya rağmen topluma ulaşabildiğini ve merhametin günlük ilişkilerde korunabildiğini gösteren bir hayat kesitidir.

Hz. Muhammed’in (s.a.a) Hicreti [1 Rebiülevvel]
299 gün kaldı

Resûlullah (s.a.a.), Mekke'deki baskıların ardından Medine'ye hicret ederek İslam toplumunun tarihinde yeni bir dönem başlattı. Mekke'den ayrıldığı gece İmam Ali (a.s.) onun yatağında kaldı. Bu fedakârlık, Peygamber'i öldürmek için hazırlanan plan karşısında yolculuğun güvenliğine katkı sağladı. Hicret, tebliğin daha elverişli bir ortamda sürdürülmesi ve müminlerin korunması için atılan önemli bir adımdı.

İmam Ali'nin (a.s.) bu geceki tavrı, Resûlullah'a bağlılığını ve Allah'a güvenini ortaya koyar. Tehlikeyi bilerek üstlendiği görev, kişisel cesaretinin yanında emanete sadakatini gösterir. Peygamber'in kendisine bıraktığı emanetlerin sahiplerine ulaştırılması da onun sorumluluğundaydı. Böylece hicret sürecinde can güvenliğinin sağlanmasıyla insanların mal ve emanet haklarının korunması birlikte gözetildi.

Medine'de muhacirlerle ensar arasında kurulan kardeşlik, yeni toplumun temel bağlarından biri oldu. Yurtlarından ayrılanların barınması ve geçimlerinin sağlanması, onları kabul eden topluluğun desteğini gerektiriyordu. Mescit, ibadetin yanında eğitim ve toplumsal buluşma mekânıydı. Peygamber'in önderliği, farklı grupların hak ve sorumluluklarını belirleyen bir düzenin oluşmasına yön verdi. Ortak hayat, güvenilir davranış ve verilen söze bağlılık üzerinde gelişti.

Hicretin manevi anlamında, inancı korumak için Allah'a güvenerek sorumluluk üstlenmek vardır. Yolculuk boyunca gösterilen sabır ve yardımlaşma, Medine'deki dayanışmanın da zeminini oluşturdu. Bu olayın İslam takvimine başlangıç seçilmesi, toplumun hayatındaki kalıcı önemini gösterir. Hicrî yıl Muharrem ayında başlasa da hicret yolculuğu Rebîülevvel'deki olaylarla bağlantılıdır. 1 Rebîülevvel'de hatırlanan bu başlangıç, yurdundan ayrılanları gözetme, emaneti koruma ve birlikte yaşarken adaletli davranma sorumluluğunu canlı tutar.

İmam Hasan Askerî'nin Şehadeti ve İmam Mehdî'nin İmametinin Başlangıcı [8 Rebiülevvel]
306 gün kaldı

İmam Hasan Askerî (a.s.), hicrî 260 yılının 8 Rebîülevvel günü Sâmerrâ'da şehit edildi. Rivayetlere göre şehadeti, Abbâsî Halifesi Mu'temid'in emriyle zehirlenmesi sonucu gerçekleşti. Ehl-i Beyt'in on birinci imamı olan İmam Hasan Askerî (a.s.), babası İmam Hâdî'nin (a.s.) yanına defnedildi.

İmam Hasan Askerî (a.s.), imamet yıllarını yoğun baskı ve gözetim altında geçirdi. Müminlerle iletişimini çoğu zaman mektuplar ve güvenilir temsilciler aracılığıyla sürdürdü. Bu yöntem, hem dinî rehberliğin devamını sağladı hem de daha sonra başlayacak gaybet dönemine önemli bir hazırlık oluşturdu.

Öğretilerinde takva, doğru sözlülük, emanete riayet, güzel ahlak ve insanların haklarını gözetmek önemli bir yer tutar. İnancın, yalnızca ibadette değil, günlük davranışlarda da dürüstlük ve güvenilirlikle ortaya çıkması gerektiğini vurguladı.

Şehadetinin ardından imamet, oğlu İmam Mehdî'ye (a.f.) geçti ve Küçük Gaybet dönemi başladı. Bu dönemde İmam ile müminler arasındaki iletişim dört özel nâib aracılığıyla sürdürüldü. İmam Hasan Askerî'nin (a.s.) döneminde gelişen temsilcilik ve iletişim sistemi, bu yeni dönemin devamında önemli bir rol oynadı.

İmam Mehdî'ye (a.f.) bağlılık, adaletin gerçekleşmesine duyulan umutla birlikte insanın kendi hayatında doğruluk, takva ve sorumluluk bilinciyle hareket etmesini de gerektirir. İhtiyaç sahiplerini gözetmek, başkalarının hakkını korumak ve güvenilir olmak bu bekleyişin günlük hayattaki yansımalarıdır.

Bu iki önemli hadise, İmam Hasan Askerî'nin (a.s.) şehadetinin hüznü ile İmam Mehdî'nin (a.f.) imametinin başlamasıyla devam eden umut ve ilahî rehberliği birlikte hatırlatır.

Hz. Muhammed’in (s.a.a) Doğum Günü (Bir rivayete göre) [12 Rebiülevvel]
310 gün kaldı

Hz. Muhammed (s.a.a.), Allah'ın elçisi ve İslam Peygamberidir. Abdullah ile Âmine'nin oğlu olarak Benî Hâşim ailesinde yetişti; babasını doğmadan, annesini çocukluğunda kaybetti. Önce dedesi Abdülmuttalib'in, ardından amcası Ebû Tâlib'in himayesinde büyüdü. 12 Rebîülevvel, Mekke'deki doğumunun anıldığı tarihlerden biridir.

Peygamberlik görevinden önce toplum içinde güvenilirliğiyle tanındı ve “el-Emîn” adıyla anıldı. İnsanların emanetlerini koruması, sözünde durması ve haksızlığa karşı duyarlılığı, güzel ahlakının erken örnekleridir. Yetim olarak büyümüş olması da hayatı anlatılırken güçsüzleri gözetmesiyle birlikte hatırlanır. Onun insanlarla kurduğu güven, daha sonraki tebliğinde karşılaştığı baskılara rağmen koruduğu doğruluğun zeminini gösterir.

