Güzel İnsan, Güzel Kul Yüce Resul

Bin dört yüz yıl önce yaşadı ve fani dünyaya veda etti. Ama onun güzelim misk-u amber kokusu bütün dünyayı on dört asırdır mest ediyor.

Bir defa değil, onlarca defa o güzel insanın hayatını gözden geçirdiğimizde, güzel sözlerini okuduğumuzda, her defasında yeniden ve yeniden kalp atışlarımız yükse-liyor, manevi bir hazla kendimizden geçer gibi oluyoruz.
Ne güzel bir insan! Ne kadar üstün ve kâmil bir şahsi-yet! Her işinde bir hikmet, her sözünde bir derinlik, her davranışında bir letafet ve zarafet var!

Kırmaz dökmez, incitmez, çevresine sürekli gül misali hoş kokular yayar, insanları dosdoğru yola onları zorla-madan yormadan hidayet eder.

En çok sevilen, en çok imrenilen, en çok beğenilendir ama asla kibirlenmez.
Çok çok seviliyor ama sevilmekten çok sevmesini bi-liyor. O insanlara adeta âşıktır. Hatta sadece insanlara değil, eşyaya bile muhabbet besliyor.

Onun gözünde küçük yoktur. Herkes, her insan değer-lidir. Çocuklara selam verir saygı gösterir. Giydiği elbi-seye, kullandığı eşyaya dahi saygılıdır. Hatta onlara isim-ler koyar. Allah’ın yarattığı hiçbir şey onun gözünde hor ve hakir değildir.
Yaratılmışların en üstünüdür ama asla üstün durmaz. O fakir ve sade görüntülü dostlarının arasına öyle bir dalmıştır ki kimse ayırt edemez. Nur yüzü, alımlı cemali olmasa tanımak mümkün olmayabilir.
Arkadaşlarıyla deve yarıştırmaktan bile çekinmez. Çünkü kendisini kimsenin önünde ve üstünde görmüyor.
Anne babasını küçük yaşta kaybetmiştir. Ama kalbin-de onlara karşı coşkun bir sevgi ve saygı ırmağı akar. Kendisine annelik babalık yapmış insanlara karşı da vefa-lıdır, onları hep anar.

Kadınlara karşı saygısı tamdır. Kadın çiçektir der ve onlara karşı bir çiçek gibi davranır. Kendi yemeğini ha-zırlamaktan, kendi elbisesini yamamaktan çekinmez. Takipçileri arasında eşlerine karşı en iyi davranan en yumu-şak davranan odur. Suskunluğu da konuşması kadar hik-met doludur. Baktığında, dünyayı baktığı yere taşır sanki. Her nazarında bin anlam vardır. Yüreğindeki varlık sev-gisi gözlerinden taşıyor her an.

Rabbine, yaratanına karşı hep boynu büküktür. Sanki en büyük günahları o işlemiş gibi, sanki hiçbir ibadet va-zifesini yerine getirmemiş gibi, hep mahcup, hep tövbe halinde ve hep huşu içinde.
Allah dediğinde bütün kalbiyle diyor, bütün ruhuyla diyor. Mecnun’un Leyla’yı andığındaki hasreti gibi Allah deyişlerinde hep büyük bir aşk coşkunluğu vardır.

Allah… Allah… Allah…

Onun hayatını dolduran tek kelime budur. Bu zikirle yatar, bu zikirle kalkar. Allah için sever, Allah için öfke-lenir.
Hep aşk halindedir, hep âşıktır, hep aşktır, hep aşkla doludur, hep maşukla doludur.
Güzel yüzünde kinden nefretten eser yoktur. Can düşmanlarını bile bağışlamıştır. Yüzünde hep güller açar. Cemali dikensiz bir gül bahçesidir.

Tebessümle konuşur, tebessümle dinler ve tebessümle cevap verir. Yüzünü gören dertlerini unutur. Bununla be-raber o aslında hep dertlidir. En dertlidir hem de!