Resûlullah (s.a.a.), peygamberlik göreviyle insanları tek Allah'a kulluğa çağırdı. Kulluk, ahlaki arınma ve adaletle birlikte öğretildi. Kölelerin ve yoksulların onurunu gözetmesi, ailede merhametli davranması ve insanlara sabırla yaklaşması, mesajının günlük hayattaki karşılığıydı. Ehl-i Beyt'ine gösterdiği sevgi, ailesinin manevi konumunu da ümmete tanıttı. Öğretisinde, güçlü olanın başkasının hakkına saygı göstermesi ve kişinin davranışından sorumlu olması esastır.

Doğumunun hatırası, salavat, Kur'an tilaveti ve güzel ahlakını öğrenmeyle yaşatılır. Kutlamalarda ihtiyaç sahiplerini gözetmek, kırgınlıkları gidermek ve aile üyelerine özen göstermek, nebevî merhameti paylaşmanın yollarıdır. Farklı toplulukların Resûlullah'a duyduğu ortak sevgi, karşılıklı saygıyı ve kardeşliği güçlendirebilir. 12 ile 17 Rebîülevvel arasındaki birlik vurgusu da bu ortak bağlılığa dayanır. Ehl-i Beyt Mektebi'nde Peygamber'in doğumu için yaygın kabul edilen tarih 17 Rebîülevvel'dir.

Hz. Muhammed (s.a.a) ve İmam Cafer es-Sadık’ın (a.s) Doğum Günü [17 Rebiülevvel]
315 gün kaldı

Resûlullah (s.a.a.), vahyi insanlara ulaştıran İslam Peygamberi; İmam Cafer Sâdık (a.s.) ise Ehl-i Beyt'in altıncı imamı ve önemli bir ilim önderidir. İmam Sâdık'ın babası İmam Muhammed Bâkır (a.s.), annesi Ümmü Ferve'dir. Bu iki doğum, nebevî rehberlikle Ehl-i Beyt'in ilmî öğretisinin sürekliliğini hatırlatır. 17 Rebîülevvel'de anılan doğumlardan Peygamber'inki Mekke'de, İmam Sâdık'ınki hicrî 83 yılında Medine'de gerçekleşti.

Resûlullah'ın (s.a.a.) daveti, insanın Rabbine yönelmesini ve davranışlarını düzeltmesini birlikte içeriyordu. Doğruluğu, emanete bağlılığı ve güçsüzlere gösterdiği merhamet, ümmetine bıraktığı örneklerdir. Aile hayatında sevgiye, toplumsal ilişkilerde adalete önem verdi. Kur'an'ın hükümlerini insanlara açıklarken kendi yaşayışıyla da öğretti. Böylece vahyin bilgisi, günlük hayatı yönlendiren bir ahlak ve sorumluluk hâline geldi.

Ehl-i Beyt'in altıncı imamı olan İmam Cafer Sâdık (a.s.), Kur'an, hadis, fıkıh ve inanç konularında geniş bir eğitim faaliyeti yürüttü. Siyasi değişimlerin yaşandığı dönemde çok sayıda öğrenci ve râvi onun bilgisinden yararlandı. Farklı soruları dinlemesi ve gerekçeli cevaplar vermesi, öğretimindeki açıklığı gösterir. Caferî fıkhının önemli bir bölümü onun aktardığı bilgilerle tanınır. İlmî rehberliği, Peygamber'in sünnetinin doğru anlaşılmasına ve sonraki kuşaklara ulaşmasına katkı sağladı.

İmam Sâdık'ın (a.s.) takvası ve insanlara iyi davranma öğütleri, bilgiyi ahlaki sorumlulukla birleştirir. Öğrencilerinden, öğrendiklerini güvenilir davranışlarla temsil etmelerini istedi. İbadette samimiyet ve çevreyle iyi ilişkiler, aynı terbiyenin parçalarıydı. Bu doğum gününde Resûlullah'ın merhameti ile İmam Sâdık'ın eğitim anlayışı birlikte hatırlanır. Kutlamanın sevinci, öğrenmeye zaman ayırmak ve insanlara saygıyla yaklaşmakla günlük hayata taşınır. Peygamber ailesinin ilmî mirası, bilginin insana ve topluma fayda sunmasını gerektirir.

İmam Hasan Mücteba’nın (a.s) Muaviye ile Barış Antlaşması [26 Rebiülevvel]
324 gün kaldı

İmam Hasan Müctebâ (a.s.), babası İmam Ali'nin (a.s.) şehadetinden sonra karşılaştığı ağır siyasi şartlar içinde Muâviye ile barış antlaşması yaptı. Hicrî 41 yılında gerçekleşen bu karar, Kûfe merkezli yönetimi ve ordusundaki çözülmeyle bağlantılıydı. Birliklerin güvenilirliği zayıflamış, bazı ileri gelenlerin tutumu savaşın sürdürülmesini güçleştirmişti. İmam, müminlerin hayatını ve dinî hareketin geleceğini gözeten bir yol izledi.

Antlaşmanın şartlarında yönetimin Kur'an ve sünnete uygun davranması ve insanların güvenliğinin korunması önem taşıyordu. İmam Hasan (a.s.), karşı tarafın gücünü ahlaki bir haklılık olarak kabul etmedi. Verilen sözün ve kamu sorumluluğunun ölçülerini ortaya koydu. Destekçilerinin ağır kayıplara uğrayacağı bir ortamda, kararının sonucunu dikkate aldı. Bu tutum, sorumluluk taşıyan bir önderin kendi itibarının yanında insanların hayatını da hesaba kattığını gösterir.

Onun kişiliğinde sabır ve ileri görüşlülük, merhametle birlikte görülür. İnsanları dinlemesi, ihtiyaç sahibine cömert davranması ve öfkesine hâkim olması, siyasi kararlarında da hissedilen bir duyarlılıktı. Barış kararı nedeniyle eleştiriyle karşılaşsa da imamet sorumluluğunu sürdürdü. Medine'deki eğitim ve rehberliği, Peygamber ailesinin öğretisinin korunmasına katkı sağladı. Muâviye'nin antlaşma şartlarına uymaması ise iktidarın verdiği sözle uygulaması arasındaki ayrılığı görünür kıldı.

İmam Hasan'ın barışı ile İmam Hüseyin'in (a.s.) kıyamı, farklı şartlarda aynı dinî sorumluluğun yürütülmesidir. Her iki imam da halkın hakkını gözetti ve haksız yönetimin uygulamalarına din adına onay vermedi. Barışın hatırası, kararların gerçek şartlar ve insanların güvenliği düşünülerek verilmesini öğretir. Hakkı korumak, sabırlı değerlendirme ve sonuçların sorumluluğunu üstlenme gerektirir. Antlaşmanın kesin günü üzerinde ortak bir kabul yoktur; 26 Rebîülevvel bu takvimde anma günü olarak yer alır.

09 Eylül - 2027
Hz. Abdülazim Hasani’nin (a.s) Doğum Günü [4 Rebiülahir]
332 gün kaldı

Hz. Abdülazîm Hasenî, soyu İmam Hasan Müctebâ'ya (a.s.) ulaşan güvenilir bir râvi ve dinî şahsiyettir. İmamların öğretisini dinleyip aktardı; sonraki yıllarında Rey'e yerleşerek şehrin dinî hayatında kalıcı bir iz bıraktı. 4 Rebîülâhir, Medine'deki doğumunun anıldığı gündür.

Abdülazîm Hasenî'nin şahsiyetinde ilim arayışıyla tevazu birlikte görülür. İnançlarını İmam Hâdî'ye (a.s.) arz etmesi, sahip olduğu bilgiyi güvenilir bir rehberin ölçüsüyle değerlendirmeye verdiği önemi gösterir. Allah'ın birliği, peygamberlik ve imamet gibi temel konulardaki bağlılığını açıkça ifade etti. Öğrenme çabası, kendini yeterli görüp araştırmayı bırakmasına yol açmadı. Bu tutum, dinî bilginin ciddiyetini ve kişinin kendi anlayışını gözden geçirme sorumluluğunu yansıtır.

Hadisleri doğru aktarması, imamlarla farklı şehirlerdeki topluluklar arasında bir bilgi bağı kurdu. Aktarılan sözün güvenilirliği, insanların ibadetini ve ahlakını etkiliyordu. Bu sebeple râvinin doğruluğu, kişisel bir meziyetin yanında toplumsal bir emanet niteliğindeydi. Abdülazîm'in faaliyetleri, ilmin korunmasında dinleyen, öğrenen ve açıklayan kişilerin emeğini görünür kılar. Ehl-i Beyt'e sadakati, bu sorumluluğu üstlenmesinde belirginleşir.

Rey'e yerleşmesi, Peygamber ailesine yönelik siyasi baskıların yaşandığı ortamla bağlantılıdır. Dinî bilgisini ve ibadet hayatını zorluklara rağmen sürdürdü. Kabri, dua ve ziyaretle birlikte onun öğretisinin hatırlandığı bir mekân oldu. “Seyyidü'l-Kerîm” adıyla anılması, kendisine duyulan saygıyı ifade eder. Doğumunun hatırasında, bilgiyi dürüstçe aktarmanın, rehberliğe başvurmanın ve müminler arasındaki güveni korumanın değeri öne çıkar. Abdülazîm Hasenî, dinî bağlılığını öğrenme ve hizmet yoluyla gösteren bir şahsiyet olarak tanınır.

İmam Hasan Askeri’nin (a.s) Doğum Günü [8 Rebiülahir]
336 gün kaldı

İmam Hasan Askerî (a.s.), İmam Ali Hâdî'nin (a.s.) oğlu ve Ehl-i Beyt'in on birinci imamıdır. Çocukluğunda babasıyla birlikte Sâmerrâ'ya götürüldü; Abbâsî yönetiminin gözetimine rağmen eğitim ve rehberlik görevini sürdürdü. Hicrî 232 yılının 8 Rebîülâhir günü Medine'de dünyaya geldi.

İmam'ın yetiştiği aile ortamında Kur'an, ibadet ve ahlaki sorumluluk hayatın merkezindeydi. Babasından devraldığı ilmî mirası, müminlerin sorularını cevaplamak ve dinî anlayışlarını güçlendirmek için kullandı. Düşünerek hareket etmesi, açık ve güvenilir bilgiye önem vermesi, eğitimindeki belirgin yönlerdi. İnsanları doğru sözlü olmaya ve emanetleri korumaya çağırdı. Öğrettiklerini temsil eden vakar ve takva, kendisine duyulan güveni güçlendirdi.

Sâmerrâ'daki kısıtlamalar, toplulukla kurduğu ilişkinin biçimini etkiledi. Mektuplar ve temsilciler aracılığıyla uzak bölgelerdeki müminlere ulaştı. Bu iletişim, bilgiyi taşıyan kişilerin güvenilirliğini ve dikkatli davranmasını gerektiriyordu. İmam'ın sabrı, dinî sorumluluğunu ertelemesine yol açmadı; imkânlarını değerlendirerek rehberliğini sürdürdü. Böylece baskı ortamında bile soruların cevap bulduğu ve topluluğun bağlarının korunduğu bir düzen yaşadı.

İmam Hasan Askerî'nin (a.s.) hayatı, oğlu İmam Mehdî'nin (a.f.) imametine geçişin de zeminidir. Müminlerin güvenilir aracılarla iletişim kurma tecrübesi, sonraki gaybet döneminde önem kazandı. Doğumunun sevinci, bu ağır sorumlulukları taşıyan bir imamın ahlakını tanımayla derinleşir. Onun öğütleri, kişinin ailede ve toplumda güven vermesini, bilgiyi araştırarak öğrenmesini ve başkasının hakkına saygı göstermesini ister. İlim, ibadet ve dürüst davranışın aynı hayatta birleşmesi, geride bıraktığı rehberliğin temel özelliklerindendir.

Hz. Masume’nin (s.a) Vefatı [10 Rebiülahir]
338 gün kaldı

Hz. Fâtıma Ma'sûme (s.a.), İmam Mûsâ Kâzım'ın (a.s.) kızı ve İmam Rızâ'nın (a.s.) kız kardeşidir. Kardeşine kavuşmak için Horasan'a doğru çıktığı yolculuk sırasında hastalandı ve Kum'a geçti. Hicrî 201 yılında Kum'da vefat ederek aynı şehre defnedildi; 10 Rebîülâhir onun vefatının anıldığı gündür.