Bütün yetimlerin yetimliğinin, bütün açların açlığının, bütün çaresizlerin çaresizliğinin, bütün ezilenlerin ezil-mişliğinin sızıları, acıları onun kalbinde toplanmıştır. O güzel yüreği, tek başına bin bir yük taşır.
Her yaşlı göze âşıktır. Her derde müşteridir. Her gam ve kedere ortaktır…

Çünkü o baştan ayağa sevgidir. O, kendisi değil baş-kasıdır. O başkasına kayıtsız kalabilir mi? Kimin canı acısa, onun canında yankılanır acısı! Çünkü o, yaratandan ötürü yaratılana da âşıktır! Her insanın canından ona ula-şan bir damar vardır ve her acıyı ona iletir.

O, kuldur elçi olmadan önce. Yüzünde, davranışında, konuşmasında, yemesi içmesinde, önce kulluğu görürsü-nüz.
O Allah aşkıyla gönlünü alçakta tuttukça yükselmiş yükselmiş ve Sidre-i Münteha’ya erişmiştir.
Muhammed (s) kuldur ve kulluk onun en büyük ma-kamıdır. Kulluğu ile bütün makamları küçük düşürmüştür. Kulluğu ile bütün erişilmez mertebeleri gerilerde bırakmıştır.

Emin insandır, yani güvenilen ve güvenilir insan… Bütün yaratılanlar için emin, güvenilir. Âmine ve Abdul-lah’ın emin yavrusu. Kureyş’in emin yetimi. Abdullmutta-lib’in emin torunu, Ebu Talib’in emin yeğeni. Bütün arka-daşları için emin bir dost. Bütün halk için emin bir adalet kapısı. Muhammed el-Emin!

Cebrail’in vahyinin emini, vahyin emin taşıyıcısı, Allah’ın emin elçisi, ümmetin emin şefaatçisi…

Fatıma için hem baba hem yavru! Kızına babasının annesi diyor. Çünkü oğlun anneye nazını o kızına yapar-dı! Fatıma ki ondan bir parçadır ve ne iyi kız, ne iyi an-nedir!

Eşleri için görkemli bir aşk dağı, huzur dolu bir hayat yoldaşı, şefkat dolu bir koca, uyumlu bir hayat arkadaşı.
Ali’nin hem efendisi, hem öğretmeni, hem kardeşi, hem kayınpederi, hem de en büyük aşkı! Öyle ki Ali’nin sabrını yeryüzünde bir tek onun yokluğu bitirebiliyor!

Muhammed doğup da batmayan güneş…
Muhammed sonsuz sevgi sonsuz aşk…
Muhammed sonsuz ışık sonsuz nur…
Muhammed gerçeğin parlak yüzü…
Muhammed varlığın çekirdeği, özü …
Muhammed yaratılan en güzel varlık…
Muhammed yaratanı en güzel anlatan ayna…
Muhammed en harika insan, en güzel insan…
Muhammed tarihin en parlak sayfası…
Muhammed en şanlı elçi…
Muhammed en büyük kurtarıcı…
Muhammed en çok seven…
Muhammed en çok sevilen…
Muhammed en çok bilen…
Muhammed en çok bilinen…
Muhammed en mütevazı kul…
Muhammed en üstün resul…
Muhammed!

Ey en iyi insan! En iyi baba, en iyi eş, en iyi kardeş, en iyi kul, en iyi elçi, en iyi dost, en iyi anlayan ve eni iyi anlatan, en iyi seven, en iyi sevilen, en parlak güneş, en temiz ırmak, en engin derya, en görkemli dağ, en zarif gül, en sevgili maşuk, en güzel yar…
Sana milyonlarca salât ve selam olsun. Sana, tertemiz Ehlibeyt’ine, sadık dostlarına ve seni seven herkese…
Ersan Baydemir / Ağustos 2011 / İstanbul