Hz. Ma'sûme (s.a.), ilim ve ibadetle tanınan bir aile içinde yetişti. İmamların öğretisiyle kurduğu yakınlık, manevi şahsiyetinin temelini oluşturdu. İffeti, takvası ve Ehl-i Beyt'e bağlılığı, hayatı anlatılırken öne çıkan özelliklerdir. Kardeşi İmam Rızâ'ya duyduğu sevgi, zorlu yolculuğunun anlamını da açıklar. Bu bağlılık, aile yakınlığıyla dinî rehberliğe gösterilen sadakatin birlikte bulunduğu bir hayatı yansıtır.

Kum halkının onu kabul etmesi ve ihtiyaçlarını gözetmesi, şehrin tarihinde önemli bir hatıra bıraktı. Kabri zamanla dua ve ziyaretin merkezi oldu. Onun manevi konumu etrafında gelişen ilim ve eğitim ortamı, Kum'un dinî hayatını etkiledi. Kadınların ve erkeklerin bu mekânda buluşması, Peygamber ailesine duyulan sevginin kuşaklara aktarılmasına katkı sağladı. Hz. Ma'sûme'nin hatırası, ilimle ve ibadetle kurulan bu bağ içinde korunur.

Vefatını anarken zorlu bir yolculuğun sonunda yabancı bir şehirde karşılanan bir hanımın hayatı hatırlanır. Aileye vefa, yolcuya destek ve hastayı gözetme, bu olayın insani yönleridir. Ziyaret adabında da başkasına özen göstermek ve ibadet ortamının huzurunu korumak önem taşır. Hz. Ma'sûme'nin hayatı, kadınların manevi ve ilmî emeğinin toplumun hafızasında taşıdığı değeri gösterir. Vefatının kesin günü hakkında farklı nakiller vardır; kendisini öldüren belirli bir kişi kesin olarak bilinmemektedir.

10 Ekim - 2027
Hz. Zeynep’in (s.a) Doğum Günü [5 Cemaziyelevvel]
362 gün kaldı

Hz. Zeynep (s.a.), İmam Ali (a.s.) ile Hz. Fâtıma Zehrâ’nın (s.a.) kızı ve Peygamber ailesinin seçkin şahsiyetlerinden biridir. Resûlullah’ın (s.a.a.) hanesinde yetişmiş; sahip olduğu ilim, basiret ve dirayet sebebiyle “Akîle” unvanıyla anılmıştır. 5 Cemâziyelevvel’de Medine’de dünyaya gelmiştir.

Hz. Zeynep’in şahsiyetinde ilim, tefekkür ve güçlü bir ifade kabiliyeti bir arada öne çıkar. Ailesinden aldığı terbiye ve birikimi çevresine aktaran örnek bir şahsiyet olarak tanınmıştır. İffet ve vakarı, onun toplumsal sorumluluk üstlenmesine engel olmamış; aksine bu sorumluluğu taşıma biçimine yön vermiştir. Allah’a olan tevekkülü, karşılaştığı ağır acılar ve imtihanlar karşısında metanetini korumasına güç katmıştır. İbadete olan bağlılığını Kerbelâ’dan sonraki son derece ağır şartlarda dahi sürdürmesi, manevi hayatının şartlara bağlı geçici bir alışkanlık değil, köklü bir kulluk şuuru üzerine kurulu olduğunu ortaya koyar.

Kerbelâ’da kardeşi İmam Hüseyin’in (a.s.) ve yakınlarının yanında yer aldı. Âşûrâ’dan sonra çocukların ve hayatta kalanların korunmasıyla yakından ilgilendi; hasta olan İmam Seccâd’ı (a.s.) gözetip kolladı. Kendi derin acısına rağmen çevresindekilerin ihtiyaçlarını fark etmesi ve onların sorumluluğunu üstlenmesi, şefkatinin ve güçlü sorumluluk bilincinin en açık örneklerinden biridir. Esaret sürecinde de Ehl-i Beyt mensuplarının toparlanmasına, dayanma güçlerini korumalarına ve maneviyatlarının canlı tutulmasına önemli katkıda bulundu.

Kûfe ve Şam’da yaptığı konuşmalar, Kerbelâ’da yaşananların hakikatini insanlara duyurmada önemli bir rol oynadı. Siyasi otoritenin karşısında büyük bir cesaretle Ehl-i Beyt’in kimliğini, konumunu ve uğradığı zulmü dile getirmesi; ilminin, basiretinin ve hitabet gücünün cesaretle nasıl bütünleştiğini gösterir.

Hz. Zeynep’in doğumunun hatırlanması, aynı zamanda kadınların eğitimine, ilmî ve manevi gelişimine ve toplum hayatındaki sorumluluklarına verilen değeri de güçlendiren bir vesiledir. Onun hayatında aileye karşı merhamet ile hakikati savunma sorumluluğu birbirinden ayrılmaz şekilde birleşmiştir. Zor durumda kalanları gözeten, sorumluluktan kaçmayan ve gerektiğinde hakikati açıkça dile getiren örnek bir şahsiyet olarak bıraktığı miras, Kerbelâ hafızasının ve Ehl-i Beyt tarihinin en önemli unsurlarından biri olmaya devam etmektedir.

Hz. Fatıma’nın (s.a) İrtihali (Bir rivayete göre) [13 Cemaziyelevvel]
370 gün kaldı

Hazreti Fatıma (s.a.), Peygamber Efendimizin (s.a.a.) değerli kızı, İmam Ali’nin (a.s.) eşi ve İslam tarihinin en seçkin şahsiyetlerinden biridir. Hz. Fâtıma Zehrâ'nın (s.a.) irtihal tarihi hakkında iki başlıca nakil vardır. Birincisi, Resûlullah'ın (s.a.a.) vefatından yetmiş beş gün sonrasını esas alan 13 Cemâziyelevvel; diğeri ise doksan beş gün sonrasına karşılık gelen ve meşhur kabul edilen 3 Cemâziyelâhir'dir.

Hz. Fâtıma'nın (s.a.) şahsiyetinde ilim, kulluk, vakar, merhamet ve aile sorumluluğu bir bütün hâlinde görülür. Derin bilgisi ve dinî değerlere bağlılığı, onu İslam tarihinde örnek bir şahsiyet hâline getirmiştir. Resûlullah'ın ona gösterdiği sevgi ve saygı da bu seçkin konumun önemli göstergelerindendir.

İbadetindeki derinlik, insanlara karşı duyduğu şefkatle tamamlanır. Rivayete göre İmam Hasan (a.s.), annesinin bir gece boyunca başkaları için dua ettiğini görünce bunun sebebini sormuş; Hz. Fâtıma (s.a.) “Önce komşu, sonra ev” anlamındaki “el-Câr sümme'd-dâr” sözüyle cevap vermiştir. Bu ifade, onun başkalarını önceleyen merhamet ve sorumluluk anlayışını yansıtır.

Yoksulları, yetimleri ve ihtiyaç sahiplerini gözetmesi de bu anlayışın günlük hayattaki karşılığıdır. Çocuklarını sevgi, kulluk ve paylaşma bilinciyle yetiştirmiş; aile hayatında sadelik ve fedakârlığa önem vermiştir. Hz. Fâtıma'nın (s.a.) hayatı; iman, ilim, iffet, merhamet, sabır ve aile sorumluluğu bakımından sonraki nesillere güçlü bir örnek olmuştur.

11 Kasım - 2027
Hz. Fatıma’nın (s.a) İrtihali [3 Cemaziyelahir]
390 gün kaldı

Hazreti Fatıma (s.a.), Peygamber Efendimizin (s.a.a.) ve Hazreti Hatice’nin (s.a.) mübarek evladı ve İmam Ali’nin (a.s.) eşidir. Ehl-i Beyt’in manevi mirasını, nübüvvet terbiyesini ve İslam’ın ahlaki değerlerini temsil eden eşsiz bir şahsiyettir. İlim, takva, ibadet, iffet ve güzel ahlakıyla tanınır. Resûlullah nezdinde çok özel ve yüce bir konuma sahipti. Hz. Peygamber'in onun hakkında söylediği “Fâtıma benden bir parçadır” sözü, bu yakınlığı ve değeri açıkça ortaya koyar. Resûlullah (s.a.a.), Hz. Fâtıma'yı (s.a.) “cennet kadınlarının efendisi” olarak nitelemiş ve onun geçmişten geleceğe bütün kadınlar arasında üstün bir makama sahip olduğunu bildirmiştir. Bu ifadeler, onun yalnızca Peygamber'in kızı olmasıyla değil, iman, kulluk ve manevi kemaliyle de seçkin bir konuma sahip olduğunu gösterir. İrtihal tarihi hakkında farklı rivayetler bulunmakla birlikte, meşhur görüşe göre hicrî 11 yılının 3 Cemâziyelâhir günü Medine'de irtihal etmiştir.

Hz. Fâtıma'nın (s.a.) manevi hayatı rivayetlerde dikkat çekici biçimde anlatılır. Uzun süre ibadet ettiği, Allah'ın huzurunda huşû ile durduğu ve kulluğa büyük önem verdiği aktarılır. Bazı rivayetlerde, ibadet ederken nurunun gök ehli için parladığı ifade edilir. Onun ibadet hayatı, Allah'a derin bağlılığının ve manevi şahsiyetinin en belirgin yönlerinden biridir.

Hz. Fâtıma Zehrâ'nın (s.a.) hayatında annelik, eğitim, ibadet, emek ve sade yaşayış birbirini tamamlayan değerler olarak öne çıkar. O, çocuklarına yalnızca sevgi ve şefkat gösteren bir anne değil, onların ahlakî ve dinî gelişimini bilinçle yönlendiren bir eğitimciydi. Rivayetlerde, İmam Hasan'a (a.s.) mescide giderek Resûlullah'ın (s.a.a.) sözlerini dinlemesini ve öğrendiklerini eve dönüp kendisine anlatmasını istediği aktarılır. Bu tutum, çocuklarının dinî bilgiyle doğrudan temas kurmasına verdiği önemi gösterir.

Çocuklarıyla ilişkisinde sevgi ve şefkat açık biçimde görülür. Rivayetlerde onlara “gözümün nuru” ve “gönlümün meyvesi” anlamına gelen sevgi dolu ifadelerle hitap ettiği aktarılır. Onların ihtiyaçlarıyla ilgilenmiş, eğitimlerini ve manevi gelişimlerini önemsemiştir.

Hz. Fâtıma'nın (s.a.) aile hayatında sadelik ve emek de öne çıkar. Ev işlerini bizzat yürütmüş, el değirmeniyle çalışmış ve sınırlı imkânlar içinde ailesinin ihtiyaçlarını karşılamıştır.

Sahip olduğu az imkâna rağmen ihtiyaç sahiplerini gözetmiş; yoksullara, yetimlere ve muhtaçlara yardım etmiştir. Sade yaşayışı, kanaat ve paylaşmayla birlikte sürmüştür. Aileye özen göstermek ile başkalarının ihtiyaçlarını gözetmek onun hayatında birlikte görülür.

Hz. Fâtıma'nın (s.a.) çocuklarına verdiği eğitim yalnızca sözlü öğütlerden ibaret değildi. Çocuklar, annelerinin ibadetini, sabrını, sade yaşayışını ve insanlara karşı merhametini günlük hayatın içinde görerek yetişmişlerdir. İmam Hasan, İmam Hüseyin (a.s.) ve Hz. Zeynep (s.a.), sevgi, ibadet, sorumluluk ve paylaşmanın birlikte yaşandığı bir aile ortamında büyümüşlerdir.

Hz. Fâtıma'nın (s.a.) hayatı; kulluk, annelik, çocuk eğitimi, sadelik, emek, merhamet ve aile sorumluluğunun bir arada bulunduğu örnek bir hayat olarak aktarılmıştır. Onun manevi derinliği, çocuklarına gösterdiği sevgi ve aile içindeki fedakârlığı, sonraki nesiller için güçlü bir örnek olmaya devam etmektedir.

Hz. Fatıma’nın (s.a) Doğum Günü [20 Cemaziyelahir]
407 gün kaldı

Hz. Fâtıma Zehrâ (s.a.), Resûlullah (s.a.a.) ile Hz. Hatice'nin (s.a.) kızı ve Ehl-i Beyt'in seçkin şahsiyetidir. İslam davetinin ilk yıllarındaki güçlükler içinde yetişti; babasına sevgisi ve desteği nedeniyle “Ümmü Ebîhâ” adıyla anıldı. Doğumunun kutlandığı 20 Cemâziyelâhir'de Mekke'de dünyaya geldi.

Resûlullah'ın (s.a.a.) ona gösterdiği saygı, Hz. Fâtıma'nın konumunu ümmete tanıttı. Onunla karşılaştığında gösterdiği ilgi ve yakınlık, aile içindeki merhametin güçlü bir örneğidir. Hz. Fâtıma'nın iffeti ve vakarı, ilmi ve düşünce derinliğiyle birlikte görülür. Dinî meselelerdeki kavrayışı, sonraki konuşmalarında açık biçimde ortaya çıktı. Kulluk hayatında Allah'a yakınlık, insanların ihtiyaçlarına karşı duyarlılığını güçlendirdi.

İmam Ali (a.s.) ile kurduğu ailede sadelik, yardımlaşma ve çocukların eğitimi önemliydi. İmam Hasan, İmam Hüseyin (a.s.) ve Hz. Zeynep (s.a.), bu evde sevgiyle ve görev bilinciyle yetiştiler. Hz. Fâtıma, evin işlerini yürütürken ibadet ve öğrenme sorumluluğunu da sürdürdü. Yoksullara gösterdiği cömertlik, ailenin paylaşma ahlakının bir parçasıydı. Sahip olduğu az imkânla başkasının ihtiyacını gidermesi, fedakârlığının gündelik görünümüdür.

Onun şahsiyetinde annelik, ilim ve hak arayışı birlikte bulunur. Peygamber'in vefatından sonra toplum önünde konuşması, dinî bilgisini sorumlulukla kullandığını gösterir. Doğumunun sevinci, kadınların haysiyetini koruyan ve eğitimlerini destekleyen bir anlayışla paylaşılır. Anneleri gözetmek, kız çocuklarına sevgi ve güven sunmak, onun aile hayatındaki merhameti hatırlatır. Hz. Fâtıma'nın örnekliği, insanın manevi değerinin servetle veya görünür makamla ölçülemeyeceğini ortaya koyar. İbadet ve hizmetle dolu hayatı, Peygamber ailesinin ahlakını tanımada temel bir yere sahiptir.

12 Aralık - 2027
Hz. Ali’nin (a.s) Doğum Günü [13 Recep]
429 gün kaldı

İmam Ali (a.s.), Ebû Tâlib ile Fâtıma bint Esed'in oğlu ve Ehl-i Beyt'in ilk imamıdır. Çocukluğundan itibaren Resûlullah'ın (s.a.a.) yanında yetişti. Annesinin Kâbe'ye girmesi ve onu orada dünyaya getirmesi, seçkin faziletlerinden biri olarak anılır. 13 Receb günü Mekke'de, Kâbe'nin içinde dünyaya geldi.

İslam davetinin başlangıcında Peygamber'e iman etti ve onun yanında sorumluluk üstlendi. Hicret gecesinde yatağında kalması, bağlılığını canını tehlikeye atarak gösterdiği olaylardan biridir. İlim ve cesareti, kulluk hayatıyla birlikte gelişti. Resûlullah'tan öğrendiği Kur'an ve sünnet bilgisi, insanlara rehberliğinde temel oldu.

İmam Ali'nin (a.s.) yönetim anlayışında kamu malı bir emanet olarak görülür. Yakınlarına ayrıcalık tanımaması, güçsüzün hakkını gözetmesi ve yöneticileri halka karşı sorumlu tutması, adaletinin belirgin örnekleridir. Nehcü'l-Belâğa'da derlenen hutbe ve mektupları, bu anlayışı açıklar. Yetimin ihtiyacını ve yoksulun sıkıntısını fark eden bir önder olarak sade yaşadı. Kendi imkânlarıyla halkın durumunu birbirinden koparmadı.

İbadetindeki derinlik, insanlara hizmet etmesine eşlik etti. Gece duası, Kur'an'la ilişkisi ve nefsini hesaba çekmesi, kararlarında koruduğu hakkaniyetin manevi temeliydi. Ailesinde sevgi ve sorumluluk, toplumsal hayatta emanete bağlılık öne çıktı. Kâbe'deki doğumunun sevinci, bu hayatın bütününe duyulan sevgiyle paylaşılır. Onun ilmini öğrenmek ve yetki kullanırken adil davranmak, velâyetine bağlılığın günlük karşılıklarıdır. İmam Ali'nin hatırası, güçlü olduğu hâlde başkasının hakkına saygı gösteren ve elindeki imkânı hizmet için kullanan bir şahsiyetin örneğini taşır.

Hz. Zeynep’in (s.a) Vefatı [15 Recep]
431 gün kaldı

Hz. Zeynep (s.a.), İmam Ali (a.s.) ile Hz. Fâtıma'nın (s.a.) kızı ve Kerbelâ'dan sonraki tanıklığıyla tanınan bir şahsiyettir. Yakınlarının kaybından sonra hayatta kalanları gözetti, esaret sırasında Ehl-i Beyt'in sesini duyurdu ve bilgisini, dirayetini korudu. 15 Receb onun vefatının anıldığı gündür; vefat yeri hakkında farklı nakiller bulunduğundan kesin bir şehir belirtilmez.

Kûfe'de ve Şam'da yaptığı konuşmalar, İmam Hüseyin'in (a.s.) kıyamının hakikatini açıkladı. Yönetimin olayları bir zafer olarak sunmasına karşı, esirlerin kimliğini ve uğradıkları zulmü anlattı. Sözlerindeki açıklık, aile içinde aldığı ilmî terbiyenin sonucuydu. Korku ve baskı altında düşüncesini ifade etmesi, cesaretinin belirgin yönüdür. Onun tanıklığı sayesinde Kerbelâ, savaş alanının dışındaki topluluklara da ulaştı.

Hz. Zeynep'in (s.a.) şefkati, çocuklarla ve hasta İmam Seccâd'la (a.s.) ilgilenmesinde görülür. Kendi yasını yaşarken korunmaya ihtiyaç duyanları yalnız bırakmadı. Bu tutum, metanetinin insanlara karşı duyarlılıkla birlikte bulunduğunu gösterir. Allah'a tevekkülü ve ibadete bağlılığı, zorluk karşısında dayanma gücünü besledi. Sabır, hayatında sorumluluk taşımayı ve gerektiğinde söz söylemeyi içeriyordu.

Vefatının hatırası, Kerbelâ'nın ardından hakikati yaşatanların emeğini de korur. Onun hayatından öğrenilen merhamet, acı çeken ailelere destek vermede; dirayet ise haksızlık karşısında doğruyu söylemede karşılık bulur. Kadınların bilgisi ve manevi emeği, Hz. Zeynep'in bıraktığı örnekte açık biçimde görülür.

İmam Musa Kazım’ın (a.s) Şehadeti [25 Recep]
441 gün kaldı

İmam Mûsâ Kâzım (a.s.), Ehl-i Beyt'in yedinci imamıdır. Hayatının son yıllarını hapiste geçirmesine rağmen ilim ve rehberlik görevini sürdürdü. Rivayetlere göre Hârûnürreşîd'in emriyle hapishanede zehirlendi; kabri bugünkü Kâzımeyn'dedir. Hicrî 183 yılının 25 Receb günü Bağdat'ta şehit edildi.

Hapis şartları, İmam'ın namaz, dua ve Kur'an'la bağını kesmedi. Uzun ibadeti ve Allah'a yönelişi, çevresindekiler üzerinde de etkili oldu. “Kâzım” lakabıyla anılan öfkesine hâkim olma özelliği, bu ağır şartlarda korunmuş bir ahlaktı. Kendisine kötü davrananların karşısında vakarını yitirmedi. Sabırlı tutumu, imamet sorumluluğuna sadık kalması ve zulme onay vermemesiyle birlikte anlaşılır.

Hapsedilmeden önceki hayatında dinî soruları cevapladı, öğrenciler yetiştirdi ve ihtiyaç sahiplerini gözetti. Güvenilir temsilciler, farklı bölgelerdeki müminlerle bağın sürdürülmesine yardımcı oldu. Borçlulara destek olması ve yardımı incitmeden sunması, cömertliğinin belirgin örnekleridir. İnsanların sıkıntısını dinlemesi, hizmet anlayışında kişiye gösterilen saygının önemini ortaya koyar. Onun rehberliği, ibadetle birlikte toplumsal güveni ve yardımlaşmayı güçlendirdi.

İmam Kâzım'ın (a.s.) şehadetinin mateminde, baskıya karşı koruduğu onur ve manevi dayanıklılık hatırlanır. Kâzımeyn'deki ziyaret, ona duyulan sevginin ve bıraktığı öğretinin hatırasını yaşatır. Kendini denetlemek, emaneti korumak ve muhtaçlara destek vermek, onun ahlakında birbiriyle bağlantılıdır. Ailede öfkeye hâkim olmak da toplumda haksızlığa karşı ölçülü davranmak da aynı sorumluluğa dayanır. Hayatı, zor şartlar altında bile insanın kulluğunu ve başkalarına hizmet etme iradesini koruyabileceğini gösterir.

Meb’as Günü [27 Recep]
443 gün kaldı

27 Receb, Resûlullah'ın (s.a.a.) peygamberlik görevinin başladığı Bi'set günüdür. İlk vahiy, Mekke yakınındaki Hira Mağarası'nda geldi. Allah'ın elçisi, insanları tevhide çağırma ve vahyin rehberliğini onlara ulaştırma sorumluluğunu üstlendi. Okumaya ve Yaradan'ı tanımaya yönelik ilk çağrı, öğrenmenin ve bilinçli kulluğun değerini ortaya koydu. Bu başlangıç, İslam davetinin sonraki bütün dönemlerine yön verdi.

Peygamber'in daveti, insanın ahlakını ve toplumdaki ilişkilerini de etkiledi. Güçsüzlerin onurunu korumak, haksız kazançtan uzak durmak ve verilen sözü yerine getirmek, imanla birlikte öğretildi. Mekke'deki baskılara karşı sabrı, tebliğ görevine bağlılığını gösterdi. İnsanlara merhametle yaklaşırken hakikati açıklamaktan vazgeçmedi. Hz. Hatice (s.a.) ile İmam Ali'nin (a.s.) erken desteği, bu zor dönemin önemli dayanaklarıydı.

Bi'setin eğitim yönünde, insanın düşünmesini ve kendini arındırmasını sağlayan bir rehberlik vardır. Kur'an, aileden alışverişe kadar hayatın çeşitli alanlarında sorumluluk bilinci oluşturdu. Resûlullah'ın yaşayışı, vahyin hükümlerini ve güzel ahlakı insanlara uygulamalı biçimde gösterdi. Bilgiye verilen önem, kişinin öğrendiğini doğru davranışa dönüştürmesini gerektiriyordu. Bu sebeple dinî eğitimde niyet, ahlak ve başkasının hakkını gözetme birlikte yer alır.

Mi'rac, Peygamber'in gece yolculuğu ve ilahî yakınlığıyla hatırlanan başka bir olaydır. Namazın manevi anlamı, bu hatırada özel bir yer taşır. Bi'set gününde Kur'an okumak, salavat getirmek ve nebevî ahlakı öğrenmek, peygamberlik görevinin insanlığa sunduğu rahmeti hatırlatır. Aileye merhamet, komşuya saygı ve haksızlığa karşı dürüst tutum, bu öğretinin günlük karşılıklarıdır. 27 Receb'in temel anlamı Bi'settir; Mi'rac'ın kesin günü hakkında farklı nakiller bulunduğundan bu takvimde onun hatırası da birlikte anılır.

Soru ve cevaplar

Dini gün ve geceleri yaşatmak neden önemlidir?

Dini günler yalnızca geçmişte yaşanmış olayları hatırlatan tarihler değildir. Aynı zamanda ilahi öğretileri ve din önderlerinin örnek hayatlarını canlı tutmak, insanın Allah’a ve O’nun seçkin kullarına olan manevi bağını güçlendirmek için önemli birer vesiledir. Bayramların, doğum ve şehadet yıl dönümlerinin ve diğer önemli dini günlerin anılması; ahlaki ve inançla ilgili değerlerin gelecek nesillere aktarılmasına ve toplumun dini kimliğinin korunmasına katkı sağlar. Muharrem ve Aşura, bu kültürün en belirgin örneklerinden biridir; zulme karşı duruşu, hakikati savunmayı, özgürlüğü ve ilahi değerlere bağlılığı canlı tutan bir anlayışı temsil eder. Aşura’nın mesajını canlı tutmak, bu ruhun nesiller boyunca devam etmesini sağlar ve bu günlerin yalnızca geçmişe ait olmadığını, aynı zamanda günümüz insanına da yol gösterebileceğini hatırlatır.

Ramazan ayının başlangıç tarihi ve Ramazan Bayramı tarihleri neden değişebilir?

Bu takvimde, Ramazan ayının başlangıcı ve Ramazan Bayramı günlerin tarihleri hilalin görülmesine göre belirlenir. Bu nedenle, bu günlerin miladi tarihleri ilk hesaplamalara göre bir gün farklılık gösterebilir.

Hicri günlerin Miladi takvimdeki tarihleri neden farklı takvimlerde değişiklik gösterebilir?

Hicri takvim, Ay’ın hareketleri ve Hicri ayların başlangıcına göre düzenlenir. Ayın başlangıcını belirleme yöntemi bütün ülkelerde ve takvimlerde aynı değildir. Bazı yerlerde hilalin görülmesi esas alınırken, bazı takvimlerde astronomik hesaplamalar ve önceden belirlenmiş ölçütler kullanılır. Bu nedenle aynı Hicri gün, iki farklı takvimde Miladi tarihe çevrildiğinde bir gün farklı gösterilebilir.

Bir özel gün neden bazen iki farklı tarihle gösterilir?

Hz. Peygamber (s), Hz. Fâtıma (s.a) ve Ehl-i Beyt (a.s) ile ilgili bazı tarihî olayların zamanı hakkında farklı rivayetler ve tarihî nakiller bulunmaktadır. Bu nedenle bir doğum, şehadet veya vefat için kaynaklarda birden fazla tarih zikredilmiş olabilir.

Bir Hicri özel günün Miladi tarihi neden her yıl değişir?

Hicri yıl, Miladi yıldan yaklaşık 10 ila 11 gün daha kısadır. Bu nedenle Hicri özel günler Miladi takvimde her yıl yaklaşık 10 ila 11 gün daha erken bir tarihe gelir. Örneğin Ramazan ve Muharrem ayları yıllar ilerledikçe Miladi takvimin farklı mevsimlerine denk gelir.

Hicri bir gün gece yarısında mı başlar?

Dinî ve geleneksel Hicri gün anlayışında gece, gündüzden önce gelir ve Güneş battığında bir sonraki Hicri günün gecesi başlamış olur. Bununla birlikte takvim tablolarında kullanım kolaylığı için özel gün genellikle tek bir Miladi tarih altında gösterilir. Bu nedenle bir özel günün gecesine ait programlar, ilgili Miladi tarihten bir önceki günün akşamında başlayabilir.

Bazı Hicri aylar neden 29, bazıları 30 gündür?

Hicri takvim Ay’ın hareketlerine göre düzenlenir. Ardışık iki yeni ay arasındaki süre ortalama yaklaşık 29,5 gündür. Takvimde bir ayın tam günlerden oluşması gerektiği için Hicri aylar uygulamada 29 veya 30 gün sürer.

Yeni ayın kavuşum zamanı, yani Ay ile Güneş’in gökyüzünde yaklaşık aynı doğrultuya geldiği an, astronomik hesaplamalarla çok yüksek doğrulukla önceden belirlenebilir. Ancak kavuşumun gerçekleşmiş olması, hilalin hemen görülebileceği anlamına gelmez. Kavuşumdan sonra hilalin görülebilmesi için uygun gözlem şartlarının oluşması gerekir.

Hilalin görülebilirliği; Ay ile Güneş arasındaki açısal uzaklık, Ay’ın gün batımındaki yüksekliği, Güneş battıktan sonra Ay’ın ufukta kalma süresi, hilalin aydınlık oranı, gözlemcinin coğrafi konumu ve hava koşulları gibi etkenlere bağlıdır.

Buna karşılık bazı takvimler hesaplamaya dayalıdır. Bu takvimlerde Ay ve Güneş’in konumu, kavuşum zamanı, Ay’ın batış zamanı, yüksekliği ve belirli astronomik ölçütler kullanılarak Hicri ayın ne zaman başlayacağı önceden belirlenir. Böylece gelecek yıllara ait takvimler önceden hazırlanabilir ve her ayın o takvimde 29 mu yoksa 30 gün mü süreceği belirlenebilir.

Bununla birlikte hesaplamaya dayalı bir takvimin sonucu, ay başlangıcını hilalin fiilen görülmesine göre belirleyen bir takvimle her zaman aynı olmak zorunda değildir. Astronomik hesaplamalar yeni ayın başlangıcını belirli bir gün için öngörebilir; ancak belirli bir bölgede hilalin görülme şartları, uygulamadaki ay başlangıcının bir gün farklı kabul edilmesine yol açabilir.

Bu nedenle “yeni ayın doğuş zamanı”, “ayın başlangıcına ilişkin astronomik öngörü” ve “hilalin fiilen görülmesi” birbirinden ayrılmalıdır. Yeni ayın doğuş zamanı astronomik hesaplamalarla öngörülebilir; hesaplamaya dayalı takvimler de belirli ölçütlere göre önceden düzenlenir. Ancak hilal gözlemine dayalı takvimlerde bazı ayların başlangıç tarihi ve buna bağlı olarak bazı Hicri özel günlerin tarihi değişebilir.

Ayın yirmi dokuzuncu gününden sonra yeni ayın başladığı tespit edilirse önceki ay 29 gün sürmüş olur. Aksi durumda ay otuzuncu güne tamamlanır ve yeni ay bundan sonra başlar.